I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale'de kazanılan kara ve deniz zaferleriyle bu zaferlerin kazanılmasında Çanakkaleli asker ve sivillerin büyük katkısı herkes tarafından bilinmekte ve takdir edilmektedir.
Çanakkale'de sadece Çanakkaleliler değil ülkenin her tarafından (özellikle Batı ve İç Anadolu ile Trakya) gelen askerler savaşmıştır.
Bugün ülke dışında kalan eski Osmanlı vilayetlerinde yaşayanlar bile Çanakkale'de savaşmış atalarını gururla anmaktadır.
Ancak talihin bir garip cilvesi sonucunda 1914 yılı başında Osmanlı İmparatorluğu I. Dünya Savaşı'na katılmadan 8 ay önce Irak'a sevk edilen ve Çanakkale'deki silah arkadaşlarından önce İngiliz çıkarma ve işgaline karşı Basra'da kahramanca savaşan 26. Piyade Alayı 1. Tabur ve onun Çanakkaleli askerlerini unutmuşlardır.
Bu yazıyı kaleme almamın sebebi memleketlerinin çok uzağında savaşmış, şehit veya gazi olmuş bu bahtsız kahramanların hatırlanmasıdır.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Hikayemiz Çanakkale ile alâkası olmayan bir hadiseyle başlamaktadır.
Mayıs 1913'te Necd Emiri ve gelecekteki Suudi Arabistan'ın kurucu kralı Abdülaziz bin Abdürrahman el Suud'un (yaygın bilinen adıyla İbn Suud) Kuveyt ve Katar arasında uzanan Osmanlı vilayeti Lahsâ'yı (el-Hasa) işgal etmiştir.
Balkan hezimetinden yeni çıkmış olan Osmanlı yöneticileri siyasi, askeri ve ekonomik açıdan çok zor durumda olmasına rağmen İbn Suud'u cezalandırıp Lahsâ'yı tekrar ele geçirmeye karar verdi.
Komutanlığa daha önce Arabistan'da görev yapmış Ferik Süleyman Şefik (Söylemezoğlu) Paşa atandı.
Irak'taki birlikler askerî açıdan yetersiz görüldüğünden Balkan Savaşı'nda en az zarar almış ve emsallerine göre daha başarılı 3. Kolordu'dan bir piyade taburu ve 5. Kolordu'dan bir dağ bataryası seferi kuvvetin çekirdeğini teşkil edilmesi kararlaştırıldı.
Bu karar çerçevesinde Harbiye Nezareti 5 Şubat 1914'te 3. Kolordu Komutanı Esat (Bülkat) Paşa'ya 26. Alay 1. Tabur'un Basra'ya gönderilmek üzere hazırlanmasını emretti.
Emir çerçevesinde alay içinden subay, astsubay ve er kaydırılarak taburun mevcudu 800'e çıkarılacaktı.
Acele bir şekilde hazırlıklarını bitiren tabur 9 Şubat'ta Gelibolu iskelesinden Saratov vapuruna bindirilerek uzun ve meşakkatli yolculuğuna başladı.
Esat Paşa anılarında bazı erlerin çok umutsuz ve moralsiz vapura bindiğini not etmektedir.
Süleyman Şefik Paşa komutasında 1/26. Tabur Bağdat'a ulaştığında Basra ve Lahsâ'daki dengeler çoktan değişmişti.
İngiltere'nin Basra Körfezi'ndeki artan saldırgan tutumu yüzünden İbn Suud birdenbire asilikten müttefikliğe terfi etmiş ve Temmuz 1914'te onunla bir nevi ittifak anlaşması yapılacaktı.
Süleyman Şefik Paşa İstanbul'a dönerken Irak Valisi Cavit Paşa asayiş sorunlarını bahane ederek 1/26. Tabur'u Bağdat'ta tuttu.
İşin ilginci Ağustos ayında seferberlik planları gereğince Irak'ta bulunan dört tümenden üçü Doğu Anadolu ve Suriye'ye kaydırılırken 1/26. Tabur Irak'ta kalmaya devam etti.
Osmanlı Genelkurmayı'nın tahmin ve planlarının aksine İngilizler savaş ilan edilir edilmez 6 Kasım 1914'te Irak'a asker çıkarıp Fav'ı işgal etti ve Şattülarap üzerinden Irak içlerine ilerlemeye başladı.
Yerel birlikler ve Arap aşiretleri İngilizler karşısında tutunamadığı için Cavit Paşa 1/26. Taburu acil bölgeye gönderdi.
2. Bölük 11 Kasım'da Kütüzzeyn (Zain)de İngilizlere karşı taarruz ederek bozguna uğramış Osmanlı birliklerinin Seyhan'a çekilmesini sağladı.
13 Kasım'da tabur Binbaşı Adil komutasındaki Güney Müfrezesi'nin parçası olarak Seyhan'da savunma icra etti. Ama diğer birlikler dağılıp kaçtığı için Harabe'ye çekilmek zorunda kaldı.
17 Kasım Harabe Muharebesi de İngiliz zaferiyle sonuçlandı. 1/26. Tabur birlik ve beraberliğini muhafaza ederek düzenli bir şekilde Ebu el Hasib (Basra yakınları) çekilmeyi başardı.
Ancak 38. Tümen Komutanı Albay Subhi çoktan Basra'yı tahliye etmeye karar vermiştir ve tabura haber vermeden şehri boşaltır.
Sonradan Irak Cephesi'nin tarihini yazan Kurmay Binbaşı Süleymaniyeli Mehmet Emin 1/26. Tabur'un başına gelenleri şu şekilde ifade etmektedir:
…kendi haline terk edilen bu zavallı küçük müfrezenin Kurna'ya kadar çektiği sefalet ve ızdırap, urbandan (Bedevi aşiretleri) gördüğü ihanet ve hakaret na-kabil-i tasvirdir….bu metrukiyet ve ihmal bile bu alicenap ve temiz yürekli Anadolu yavrularını meyus etmemiş, aynı samimiyet ve hizmete devamdan zerre kadar alıkoymamıştır.
3-9 Aralık tarihleri arasında altı gün devam eden Kurna savunmasında 1/26. Tabur Mehmet Emin'in ifadesiyle:
(...) bu kahramanlardır ki Kurna'nın ratıb (nemli) ve yıkık duvarları arasında hurmalıkları önünde arslanlar gibi döğüşerek, ölerek ve öldürerek Irak Harbi'nin ilk ve müzlim (karanlık) sahaifine cidden parlak hatırat ve menakıp yazdırmışlardır.
Cavit Paşa benzeri ifadeler kullanarak, "Basra'nın cenubunda ve Kurna'da harbi temdit ettiren (sürdüren) ve en ziyade şehit ve yaralı veren bu tabur olmuştur" diye taburun Kurna kahramanlığını kayıt altına almıştır.
1/26. Tabur'un hayatta kalan personeli 9 Aralık'ta esir düştü.
Ne yazık ki bahtsızlıkları esarette de devam etti.
Önce Basra'daki geçici harp esiri kamplarına yerleştirilen Türk esirleri ardından gemilerle Hindistan'a taşındı.
Trenlerle Hindistan'ı baştan aşağı geçen esirler ardından tekrar gemilerle Burma'nın (Myanmar) Rangoon limanına götürüldü.
Seyahatlerinin son ayağı ise Irrawady Nehri üzerinden Thatmyo Harp Esiri Kampı'na sevkiyattı.
Thatmyo en uzaktaki kamp olduğu gibi ayrıca en sıcak ve nemlisiydi.
İngilizler ağır iklim koşullarına rağmen Türk harp esirlerini çeşitli bayındırlık ve yol yapım faaliyetlerinde çalıştırmışlardır.
Bunlardan en bilineni ve günümüzde de varlığını muhafaza eden Kandawgyi (Pyin Oo Lwin) Parkı'dır.
Elimizdeki kesin rakamlar olmasa da Türk esirlerinin hastalık ve iklim yüzünden en ağır zayiatı verdiği kamp da Thatmyo'dur. Yaklaşık 5 bin esirden 221'i ölmüştür.
Savaş sona erdiğinde harp esirlerinin hemen Türkiye'ye iade edilmesi gerekirdi. Ancak ülkede işgale karşı Kurtuluş Savaşı başlamıştı.
Mısır'daki kamplardan tahliye edilen Türk harp esirlerinin çoğunun savaşa katılması yüzünden İngilizler önce esir sevkiyatını yavaşlattı ve ardından tamamen durdu.
En uzaktaki kamp olan Thatmyo'daki Çanakkaleli harp esirlerinin çilesi savaş sona ermesine rağmen 2 buçuk yıl daha devam etti.
Bu sürede hastalık, iklim ve umutsuzluk yüzünden ölümler de devam etti.
Hayatta kalan esirler ancak 1921 yılı içinde Türkiye'ye ulaşabildi.
Çanakkale işgal altında olduğu için esirlerin bir kısmı vatana ulaşmalarına rağmen memleketlerine nihai zafer kazanılıncaya kadar dönemedi.
Bugün Türkiye'de ve dünyada Çanakkale zaferleri ve bu zaferleri kazanan kahraman Türk askerlerini bilinirken en az onlar kadar kahraman ve onlardan çok daha fazla zorluk ve azap çekmiş 26. Alay 1. Taburun subay, astsubay ve askerleri unutulmuştur.
Memleketlerinden çok uzakta Kütüzzeyn, Seyhan ve Kurna'da kahramanca savaşan 6 buçuk yıl en uzaktaki harp esiri kampında tropikal sıcaklık ve nem altında esaret çeken bu kahramanların hatırasını yaşatmak bir vatan borcudur.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish