Hindistan'daki tapınaklar akla parlak renkli heykelleri getiriyor değil mi?
Buna, kaygan zeminler ve bazı durumlarda fareler ve kemirgenler dahi ekleyin!
Deshnoke, Büyük Hint Çölü'nün kıyısında, Yeni Delhi ile Hindistan'ın batı sınırının ortasında, küçük ve tozlu bir kasabadır.
Ve en tuhaf yeri kesinlikle Karni Mata'dır (farelerin tapınağı).
Efsaneye ve yerlilere göre buradaki farelerin yaklaşık 2 bini 15'inci yüzyılda Deshnoke yakınlarında kaybolan bir bilge ve şifacı olan Karni Mata'nın yeryüzündeki temsilleri olduğu söylenir.
Karni Mata cömertliği, iyi niyeti ve doğaüstü güçleri nedeni ile saygı görürdü.
Ve kemirgen sürüsünün buraya nasıl geldiğine dair çeşitli hikayeler olsa da hepsi tanrıçanın bir insan ruhunu bir fare olarak yeniden canlandırması ile sonuçlanır.
İnananlar, burada Karni Mata'nın gümüş heykelinin ayağında koşuşturan yüzlerce fareye adaklar sunuyorlar.
En sadık takipçiler, farelerin banyo yapıp oynadığı su veya süt dolu kaptan içer ve ardından geride bıraktıkları kırıntıları yerler.
Hatta bazıları tapınakta uyur ve farelerin gece boyunca üzerlerinde gezinmesine izin verir.
Yeni evliler, düğün törenlerinin bir parçası olarak ziyaret ederler.
Ve az sayıda insan tapınağı evleri olarak dahi adlandırır.
Tüm bunların, özellikle tapınağın yakalanması zor 2 albino faresi (beyaz fare) ile karşılaşanlar için iyi şans getirdiği söylenir.
Şans ve fareler arasındaki bağlantıyı anlamak güç olsa da inananları için Hinduizm'de inananlar bir Hindu tanrısına taptığında şansları otomatik olarak artar.
İşte bu tapınağın ardındaki sayısız öykülerden biri:
500 yıldan fazla bir süre önce ölüm tanrısı Yamraj, Karni Devi'ye çok yakın 10 yaşındaki bir çocuğun ruhunu almaya geldi. Yamraj, bu çocuğun hayatının bittiğini ve ruhunu cennete götürmesi gerektiğini söyledi, ancak Karni Devi buna izin vermedi. Yemraj'a "Ben de güçlüyüm" dedi ve onun o çocuğun ruhunu almasını engellemek için çocuğu bir fareye dönüştürdü. O günden sonra, Karni Devi'nin tüm halkının, akrabalarının ve ona yakın olanların ruhları Yemraj tarafından alınamadı ve bunun yerine fareler olarak reenkarne edildiler. Yani buradaki tapınaktaki tüm bu kutsal fareler Karni Devi'nin insanlarıdır ve öldüklerinde bir kez daha insan olarak reenkarne edileceklerdir. Yani bu, Karni Devi'nin gücüdür ve inananlar bu yüzden bu farelere tapar veya kutsal kabul eder. |
Neyse, biz Hindistan'daki tapınak mimarileri konusuna gelelim:
Mimari açıdan Hindistan'daki tapınak inşasının ardındaki felsefenin oldukça mütevazı bir başlangıcı vardı.
Aslında hiç de kalıcı bir yapı olması amaçlanmamıştı!
Hindistan'da dini mimarinin tarihi milattan önce 3'üncü yüzyıldan itibaren izlenebilir.
Ondan önceki çağlara dair bilgiler belirsizdir veya mevcut değildir.
Alt kıtanın en eski uygarlığı olan milattan önce 3300 ile 1300 yılları arasındaki İndus Vadisi Uygarlığı'nın sosyoekonomik bağlamı üzerine çok sayıda arkeolojik kanıt olmasına karşın dini tarihleri hakkında kesin olarak hiçbir varsayım yapılamıyor.
Hindistan'ın mimari tarihinde, İndus Vadisi'nin çöküşüne ve kendilerine Aryalar adını veren İran'dan gelen bir göçmen grubunun gelişine tanıklık eden yüzyıllardan itibaren ani bir boşluk var.
Bu dönem bugün Vedik Çağı (milattan önce 1500-500) olarak adlandırılıyor, bunun başlıca nedeni dört Veda'nın bu dönemde yeni yerleşimciler tarafından yazılmış olması.
Vedik Çağı'ndan herhangi bir arkeolojik kaydın olmaması, büyük ölçüde ahşap gibi bozulabilir hammaddeler kullanmaları olasılığı ile açıklanıyor.
Ancak bu dönemden; çeşitli doğa tanrılarından, dini törenlerden ve her zaman en sevdikleri aktivite olan yagya veya ateş kurbanından bahseden çok sayıda edebi kanıt günümüze ulaşmış.
Yagyalar, milattan önce 5'inci yüzyılda ortalama bir Arya'nın istediği yağmur, hasat veya başka bir şey karşılığında seçilmiş bir tanrı ile takas yapmak için yapılırdı.
Yagyalara ayrıca her zaman ateşin yakılabileceği, ghee (arıtılmış tereyağ/sadeyağ) ve süt gibi değerli şeylerin takasta sunulabileceği ve tanrıların temelde dikkate alınmasının sağlanabileceği, geçici olarak inşa edilmiş tuğla sunaklar eşlik ederdi.
Daha kalıcı dini mimarinin kanıtları ancak milattan önce 3'üncü yüzyıldan itibaren ortaya çıkmaya başlar.
Bu ilk yapılar kısmen geçiş niteliğindeydi; kısmen insan yapımı, kısmen doğal, doğrudan dağlara ve kayalara oyulmuştu.
Barabar Tepeleri'ndeki (Bihar) Lomas Rishi Mağaraları, bu tür kaya oyma mağaraların en eskilerinden biridir ve muhtemelen Ajivika mezhebinin Mauryan himayesinin bir sonucudur.
İnsan yapımı bir mağara olan Lomas Rishi, büyük bir dikdörtgen salon ve küçük bir oval odadan oluşur; önünde, ahşap kirişler ile tamamlanmış sazdan bir kulübenin çatısını taklit edecek şekilde oyulmuş kemerli bir kapı vardır.
Hindistan'da bu dönemde Budizm ve Jainizm gibi inançların yükselişi de kaya oyma mimarisinin büyümesine önemli ölçüde katkıda bulundu.
Günümüzde Ajanta, Karla ve Bhaja'dakiler gibi Budist kaya oyma mağaraları ülkenin eski ticaret yollarını süslüyor.
Ancak bu mimari tarzın en üst örneği Ellora'daki Kailashnath Tapınağı'nda sergileniyor.
300 yıl boyunca inşa edilen Ellora'daki kompleks; Budist, Jain ve Hindu dini yapılarına ev sahipliği yapıyor.
Shiva'ya adanmış Kailashnath Tapınağı, kompleksteki en büyük tapınaktır ve tam olarak durduğu yerde bir kaya dağına oyularak oluşturulmuş monolitik bir tapınaktır.
Güney ve Batı Hindistan'daki sanatçılar dağlara tapınaklar oymak ile meşgulken Kuzey'deki halk tamamen bağımsız yapılar ile deneyler yapıyordu; terakota veya pişmiş toprak, tuğla, taş, hepsini kullandılar.
Bu dönemden kalan en eski taş tapınaklardan biri, Uttar Pradesh'te Deogarh adlı az bilinen bir köyde bulunuyor.
Milattan sonra 5'inci yüzyıla tarihlenen Deogarh tapınağı Vishnu'ya adanmış ve Gupta yöneticilerinin himayesinde geliştirilmiş.
Shikhara veya yüksek, sivri çatılı en eski hayatta kalan tapınaklardan biridir.
Bu tapınakta daha sonra Nagara Tapınak Mimari Stili haline gelecek olan şeyin izlerini görebilirsiniz: 4 sıra merdiven, shikharalı tek hücreli bir garbhagriha yani kutsal alanın durduğu bir platforma çıkar.
Kutsal alana giriş, Yamuna ve Ganga figürleri ile oyulmuş ayrıntılı bir kapıdır, yakında tüm Hindu tapınaklarında norm haline gelecek bir ögenin bir başka erken izi.
Şimdi yıkılmış olan daha küçük tapınaklar (belki de yardımcı tanrıları barındıran) platformun 4 köşesine dikilmiş.
Sonraki on yıllar ve yüzyıllarda, Keşmir'deki Martand Tapınağı'ndan Mahabalipuram'daki Sahil Tapınağı'na kadar ülke genelinde tapınak inşasında benzeri görülmemiş bir artış görüldü.
Çeşitli bölgesel üsluplar ortaya çıktı, Hindu panteonunun ikonografisi gelişti ve sanat ve mimarinin kuralları Shilpa Shastra'larda (Shilpa Bilimi / sanat ve el sanatları) tanındı.
Tapınaklar büyüdükçe, bir topluluğun hayatında daha merkezi bir rol oynamaya başladı.
İnananlar, manevi rehberlikten sağlıklı bir eğlence akşamına kadar her şey için burada toplanabiliyorlardı.
Birçoğu bugün hala bu işlevi görüyor, ancak çok daha fazlası sembolik statü elde ederek ötesine geçti.
Mütevazı, ilkel formları zaman içinde unutulan tapınaklar artık politik, sosyal ve kültürel merkezler haline geldi.
Yapılar bu değişimi yansıtıyor ve bir zamanlar yere yakın bulunan tapınak kuleleri artık şöhret, servet ve inanç rüzgarları ile göklere doğru yükseliyor.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
İlahi güce yakınlıkları ile meşruiyet arayan krallar tarafından finanse edilen ve giderek artan sayıda inanan tarafından tapınılan bir zamanların mütevazı Hindu tapınağı ciddi politik ve sosyal nüfuz kazanmaya başladı.
Bu, dünyaya üstünlüğünü duyuracak daha görkemli, daha hayranlık uyandıran dış mekanlar gerektiriyordu.
Hindistan'daki tapınakların kökenlerini yansıttığı en çarpıcı kısımlardan biri, yapının geri kalanının ve hatta mahallenin çoğunun üzerinde yükselen kulelerdir.
Belirgin bir Kuzey-Güney ayrımının kendini hissettirdiği yer burasıdır.
Öncelikle, tüm Hindu tapınaklarının ortak noktalarına dair küçük bir not:
Ana tanrı idolünün bulunduğu bir garbagriha veya iç kutsal alan.
Adanmışların toplanabileceği kutsal alanın önündeki bir mandapa veya salon veya tapınağın girişi.
Kutsal alanın önüne yerleştirilen ana tanrının bir vahan veya tepesi.
Nagara tarzı tapınak mimarisi, alt kıtanın kuzey bölgelerinde tercih ediliyordu.
Birkaç özelliği ile karakterize edilir:
Tapınak, birden fazla merdiven ile çıkılan yükseltilmiş bir platform üzerine inşa edilirdi.
En yüksek noktaya shikhara denir ve en yüksek shikhara, garbagrihanın hemen üzerinde bulunur.
Shikhara, doğurganlığı simgeleyen bir kalasa veya altın kap ile süslenir ve bunun hemen altında yivli bir disk olan amalaka bulunur.
Bir shikhara dik bir şekilde yükselebilir, daha kademeli olarak eğilebilir veya hatta kare bir şekle doğru incelebilir.
Dravid tapınak mimarisi, gopuram adı verilen yüksek bir girişi olan bir sınır duvarı gerektirir.
Tek bir tapınakta gopuram adı verilen birden fazla piramit şeklinde kapı kontrol yapısı olabilir.
Örneğin, Madurai'de, ikonik Meenakshi tapınağı birkaç sınır duvarı ile çevrilidir ve önünde çeşitli boyutlarda gopuramlar bulunur.
Tipik bir Dravid tapınağında, garbagrihanın tepesinde vimana adı verilen bir kule bulunur; bu, mutlaka yapının en yüksek zirvesi olmayabilir ki aslında, kutsal alan genellikle bir tapınağın en eski kısmı olduğu için, vimana boyut olarak oldukça küçük olabilir.
Güneydeki tapınaklara genellikle havuzlar (su deposu) takılır ve bunlar çevredeki bölgelerin yeraltı su seviyelerinin korunmasına katkıda bulunur.
Hint tapınak mimarisi de Nagara ve Dravid üsluplarının bir füzyonu olarak gelişti ve bu Vesara stilini doğurdu.
6 ve 12'nci yüzyıllar arasında günümüz Karnataka'sının bazı bölgelerini yöneten Chalukya kralları bu laik ifadeyi tercih ettiler.
Estetiklerinin en iyi örneklerinden bazıları Pattadakal tapınak kompleksinde bulunabilir.
Badami'den biraz uzakta bulunan bu UNESCO Dünya Miras Alanı, shikharanın pagoda benzeri bir şekil almak için zarifçe çiçek açtığı Papanatha Tapınağı gibi Lord Shiva'ya adanmış muhteşem mabetlere sahip.
Bu 3 geniş Hindu tapınak kategorisinin kapsamlı bir liste olmadığını yeniden söyleyelim, çünkü Hint altkıtasının her bölgesi tapınak tasarımına kendi benzersiz dokunuşunu katmış.
Daha önce değinildiği üzere bu yenilik, projenin masraflarını karşılayan kraliyet hamisinin zevkleri, yerel olarak mevcut inşaat malzemeleri ve diğer kültürel hareketler tarafından yönlendirilmiş.
Örneğin, Bhubaneshwar'daki Shiva'ya adanmış 10'uncu yüzyıl Mukteshvara tapınağının benzersiz kemerli kapısı veya toranası belirgin bir Budist duyarlılığına işaret eder.
Bu şekilde, Hint tapınakları çevreleri ile karmaşık bir şekilde etkileşime girmiş ve hem manzaraya hâkim olmuş hem de çok sayıda etkiye boyun eğmiş...
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish