Takvimler; 25 Nisan 2013’ü gösterdiğinde Türk ve dünya basınından yüzlerce gazeteci bir aradaydık. Benim de Sabah gazetesi muhabiri olarak izlediğim toplantıda kimler yoktu ki? Çinli meslektaşlarımızdan Avrupalılara, Amerikalılara kadar hepimiz Irak’ın dağlarının arasında bir masanın arkasında toplanmış üç ismi izliyorduk. O isimler arasında gözler, halen PKK’nın üst düzey yöneticisi olan Murat Karayılan’daydı. Murat Karayılan, Öcalan’ın talebi ve çağrısıyla Türkiye’deki güçlerini çekeceklerini canlı olarak açıklıyordu. Sonrası biliniyor. 2013’te başlayan o süreç akamete uğradı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tabiriyle ‘buzdolabına kaldırıldı’.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Aradan 12 yıl geçti. Bu kez mekân, Taksim’di. Hem de Taksim’de lüks bir otel. Yine yüzlerce gazeteci bir aradaydık (300 gazetecinin akredite olduğu söyleniyor), bu kez belki de Murat Karayılan’ın da bizim gibi izlediği bir basın toplantısını saatler öncesinden beklemeye başladık. Bugün konuşan, İmralı Heyeti aracılığıyla doğrudan Abdullah Öcalan’dı, muhatabı doğrudan örgütüydü. Amiyane tabirle, “toplanın ve örgütü dağıtın” dedi arkadaşlarına, Öcalan.
Canlı yayın araçlarının kuşattığı caddede, 12 yıl önceki gibi Erbil’den sabahın kör karanlığında yola çıkmasak, güvenlik güçlerinin caddelerde görünür olmayışı biraz şaşırtıcı olsa da toplanan kalabalığın şaşkınlıkla bezeli heyecanı, gözle görülürdü.
MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla görünür olan ama belli ki öncesinde bir olgunlaşma düzeyine gelen bu yeni süreç; Öcalan’ın çağrısıyla yepyeni bir aşamaya girdi. Taksim’deki otelin salonunda bu ‘yepyeniliğin’ esamelerini okumak mümkündü. Salonun ve toplantının profesyonel olarak hazırlanmasının yanı sıra; masanın Kürt tarafının da sürece aynı profesyonellikte yaklaştığını söylemek yanlış olmaz. Çünkü bir yandan görüşmeler sürerken, diğer yandan sürece halel getirileceğine inanılan kayyum atamaları, gözaltı operasyonlarına rağmen Kürt tarafı bütün ketumluğuyla süreci sürdürdü ve bir aşamaya getirdi.
2013’te Kandil Dağı’ndaki tanık olduğumuz görüntüye benzemese de epey renkli bir seyirci kitlesi yine salondaydı. “Barış Anneleri” olarak bilinen PKK mensuplarının anneleri, aydınlar, yazarlar, siyasetçiler ve tabii gazeteciler 1978’de kurulan ve 1984’te ilk silahlı eylemini yapan PKK’nın olmama ihtimalinin güçlendiği bu sürecin tanıkları olarak oradaydı. Öcalan’ın ve İmralı’da tutulan diğer PKK tutuklularının DEM Parti Heyeti’yle fotoğrafının yayınlandığı ilk saniyeler, o yüzden salonda bir hayli heyecan yarattı ve Öcalan lehine sloganlar atıldı.
Sırrı Süreyya Önder’in açış konuşmasının ardından Ahmet Türk’ün Kürtçe, Pervin Buldan’ın da Türkçe okuduğu metin; 2013 Diyarbakır Nevruz’unu anımsatsa da bu kez Diyarbakır başta olmak üzere bölge kentleri açıklamayı led ekranlardan izlemek zorunda kaldı. Meslektaşlarımızın çektiği görüntüler, Öcalan’ın yaptığı çağrının Kürtler tarafından olumlandığı yönünde. Çağrı okunurken gözyaşlarını tutamayanlar, birbirlerine sarılanlar kim bilir belki de bu sürecin en büyük kazananları olacak.
Az önce ifade ettiğim ‘heyecanla karışık şaşkınlık’ belli ki Kürt tarafında biraz daha sürecek. Çünkü ‘bundan sonra ne olacak?’ sorusunun yanıtını ya kimse bilmiyor ya da bilenler bir zaman daha susmayı tercih ediyor. PKK’nın Öcalan’ın işaret ettiği kongreyi ne zaman toplayacağı, bu kongre sonrası -eğer çağrıya uyarsa- akıbetine dair ne zaman açıklama yapacağı şimdilik bilinmese de Öcalan’ın çağrısının hayata geçmesinin çok da uzun zamana yayılmayacağı aşikâr. Erbil’de geçtiğimiz günlerde Rudaw’ın düzenlediği kongrede konuşan Neçirvan Bazani’nin de önceden duyurduğu PKK kongresi haberinde, Kuzey Irak tarafının elini taşın altına koyacağını beklemek çok da sürpriz olmayacak. Hem kongrenin toplanması hem de silah bırakacak PKK mensuplarının sonrasında ne yapacakları konusunda.
Sondan öneki ilk not: Konuştuğumuz insanların birçoğu, PKK’nın kesinlikle uyacaklarını düşündüğü Öcalan’ın açıklaması sonrası “Artık top devletin sahasında” dedi. Bakalım maçın ilerleyen dakikalarında nelere tanıklık edeceğiz?
Sondan önceki ikinci not: Toplantı sürerken, bazı televizyon kanallarında Kürtçeye uygulanan sansür, “Benim de annem Laz ama ben Lazca eğitim istemiyorum” ifadeli eski Türkiye akılları; Kürt tarafına ‘kent uzlaşısını’ bir daha düşündürürse hiç şaşırmayacağım.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish