Türk dünyasında tarih, gelenek ve maneviyatın buluştuğu ay: Ramazan

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak Independent Türkçe için yazdı

Kolaj: Independent Türkçe

Zaman, usulca akan bir nehir gibi yaşamın kıyılarını yıkayıp geleceğe doğru akarken, 11 ay boyunca gecelerin karanlığını aydınlatan hilal yeniden göründüğünde ramazana uyanır İslam âlemi.

Manevi duyguların tazeliğiyle yoğrulmuş bu mübarek ay, gökyüzünden dökülen rahmet damlaları gibi gönüllere iner, ruhları aydınlatır.

Semayı süsleyen mahyalar, dualarla arşa yükselen minareler ve iftar sofralarındaki ilk lokmanın huzuru, ramazanın kutsal dokusunu nakşeder insanın yüreğine.

Her yıl olduğu gibi, yine fısıldar dudaklar: "Hoş Geldin Ey Şehri Ramazan".

Çocukluk günlerinin neşeli iftarlarını, avlulara kurulan sofraları, sıcacık komşuluk muhabbetlerini özlemle ananlar olur.

Paylaşılan bir dilim ekmek, iftarın geldiğini haber veren müezzinler, minarelerin şerefelerinde geceyi aydınlatan ışıklar, teravihin ardından edilen dualar, sahur vakti imsak vaktini haber veren ezan beklenirken mahmur gözlerle ağza atılan son lokmalar, ramazan denince akla gelen ortak anılardır.

Bir ay boyunca yaşanan bu zamanlar birlikte yaşanan huzurun geleceğe aktarılan hatırasıdır.  

Ramazan, yalnızca geçmişin değil, bugünün ve yarının da umudunu taşır.

Her ramazan geldiğinde, bizler gönlümüzden başlayan bir yolculuğa çıkarız.

Yıllar içinde farklı zamanlarda geçirdiğimiz ramazan hatıraları bizleri bazen başka coğrafyalara da götürür.

Ortadoğu'nun sıcak rüzgârlarında yankılanan ezanlar, Afrika'nın mütevazı iftar sofraları, Türkistan ve Anadolu'nun bereketle donatılmış masaları…

Nerede olursa olsun, ramazan hep aynı ruhu taşır: Paylaşmanın bereketini, sabrın güzelliğini ve duaların birleştirici gücünü.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Ancak bu geniş coğrafyanın bir köşesinde, ramazan sevinçten çok hüzünle anılır.

Türk-İslam dünyasının en mahzun ramazanı Doğu Türkistan'dadır.

Bir zamanlar minarelerinden yükselen duaların yankılandığı bu kadim topraklarda artık derin bir sessizlik hâkim.

Yıllardır süregelen baskılar, oruç tutmayı bile yasaklayan zulümler, ramazanı orada bir hasret ayına dönüştürmüştür.

Bir zamanlar camilerinde üç hatta beş hatimle teravih namazlarının kılındığı bu şehirler, bugün sessizliğin ve acının şahidi olmuştur.

Oysa Türk dünyası, yalnızca bir milletin değil, ortak bir kültürün, inancın ve tarihin mirasını taşıyan büyük bir medeniyet coğrafyasıdır. Türkiye, bu geniş haritanın yalnızca küçük bir parçasıdır.

Rusya'nın derin bozkırlarından Orta Asya'nın yeşil vadilerine, Balkanlardan Kafkaslara kadar milyonlarca Türk, her ramazan ayında aynı duaya amin demektedir.

Farklı lehçelerde farklı geleneklerle ama aynı niyetle: Birlik, kardeşlik, bedensel ve ruhsal arınma, dua ve huzur…

Ve işte, her ezan sesi, her açılan iftar, her edilen dua, aslında bu büyük medeniyetin damarlarında dolaşan bir hatıradır.

Ramazan, sadece açlığa sabretmek değil, birbirimize daha çok kenetlenmek, bir lokmayı paylaşırken bir yüreği de paylaşabilmek demektir.

Birlikteliğimizin, inancımızın ve umudumuzun ayıdır ramazan. Çünkü ramazan, ne zaman ve nerede olursa olsun, gökyüzünün altında dua eden her gönülde aynı ışıkla yanar.

Hoş geldin ey şehr-i ramazan… Mazlumlara kurtuluş, gönüllere huzur, coğrafyamıza bereket getir!
 

 

Türkistan'da birliğin ve paylaşmanın ayı

Ramazan ayı, Türk dünyasının dört bir köşesinde, Özbekistan'dan Kazakistan'a, Kırgızistan'dan Azerbaycan'a kadar uzanan geniş coğrafyada, bir özlemin, bir hasretin ve birliğin simgesi olarak idrak edilir.

Bu mübarek ay, sadece oruç tutmaktan ibaret olmayıp, halkların gelenek ve göreneklerini, manevi değerlerini, yemek kültürlerini, paylaşma ve yardımlaşma arzusunu içinde barındırır.

Ramazanın gelişiyle birlikte, camilerde dua sesleri yükselir, gönüller bir araya gelir ve içsel huzurun tadı, tüm coğrafyada hissedilir.

Türk dünyasında ramazan, bir ibadet zamanı olmanın ötesinde, kültürlerin bir araya gelip, birbiriyle kaynaştığı, geçmişin hatırlatıldığı, nesiller arası bağların güçlendiği bir döneme dönüşür.

Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan gibi ülkelerde, ramazan ayının gelişiyle birlikte camiler, özellikle gençlerle dolup taşar.

Gözler, minarelerden yayılan ezanla birlikte bir an olsun birbirinden ayrılmayan dostlukları, komşulukları ve kardeşlikleri arar.

Her ne kadar ramazan, her ülkede farklı geleneklerle kutlansa da Türk dünyasındaki ramazan kültürünün temel taşları, tarih boyunca ortak bir zemin üzerinde şekillenmiş, birbirini tamamlayan ritüelleri içerir.

Kırgızistan, ramazanı Anadolu mutfağından izler taşıyan zengin yemek kültürüyle kutlar.

Kırgız pilavı, etli ve hamurlu yemeklerin en güzel örneklerinden biridir.

Kırgızların mutfağında, "plav" adı verilen bu pilav, kuzu eti, havuç ve kuru meyvelerle harmanlanarak yapılır ve damaklarda unutulmaz bir tat bırakır.

Türk dünyasındaki pek çok diğer pilavla aynı adla anılmasına rağmen, her birinin kendine özgü pişirme usulleri, kullanılan malzemeler ve sunum biçimleriyle farklılık gösterir.

Özbekistan'daki pilavlar ise adeta birer sanat eseridir; Taşkent, Buhara, Semerkand gibi kadim şehirlerin her birinde, pilavın pişirilme biçimi, yemeğin kendine has lezzetini ve tarihini yansıtır.

Bu yemekler, ramazan sofralarında sadece mideleri doyurmakla kalmaz, aynı zamanda şehirlerin, köylerin geçmişini ve kültürel zenginliğini sofrada yaşatır.

Kırgızistan'da, iftar sofralarına ayrı bir lezzet katan "Boorsok", koyun yağında pişirilen bir tür hamur kızartmasıdır.

Bu tatlısı ve tuzlusu yapılan Boorsok, çoğu zaman sade olarak yenir ya da reçelle birlikte sunulur.

Anadolu'nun pişi kültürüne benzer olan Boorsok, ramazanın o manevi atmosferinde komşular arasında paylaşılır, birlikteliğin, kardeşliğin en güzel simgelerinden biri olur.

İftar sofraları, sadece yiyeceklerin paylaşıldığı değil, aynı zamanda gönüllerin kaynaştığı, dostlukların pekiştiği, haneler arasındaki bağların daha da kuvvetlendiği anlar haline gelir.

Ramazan ayının bir diğer önemli geleneği, büyük camilerde kurulan iftar sofralarına yansıyan hayırseverliktir.

Camiler, ramazanın huzurlu atmosferinde, sadece ibadet için değil, aynı zamanda yardımlaşmanın en güzel örneklerini sergileyen mekanlar haline gelir.

Toplumun hayırsever bireyleri, maddi durumuna bakılmaksızın, iftar vermek için sıraya girer.

Zengin ve fakir, her yaştan insan, farklı kökenlerden gelen cemaat, bu sofralarda bir araya gelir ve aynı ekmeği, aynı suyu, aynı sevgiyi paylaşır.

Türk dünyasında ramazan, yalnızca bireysel bir ibadet olmanın ötesinde, kolektif bir dayanışma ve yardımlaşma ruhtur. Bu ruh, Türk halklarının kalplerine derin bir şekilde kazınmıştır.

Ramazan ayında, özellikle bayram öncesinde, iftar sofralarında buluşan insanlar, bayram günü de bir araya gelir ve bayram sofralarını birlikte açarlar.

Bu sofralar, sadece yemekle değil, aynı zamanda paylaşılan hikayeler, gülüşler, geçmişe dair anılarla da zenginleşir.

Çocuklar, ramazan manileri söyleyerek ev ev dolaşır, bayram sabahı kapıları çalar ve komşularından harçlık alarak bayramın coşkusunu yaşarlar.

Küçük birer neşe kaynağı olan bu çocuklar, ramazanın neşesini, hayatın tüm zorluklarının ötesinde bir umut ve sevgiyle taşırlar.

Türk dünyasında ramazan, bir halkın, bir milletin, bir coğrafyanın tarih boyunca inşa ettiği kültürel zenginliklerin bir aynasıdır.

Farklılıklar içinde bir araya gelmiş bir bütünün, bir milletin ruhunu ve kalbini ortaya koyar.

Oruçların tutularak, dua edilerek, yemekler paylaşarak, sofralar kurularak, gönüller birleşir ve insanlık adına en yüce duygular yaşanır.

Ramazan, sadece bir oruç tutma süresi değil, bir milletin benliğini bulduğu, kültürünü yücelttiği, kalplerin bir araya geldiği, paylaşılan her lokmada daha da büyüyen bir sevgi ayıdır.
 

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

 

Özbekistan'da ramazan heyecanı

Orta Asya'nın parlayan incisi Özbekistan, her köşesinde tarih kokan bir coğrafyadır. Semerkand, Buhara, Hive…

Bu topraklar, medeniyetin en derin izlerini taşıyan kadim şehirlerdir.

Özbekistan'ın bu büyülü şehirleri, sadece tarihin sayfalarında değil, aynı zamanda halkın gönlünde de derin bir yer edinmiştir.

Özellikle Semerkand ve Buhara, öylesine derin anlamlar taşır ki, onların yeri ne şiirlerden ne de tarih kitaplarından silinmiştir.

Bir zamanlar, yeryüzünün en büyük ilim, sanat ve kültür merkezleri olan bu şehirler, şimdi de manevi bir ışık olarak kalpleri aydınlatmaktadır.

Semerkand, bir zamanlar dünyanın en parlak yıldızlarından biriydi.

O, "yeryüzünün süsüdür" derken, özde bu toprakların huzur ve barışla dolu olan derin ruhunu da yansıtıyorduk.

Buhara ise, yalnızca tarihi değil, aynı zamanda İslam'ın gücünü simgeliyor, minarelerinin gövdesinden yükselen ezan sesleriyle İslam'ın azametini her yönüyle hissettiriyordu.

Semerkand ve Buhara, tarih boyunca büyüsünü koruyan, her köşesiyle insanın kalbine dokunan şehirlerdir ve bu büyü, ramazan ayı geldiğinde bir başka boyut kazanır.
 

Fotoğraf: TRT Avaz
Fotoğraf: TRT Avaz

 

Ramazan, Özbekistan'ın dört bir yanında manevi bir coşku, ruhsal bir uyanış anlamına gelir.

Özellikle Semerkand ve Buhara'da bu ay, bir başka güzellikle karşılanır.

İftar sofraları, geleneksel lezzetlerle donanırken, her bir tabak, sadece mideleri değil, aynı zamanda kalpleri de doyurur.

Semerkand ekmeği, ramazan sofralarının baş tacıdır. Efsaneleşmiş patır ekmeği, kaynatma çorbası, Özbek pilavı, sıcak sıcak gelen samsa börekleri… Ve o enfes piyâle çayı…

Her biri, adeta ramazanın anlamını ve bereketini sofrada somutlaştıran, insana huzur veren birer öğe olur.

Özbek mutfağının bu özel yemekleri, misafirperverlik ve paylaşmanın en güzel sembollerindendir.

Ramazan akşamları, Özbekistan'da camilerde farklı bir coşku yaşanır.

Teravih namazları, tüm şehirleri, kasabaları, köyleri sarar.

Geniş cemaatler, huzur içinde, kalpten kalbe dua ederler.

Başkent Taşkent'teki Akmescit Camii, bu coşkunun merkezi gibidir.

Binlerce insan, bir araya gelir, teravih namazlarını birlikte kılar.

O an, sadece bir ibadet anı değil, bir milletin ruhunun birleştiği, huzurun ve sükûnetin hâkim olduğu eşsiz bir zamandır.

Akmescit Camii'nin bulunduğu nehir kenarındaki yollar, bu kalabalık için trafiğe kapatılır, çünkü bu mübarek gecede insanlar bir arada olmak, manevi havayı birlikte solumak isterler.
 

Fotoğraf: TRT Avaz
Fotoğraf: TRT Avaz

 

Özbekistan'ın çocukları, ramazan ayının neşesini daha da büyütür.

Diğer İslam ülkelerinde olduğu gibi, onlar da ramazanı sevinçle bekler.

Ay başlamadan önce, "Ya Ramazan" ilahilerini söyleyerek komşuları ve akrabalarını ziyaret ederler.

Gözlerinde mutluluğun ışıltısı, ramazana olan sevgilerini her notada hissedilir.

Bu, sadece çocukların değil, tüm halkın gönlünde bir sevinç ve heyecan dalgası yaratır. Ziyaretler, harçlıklar, şekerler…

Ancak en değerli ödül, ramazanın onlara kattığı manevi derinlik ve kalpten kalbe bağ kurma fırsatıdır.

Ramazan, tüm İslam dünyasında olduğu gibi, Özbekistan'da da huzur ve bereketin zirveye çıktığı bir aydır.

Mekke, Medine, Kudüs, İstanbul, Bosna, Kahire, Fas, Cezayir, Sudan, Türkistan… İslam coğrafyasının her köşesinde ramazan, huzurun, sevginin, paylaşmanın ve fedakârlığın simgesi olmuştur.

Özbekistan'da ise bu manevi iklim, adeta bir gelenek halini alır. Camilerde, evlerde, sokaklarda, pazarlarda…

Her yerde ramazanın özüdür; insanlar birbirine kenetlenir, yoksullarla zenginler aynı sofrada buluşur, gönüller ortak bir dua ile birleşir.

Ramazan, aynı zamanda insan olmanın, konukseverliğin, paylaşmanın, sevginin, hoşgörünün, karşılıksız iyiliğin temel vasıflarını bizlere hatırlatır.

Özbekistan'da bu manevi atmosfer, tüm insanlara ramazanın gerçek anlamını, bir toplumun birlik içinde nasıl hareket etmesi gerektiğini gösterir.

Bir oruçtan, bir iftardan çok daha fazlasıdır ramazan.

O, bir milletin tarihini, kültürünü, ruhunu yeniden yaşadığı, yeniden büyüttüğü bir dönemdir.


Ramazan manilerinden Jarapazan'a

Türk dünyasının sözlü kültür geleneklerinden biri olan Jarapazanlar orucun faziletini, İslam dinin emir ve tebliğlerini, yardımlaşmayı ve dayanışmayı, hediyeleşme kültürünü anlatan ve aktaran sözlü halk edebiyatı ürünleridir.

Bu gelenek Kazaklardan, Kırgızlara, Özbeklerden, Türkmenlere ve Uygurlara kadar geniş bir coğrafya varlığını sürdürmektedir.

"Jarapazan" veya "Ramazannameler" olarak bilinen bu şiirler, ramazan ayında özellikle çocuklar tarafından söylenir.

Köy köy, kapı kapı dolaşarak bu şiirleri okuyan kişilere "jarapazanşı" denir.
 

 

Kazaklarda bazı jarapazanlar iki kişi tarafından söylenir, "Aytuwşı" "jarapazan"ın asıl metnini "qostawşı" ise "jarapazan"ın nakaratını tekrarlar.

Jarapazan söyleyen kişilere paranın yanında peynir, yağ, börek de verir ve onlar için dua edilir.
 

 

Jarapazan şiirleri, on bir heceli "kara ölçü" ritmiyle söylenir.

Şiirlerin sonunda "Bay Muhammet Ümmetine Jarapazan, Orazan kabul olsun Can" gibi nakaratlar tekrarlanır.
 

 

Bu şiirlerin söylendiği evlerde, inanç gereği mutlaka dua da edilir.

Bu gelenek, Kazak halkının ramazan ayına verdiği önemi ve manevi değerleri yansıtır.
 

 

Kazaklarda cömertlik ayı, sadaka ayı olarak bilinen Oraza ayınında her türlü kötülükten, edebe aykırı davranışlardan uzak durulur.

Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi'nin manevi mirasının yaşadığı bu topraklarda, ramazan hazırlıkları Nevruz gibi milli bayramlarda olduğu gibi çevre temizliğiyle başlar.

Halk, camileri ve evleri temizleyerek bu kutsal ayı karşılamaya hazırlanır.

Ramazan öncesi yapılan "avız açar" alışverişi, bu hazırlıkların önemli bir parçasıdır.

Kazaklar, oruç tutan kişiye hürmette kusur etmez, kendi sofrasını oruç tutan kişilere açarlar.

Ramazan ayında sadaka dağıtmada, sofra kurmada, iyilikte, içtenlikte, misafirperverlikte birbirleriyle yarışırlar.

Büyük sofralarda gerçekleştirilen iftarlar, dostluğu artırmakta, birliği ve berberliği kuvvetlendirmektedir. 

Ramazan boyunca Kazak Türkleri, geleneksel yemeklerle donatılmış sofralar hazırlar.

Ramazan menüsü Beşparmak, pilav gibi yöresel lezzetlerin yanı sıra bol meyveler de bu sofralarda yerini alır.

Ramazanın ilk günü, Hoca Ahmet Yesevi türbesi manevi bir atmosferde ziyaret edilir.

Burada Kuran okunur, dualar edilir ve halk bu kutsal mekânda manevi bir huzur bulur. Teravih namazları, merkezi camilerde hatimle kılınır ve halk bu camileri tercih eder. 
 

 

Kazakistan'da ramazan, sadece dini bir ay olarak değil, aynı zamanda toplumsal dayanışma, paylaşma ve kültürel mirasın yaşatıldığı bir dönem olarak da kutlanır.

Hoca Ahmet Yesevi'nin manevi öğretileri, bu kutlamalarda hâlâ canlı bir şekilde hissedilir.

Bu mübarek ayın tüm insanlığa barış, huzur ve mutluluk getirmesini temenni ediyoruz.

Özbekistan'daki kardeşlerimizle birlikte, tüm Türk dünyasına, İslam âlemine ve özellikle tüm belde, şehir ve ülkelerimize, ramazanın ve yaklaşan ramazan bayramının hayırlar getirmesini dileriz.

Hoş safa geldin ey şehri Ramazan!


Bu anlamlı cümle, sadece Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Mısır, Kıbrıs, Kaşgar ve Kırım için değil, tüm İslam coğrafyası için bir davettir: Herkes bir araya gelsin, gönüller birleşsin ve ramazanın manevi ışığı, her köşe bucağa yayılsın.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU