ABD-Rusya anlaşmasına doğru 

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AP

Şubat ayı temaslarla geçti, Trump misafirlerimi ağırlıyor. Onlara planını ve istediklerini anlatıyor, kendi üslubuyla.

Putin nefes almışsa benziyor, Trump'a yeşil ışık yakıyor hem küresel ortaklıklar için, sadece Ukrayna barışı için değil.

Mart ayında bir Trump- Putin görüşmesinin olması için daha sağlam doneler ortaya çıkacak görünüyor.

Trump ile Putin karşı karşıta geldiklerinde neleri konuşurlar?

Ukrayna-Rusya barışı uzak mı? Gelişmeler neler? 

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin‘e seslendi.

Kısaca, "anlaşalım ve G7'ye girin" dedi. G7 ülkeleri arasına girmek, başka deyişle G8 olmak demek, güç birliği yapalım, politik, ekonomik ve stratejik bağlamda aynı kulvarda olalım, manasına gelmektedir.

Bu Trump için Putin‘e yöneltilebilecek kilit mahiyet taşıyan bir öneridir.

Öte yandan Başkan Yardımcı JD Vance ve Savunma Bakanı Pete Hegseth çeşitli temaslar içerisindeler.

Görünen o ki Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky, barışa ikna edilmeye çalışılıyor.

NATO Genel Sekreteri Mark Ruth ve Avrupa ülkeleri böylesi bir değişimin içerisindeler, kendi ödevlerini hazırlıyorlar.

NATO ülkeleri daha fazla sorumluluk almak durumunda kaldıklarını düşünmeye başladılar.

Bu birgeçiş dönemi, aynı zamanda gelişen farklılıkları zamanında anlama dönemi gibi duruyor.

Ne oldu, nereye gidiyoruz?


Cenevre

Eğer Joe Biden ile Vladimir Putin, 2021'de Cenevre'de masaya yatırdıkları belli küresel paylaşım ve güç konularında anlaşabilseydiler, Avrupa'daki bu son savaş olmazdı.

Ukrayna, Rusya'nın bu operasyonuna maruz kalmazdı. Başından beri bu savaşın, Amerika ile Rusya arasında olduğunu ifade ettim.

Gelinen noktada yine konuyu Amerika ile Rusya, karşılıklı oturarak konuşmak ihtiyacı duydular. 

Öyleyse, Amerika'nın planına uygun bir gelişme söz konusu oluyor denebilir.

Şimdi bazı hatırlatmaları yapmam gerekiyor. 

Cenevre'de masaya yatırılan konular şunlar idi: Nükleer silahlar, Kuzey Bluz Denizi, küresel nüfuz alanlarını kontrol ve NATO'nun genişlemesi meselesi. 

Malum, bir ara Rusya'nın Brüksel'de çalışan bir ofisi bile vardı. 

Biden, Putin'e 2014'teki Kırım ve Donbas işgali nedeniyle, bu fiili ve hukuksuz durumu yüksek sesle kullandı.

2020 yılından itibaren Putin'in Amerika ile boy ölçüşebileceği düşüncesi veya kanısı yeni bir beklenti içinde olduklarını göstermişti.

Anlaşılan Biden yönetimi de bu boy ölçüşmenin uzamasını önlemek, Rusya'nın gücünü kırmak istiyordu. 

ABD ayrıca, 2020'lerde kabul edilen NATO-2030 vizyonu ile yeni küresel hedefleri işaret etmişti.

Burada artık Kuzey Atlantik Paktı için, Kuzey Buz Denizi, siber-uzay ve Çin hedefi yer almaktaydı. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Savaş

Bu çerçevede Biden rolünü gerçekleştirdi. Amerika'nın çıkarlarına ilişkin sürdürülen plana göre, Cenevre'de bir anlaşma olmayınca, Putin de Ukrayna'ya karşı Şubat 2022'de kapsamlı bir harekata başladı.

1 ay geçmeden Putin bu harekatın yanlış planlandığını gördü. Hemen planını değiştirdi ve Mart'ta birliklerini tekrar organize etti.

Şu anda yaklaşık Ukrayna'nın yüzde 20'ye yakın bir toprak parçası Rus işgali altındadır. Bu hesapta deniz sahası yok. 

Ukrayna ise bu savaşı Amerika Birleşik Devletleri‘nin tam desteği ile sürdürmektedir.

Görünen o ki, Rusya burada çok büyük güç kaybetti, bazı açıklarını da gösterdi.

Silahlı kuvvetlerinin çok iyi durumda olmadığını açık etti.

İnsan kaynağı savaşı başarıyla sürdürecek düzeyde değildi. Üstelik savaş uzamıştı.

Son noktada Putin savaşın uzamasının kendilerine fayda saplayacağını gördü, haklıydı da.


Kazanç ve kayıplar

Amerika için sahada ortaya çıkan bu durum, bir avantaj yaratmış gibiydi.

Putin'e Cenevre'de kabul ettiremediği NATO'nun genişlemesi perspektifini, İsveç ve Finlandiya üzerinden gerçekleştirdi.

Yani bugüne gelen konular içerisindeki en önemli Kuzey Buz Denizi artık Amerika'nın kullanabileceği argümanları da oluşturdu. 

Rusya ise daha geriye çekilmiş gibi görünüyordu. Amerika, Rusya ile anlaşmadan Çin'e yönelemezdi.

Rusya da ne Amerika'sız ne de Avrupa'sız gelişebilirdi. Her ikisi de birbirlerini biliyorlardı.

Malum, II. Dünya Savaşı'nda da Amerika'yla Rusya el ele idi. Soğuk Savaş'ta karşıt kutupları yarattılar.

Şimdi Soğuk Savaş yok ve belli bir ara dönem geçti. 


ABD planı

Yeni şartlar oluştu ve bu şartlara özgü yeni denebilecek bir dünya kurgusu içerisinde roller paylaşılabilirdi.  

Amerika "tek hedef" ilkesine uygun olarak, Çin'e yönelmek ve Hint-Pasifik‘teki egemenliğini sağlamak niyetini tazeledi. Trump bunu işaret etti.

O halde Biden‘ın başlatmış olduğu planın bu kez Trump tarafından yeniden düzenlenmesi, yönteminin değiştirilmesi, Rusya ile Amerika'nın ortak noktalarda anlaşmaya varması süreci başladı. 

Burada sadece Putin'in tam olarak Biden planını onayladığını ifade etmiyorum, 2025 itibarıyla ortaya çıkan durumun, Trump'ın bakışıyla kolaylıkla hayata geçirebileceği bir ortamın geliştiğini de söylüyorum.

Bütün bu savaş Avrupa'da oluyordu. Doğu Avrupa'da askeri birlikler bir cephe oluşturdu.

Ukrayna'dan Polonya'ya ve Estonya‘ya bir hat çizebilirsiniz. Rusya ise Beyaz Rusya'yı takviye etti.

Buraya taktik nükleer birlikler de yerleştirdi.

Eğer teknik olarak düşünecek olursak, bu tür gelişmelerin daha savaş başlamadan senaryo çalışmalarıyla hesaplabilecek konular olduğunu söyleyebilirim.

Biden böyle bir operasyon başladığında elbette NATO'nun kuvvetlerini Avrupa'da arttıracak idi.

NATO kuvvetleri üç katı bir güçle bölgeye yerleşti. Bazı ülkelere ilave silahlar verildi, hatta bunlarla ilgili hızlı bir gelişim süreci de yaşandı.

Söylemeden geçmeyelim, nükleer silahlar ve atma vasıtaları da (bir kısmıyla kamuoyunun tepkisini çekmeden) bölgeye yerleştirildi. 

Bütünüyle Avrupa, kendi güvenliğini sağlamak zorunda olduğunu hissetti.

Avrupa, NATO'nun ve Amerika'nın planlarını uygulamaksızın, bundan sonra bir adım atamayacağının tamamen farkına vardı.

Buna göre Avrupa ülkeleri NATO'ya katkı paylarını arttırmak zorunda kaldı. 


Avrupa

Buradan çıkaracağımız sonuç, Avrupa, Amerika'nın sözünü dinlemeden hareket edemeyeceğini, serbest olamayacağı, küresel politikalar için Amerika'ya bakarak hareket etmek gerektiğini, bu dönemde bir kez daha anlamış oldu.

Bu durum Avrupa iç siyasetinde tepki de yarattı. 

Böylelikle Avrupa bu büyük konunun Soğuk Savaş'taki ve sonrasındaki, "Amerika nasıl olsa verir, yapar" mantığıyla ilerlenemeyeceğini, bu defa ciddi biçimde farkına vardı.

Güvenlik, silahlanma ve savaş konuları elbette çok ciddi.

Sadece ekonomik kalkınmaya ve politik alanda yayılmaya çalışan Avrupa'nın, bundan sonra, toprakları içerisinde asker sayısını arttırmak ve yapacaklarında ise daha ciddi yaklaşımda bulunmak zorunda olduğunu biliyor. 

Bu hususlara Çin'i de dahil ederek konuşmak gerekiyor.

Malum, İpek Yolu Projesi Pekin'de başlayıp Frankfurt'ta ve Londra'da sonuçlanıyor.

Yani Avrupa, İpek Yolu'yla Çin'e, "buraya gel, ortak olalım" diyordu.

Ancak bu şartlarda "Amerika'ya sormadan bunu yapamam" deme noktasına geldi.

Tabi bu bir stratejik ve politik bir tercih. 


Rusya

Rusya güç kaybetti, yıprandı, ekonomisi dahil birçok konuda endişe içerisinde.

Ancak Rusya, sahip olduğu eşsiz jeopolitiği sebebiyle, Amerika'nın paralelinde hareket ettiği zaman karşılıklı güven oluşabilir.

NATO da Putin de bunu biliyor.

Putin onun için Amerika hakkında veya Batılılara bakarak konuşurken, rahat davranış sergiliyor.

Yani güç denge hesapları belli, değişen politika ve yöntem.

Durum bir doygunluğa geldi ve Rusya da "bu iş bir şekilde bitsin" demeye başladı.

Rusya, NATO'nun genişlemesini önleyemedi. En azından şu anda Karadeniz'de (Kırım) "sıcak denizi" bırakmamak koşuluyla, Ukrayna ile bir anlaşmaya varabileceğini düşünüyor. 


Yeni koşullar 

Belki Avrupa'daki son yerleştirilen nükleer silahlar da geriye çekilir ve olası anlaşma şartları bu şekilde masaya yatırılabilir.

Küresel nüfuz alanları bağlamında ise örneğin Afrika veya Ortadoğu gibi bölgelerde Rusya'nın kan kaybettiğini biliyoruz.

Ama şimdi yeni çıkan durumda, Rusya, Amerika ile birlikte hareket etme fırsatı bulabilir.

Trump, Putin'e, "G8 olarak tekrar gelebilirsin" diyor. Hatta bu ikili daha fazla kaynaşır ise Hint-Pasifik bölgesinde bile daha elastiki politikalar için el ele verebilirler. 

Bütün bunlar çerçevesinde, Kuzey Buz Denizi ile Hint-Pasifik arası eksende, Çin'i biraz daha sıkıştırmak açısından, Amerika'nın yeni bir planı uygulamaya koyduğunu düşünebiliriz. 

Trump, onun için Zelenskiy‘ye, Avrupa ve NATO devredeyken, "artık masaya gelin" demeye başladı.

Avrupa kendi güvenliğini düşünecek, Ukrayna NATO'ya alınmayacak. 

Rusya ile defalarca telefon konuşması yapan Amerikalı yetkililerin, çok yakın zamanda dosyalarını hazırlamış olarak, bir plana bağlı olarak görüşmeleri sürecek.
 


Askeri strateji

Amerika'nın başından beri bir stratejisinin olduğunu söylediğimiz bu savaşın askeri yönden de tarifini yapalım.

Buna "dolaylı strateji" dememiz doğru olur. Amerika dolaylı strateji uyguladı, doğrudan Rusya'ya yönelmedi, Ukrayna veya Doğu Avrupa eksenindeki yarattığı cepheyi genişleterek amacını gerçekleştirdi.

Ekonomi ve enerji boyutuyla düşünüldüğünde Amerika, bütün dünyayı ilgilendiren böylesi bir meseleyi bu coğrafyayı odaklayarak hızla geliştirdi. Kimse bu bölgeye elini sürmeyecek şekilde oldu. Yaptırımlar devredeydi.

Neticede bir başat güç olan Rusya, Avrupa'da ve hemen NATO'yla yan yana bir biçimde savaştaydı.

Amerika ve NATO, Rusya'nın ve özelde Ukrayna'nın üzerinde faaliyetlerini geliştirdi. 

Yine askeri bakımdan bunun adı "temassız savaş" oluyor.

Amerika, Rusya'yla silah kullanmadan ve bir kurşun atmadan, sadece para harcayarak, "akıllı güç" ve partnerleri iyi kullanarak stratejisini geliştirdi.

Unutmayalım, Biden Doktrini, "ortaklarla beraber akıllı güç kullanmak" şeklindeydi. 


Trump

Bugün Trump bu dolaylı stratejinin meyvelerini yerken, bir taraftan da içeride savaş açtığı Demokratlara karşı yükleniyor; "bu savaşı siz bu hale getirdiniz" diyerek, suçlayıcı tavırla hareket ediyor.

Ama aslında onların (politik açıdan) kaymağını yiyor. Çünkü Amerika'nın düzeni içerisinde bu strateji tam da bugün Trump‘ın istediği bir atmosferi yarattı.

Şimdi artık Trump "Yeniden Büyük Amerika" şeklinde kodlanan doktrinini pekiştirmek için, Rusya'yı ve Avrupa'yı kendi koltuğu altına alarak, en azından bu büyük güçleri kullanabileceği şekle sokarak, Hint-Pasifik ve Çin'deki hedefine doğru yönelebilecek.


Sonuç

Gelişmelerin hızına yetişmek neredeyse çok güç. Almanya, Fransa, Britanya durumu anlamaya çalışıyor.

Zelenski artık masaya uzak durmamak gerektiğini idrak etti. Putin zafer ilan edecek.

Putin'in durumu "onurlu çıkış" noktasını çoktan geçti.

Trump'a nadir toprak elementleri konusunda ortaklık teklif ediyor.

Bunun anlamı küresel ekonomik ve teknolojik yarışta birliktelik.

Trump, barışı getirdiği zaman Nobel barış ödülü alır mı bilmem! Ölen ölüyor…

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU