Almanya'da Şubat 2025'te gerçekleştirilen federal seçimlerin ardından, Hristiyan Demokrat Birliği (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) arasında yeni bir koalisyon hükümetinin kurulması yönünde, parlamentoda oluşan çoğunluk ekseninde gerekli adımlar atılmaya başlandı.
İki parti, ülkenin mali ve savunma politikalarında köklü değişiklikler yapmayı hedefleyen bir mutabakata vardılar.
Trump'ın seçilmesinin ardından ABD'nin artık Avrupa üzerinden güvenlik şemsiyesini çekeceğine dair tüm işaretler, ABD tarafından açık ve net bir şekilde verildi.
Yeni oluşan uluslararası şartlar ve güvenlik gerekçelerinden dolayı Almanya, finansal anlamda bu iş için gerekli mali kaynağı bulabilmek amacıyla finansal sınırlarını zorlamak yönünde, müstakbel koalisyon ortakları arasında mali bir mutabakat sağladı.
Mutabakatın en dikkat çekici unsurları arasında, anayasal borç freni ("Schuldenbremse") kurallarının esnetilmesi, savunma harcamalarının artırılması ve altyapı yatırımları için büyük ölçekli bir fon oluşturulması bulunmaktadır.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Almanya'nın mevcut anayasal düzenlemeleri, hükümetin yıllık net borçlanmasını gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 0,35'i ile sınırlandıran bir borç freni mekanizması içermektedir.
Ancak, CDU/CSU ile SPD'nin üzerinde anlaştığı reform kapsamında, savunma harcamalarının GSYİH'nin yüzde 1'ini aşan kısmının bu borç freni kısıtlamalarından muaf tutulması planlanmaktadır.
Bu değişiklik, Almanya'nın savunma bütçesini önemli ölçüde artırmasına olanak tanıyacaktır.
Bu adımın arkasındaki temel nedenler arasında, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırgan tutumu ve ABD'nin Avrupa güvenliğine yönelik taahhütlerinde yaşanan belirsizlikler yer almaktadır.
Ancak, sadece bu yeni güvenlik durumundan dolayı Almanya silahlanmaya yatırım yapmıyor.
Almanya, artık AB içinde finansal durumu en uygun ülke olarak, bu yeni askeri yatırımlarla Avrupa'da fiilen liderliği de üstlenmek istiyor.
Savunma konusunda tarihinden dolayı II. Dünya Savaşı'ndan sonra sürekli dikkatli ve ihtiyatlı adımlar atan Almanya, yeni oluşan şartlar ve AB içinde alternatifi olmamasından dolayı "istemeyerek" bu liderliği üstlenmek durumunda kaldı. Almanya'nın alternatifi, Fransa'nın mali gücü; savunma alanındaki liderliği üstlenmeye müsait değil.
Almanya'nın üstlenmek istediği bu yeni rolü uzun vadede sürdürebilmesi için, ekonomik anlamda kendisini yeniden yapılandırması da gerekiyor.
Bu nedenle kurulacak olan koalisyon hükümetinin planları arasında, altyapı projelerine yönelik 500 milyar Euro'luk devasa bir fon oluşturulması da bulunmaktadır.
Bu fon, önümüzdeki on yıl içinde ulaşım, enerji, eğitim ve sağlık gibi kritik alanlardaki projeleri finanse etmek için kullanılacaktır.
Yeşiller Partisi'nin de desteğiyle, bu fonun 100 milyar Euro'luk kısmının iklim ve ekonomik dönüşüm projelerine ayrılması kararlaştırılmıştır.
Bu yatırımların, Almanya'nın ekonomik büyümesini desteklemesi ve uzun vadede sürdürülebilir kalkınmaya katkıda bulunması beklenmektedir.
Borç freni reformu ve büyük ölçekli borçlanma planları, Almanya'da siyasi ve toplumsal tartışmalara yol açtı.
Özellikle Hür Demokrat Parti (FDP), Almanya için Alternatif (AfD) ve Sol Parti (Die Linke) gibi partiler, bu reformlara karşı çıkmış ve anayasal düzenlemelerin esnetilmesinin mali disiplin açısından riskler taşıdığını savunmuşlardır.
Buna rağmen, Bundestag'da yapılan oylamada, CDU/CSU, SPD ve Yeşiller Partisi'nin geniş desteğiyle reformlar kabul edilmiştir.
Bundesrat'ta da gerekli çoğunluk sağlanarak, reformların yasalaşması için önemli bir adım atılmıştır.
Almanya'nın savunma harcamalarını artırma ve altyapı yatırımlarını genişletme yönündeki bu adımları, Avrupa güvenliği ve transatlantik ilişkiler açısından da önemli sonuçlar doğuracaktır.
usya'nın artan tehditleri karşısında, Almanya'nın savunma kapasitesini güçlendirmesi, NATO'nun Avrupa'daki caydırıcılığını artıracaktır.
Ayrıca, ABD'nin Avrupa güvenliğine yönelik taahhütlerinde yaşanan belirsizlikler göz önüne alındığında, Almanya'nın bu adımları, Avrupa'nın kendi savunma yeteneklerini geliştirmesi açısından kritik bir öneme sahiptir.
Almanya, öngörüldüğü gibi yükselen askeri ve ekonomik dönüşümünü başarılı bir şekilde tamamlayabilir ve Avrupa, özellikle dış politika ile güvenlik alanında birleşmesini derinleştirebilir ise, Avrupa Birliği; ABD, Çin'den sonra, belki Rusya ve Hindistan'dan önce, dünyanın beş önemli aktöründen biri olarak yaptırım gücüne sahip bir blok ve uluslararası arenada etkin bir aktör konumuna yükselebilir.
İç politikada ise, kurulacak koalisyon hükümeti, savunma ve altyapı yatırımları sayesinde öngörüldüğü gibi ekonomik canlılığı sağlayabilir, yükselen aşırı sağın önünü keserek marjinalleşmesini temin edebilir ve bu anlamda hem toplum olarak iç konsolidasyonu güçlendirir hem de benzer problemlerle mücadele eden Avrupa ülkeleri için örnek teşkil edebilir.
Bu bağlamda, yeni kurulacak koalisyon hükümetinin başarısı ya da başarısızlığı, sadece Almanya için değil, tüm Avrupa için hayati öneme sahiptir. Yeni hükümetin başarısızlığının Avrupa'ya ve hatta dünyaya yansımaları çok ağır olabilir.
Hristiyan Demokrat Partisi (CDU) Genel Başkanı Friedrich Merz liderliğinde kurulacak yeni Alman hükümetinin tarihi misyonu, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'yı yeniden kuran yine Hristiyan Demokrat partili Konrad Adenauer'in misyonuna benzetiliyor.
Bu anlamda Merz başarılı olursa Adenauer'e, başarısız olursa Weimar Cumhuriyeti döneminde iktidarı Hitler'e teslim eden van Papen'e benzetilebilir.
Çünkü Merz'in başarısızlığı, aşırı sağ partisi AfD'nin iktidara gelmesine zemin hazırlayabilir.
Sonuç olarak, CDU/CSU ile SPD arasındaki koalisyon hükümetinin borç freni reformu ve büyük ölçekli yatırım planları, Almanya'nın mali, ekonomik ve savunma politikalarında önemli bir dönüşümü işaret etmektedir.
Bu adımların, ülkenin uzun vadeli ekonomik büyümesine, altyapısının modernizasyonuna ve ulusal güvenliğinin güçlendirilmesine katkıda bulunması beklenmektedir.
Ancak, bu politikaların uygulanması sürecinde karşılaşılabilecek mali disiplin ve siyasi uzlaşma zorlukları dikkatle yönetilmesi gereken unsurlar olarak öne çıkmaktadır.
Bu çerçevede Almanya'yı ve Avrupa'yı ilginç bir süreç beklemektedir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish