İngiltere'de Henley Business School'da öğretim üyeliği yapıyorum.
Örgütsel davranış derslerinde söylerim:
Coğrafya kader ise bu kaderi yaratan sosyolojidir.
Sosyoloji değişmeden kader değişmez!
Bireyin kaderi de öyledir, düşüncesi değişmeden yaşamı değişmez.
Bu da yeni zamanın ruhunda kalıpların dışında düşünerek oluyor.
Her kaynağı kullanabilen, tersiyle düşünebilen insanlar. Yaratıcı/yıkıcı insanlar…
Kalıpların dışında düşünen insanlar.
Size onlardan birini örnekleyeceğim ilham olsun diye; Dick Fosbury'den…
Kuralları gerçekten yıkan bir büyük atletten.
1960'ların başlarında, Dick Fosbury ellerini hemen hemen her türlü sporda denedi; ama hiçbirinde ilerleyemedi.
Fosbury 1,93'lük boyuna rağmen lise basketbol takımına bile seçilememişti.
Zayıf uzun boyluydu, vücut yapısı atletizm için çok uygun değildi.
Ama onun yeteneği vücudunda olduğundan çok beynindeydi.
İnşaat mühendisliği okuyordu, mühendisliği ile vücut yapısını harmanladı ve Fosbury atlayışını bularak bir spor dalını değiştirdi.
1968'deki Meksika Olimpiyat Oyunlarına kadar bütün yüksek atlamacılar, "Western Roll" dedikleri alışılmış bir teknikle yüzleri çıtaya dönük, vücutları paralel şekilde çıtayı geçerek yarışıyorlardı.
Fakat bu durum değişmek üzereydi.
Pek tanınmamış bir atlet çıtaya yaklaştı ve 2,24 metrelik atlayışı ile yeni bir dünya rekorunu belirledi.
Tek yaptığı havalandıktan sonra, tüm atletlerin aksine çıtaya yüzünü değil sırtını dönmekti.
Atletin adı, Dick Fosbury'di. O günden sonra bu atlayış tekniği onun adıyla anıldı.
Bugün yüksek atlamada hâlâ bu teknik (Fosbury Flop) kullanılıyor.
Bu tekniğin ardındaki sır nedir?
Ardında kütle merkezi adı verilen bir fizik kavramı yatar.
Her obje için, kütlenin objenin etrafında nasıl dağıldığını göz önüne alarak bütün kütlesinin ortalama konumunu belirleyebiliriz.
Örneğin, eşit dağılan yoğunluğa sahip düz bir dikdörtgen objenin kütle merkezi, birbirlerinden eşit uzaklıklarda olan her iki köşegenin kesişim noktası olacaktır.
Bir süpürgeyi tutarak ve yavaşça ellerinizi birleştirerek dengelemeyi deneyin.
Bu ağırlık merkezi süpürgenin kütle merkezinin tam altındadır.
Biz insanların da kütle merkezi vardır.
Çoğu insan ayağa kalktığında kütle merkezleri karınları civarındadır; ama ellerinizi havaya kaldırdığınızda kütle merkezinize ne olur?
Kütle merkeziniz yukarı taşınır.
Siz gün boyu hareket ettikçe, vücudunuzun pozisyonuna bağlı olarak sürekli değişir.
Biraz garip olmakla beraber, bütün kütlenizin ortalama pozisyonu böyledir.
Birçok objenin kütle merkezi cismin dışındadır.
Fosbury, 1968 Meksika Olimpiyatları öncesi bunu denemiş ve oyunlarda bu atlayışı başarınca herkesin merak ettiği bir isim olur.
Kendi ifadelerine göre bu atlayışı yaptığı anda rakiplerinin antrenörleri hemen kural açığı aramışlar…
Ama tabi ki, bulamamışlardı.
Geliştirdiği yöntemde başlarda gazeteler "dünyanın en tembel yüksek atlamacısı" dediler.
Olimpiyatlara geldiğinde medya yine onu es geçti.
Ama o yılmadı.
Başkasının doğrularını doğru bilip uygulamadı, kendi inandığı doğruları uyguladı.
Onun inovatif yaklaşımı kalıpların dışında düşünce yapısı sayesinde büyük başarı kazandı.
Oregon'lu spiker, Dick Fosbury bu atlayışı yaptığında atlayışın adına "Fosbury Flop" deyince de isim öyle kalmış.
He will live on in Olympic history.
— The Olympic Games (@Olympics) March 14, 2023
Rest in peace, Dick Fosbury, the man who changed high jump forever. pic.twitter.com/bzCP0HwYHE
İlhamı olan bir adamdan söz ettik.
Peki, ilham nasıl ve nereden gelir?
Neden bazı insanlar neredeyse çabasız bir biçimde yaratıcı fikirler ve hissiyatlar ile doluyken, bazıları bu yeteneklerden yoksundur.
Acaba ilham sadece sanatçılara, bilim insanlarına, reklamcılara, tasarımcılara ve onlar gibilere özgü bir hediye midir?
Ya da Fosbury'e mi?
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İngilizce ilham demek olan "inspiration" kelimesi, aynı zamanda nefes almak demek.
Bu kadar seyyal, bu kadar havadar bir şey aslında ilham diye bahsettiğimiz mesele.
İlham aynı zamanda değişmekle ilgilidir.
Deneyim kazandıkça, öğrendikçe, yaşadıkça, hatta sadece düşündükçe bile değişiyoruz.
Duyduğumuz her söz, okuduğumuz her cümle, işittiğimiz her melodi, gördüğümüz her yüz, aklımıza günde on binlercesi üşüşen düşüncelerimizden her birisi, beynimizi ve beynimizin hücreleri arasındaki bağlantıları değiştiriyor.
Beynimizin değişmesi demek, her an her birimizin aslında hafif farklarla da olsa başka bir zihne doğru evrilmemiz, dönüşmemiz demek.
Tüm deneyimlerimiz bizi hafifçe de olsa hem bedenen hem zihnen farklılaştırıyor, farklı insanlara dönüşmemizi sağlıyor.
Bazen iklimin de buna izin vermesi lazım.
Kültürel zeka önemli.
Çok iyi bir hikayeydi bu anladığımızda.
Evet, Fosbury, insanoğlunun o güne kadar ulaşabildiği en yüksek seviyeye sıçramıştı.
Sadece herkesin tersine, aksini düşünerek. Yaratıcılığını konuşturarak.
Buradan son sözü söyleyelim:
Yaratıcılık:
Buluş düşününce "İcat çıkarma",
Duygulanıp yazınca "Edebiyat yapma",
Düşünüp sorgulayınca "Felsefe yapma"
Çoğunluk vasata yanlışsınız deyince "Hariçten gazel okuma"
Avam kalabalıkta özgüvenle durunca "Artistlik yapma"
"Ama neden?" deyince "Caz yapma" denmesidir.
Söyleyeyim de, acilen kendimizi "restore" etmeliyiz, mesele de sistem.
Ve her sorunumuzu ancak gelişerek, çağdaşlaşarak, sözde değil özde özgürleşerek verebiliriz.
Önce tahakkümden, kusursuz itaatten uzaklaşarak başlamalıyız.
Çok konuşuyoruz, eyleme gelince onları ara ki bulasın derim hep.
Öğrenmeliyiz.
Örgütlü olmalıyız.
Sivil toplumu geliştirmeliyiz.
Ve dünyanın bu lekeli haline baktığımızda en önemli problemlerden biri: İdrak edemememiz.
Etmeliyiz.
Kalıpların dışında düşünmeliyiz.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish