Soğuk bir kış gecesi dostun kapısına vardım (3)

Mustafa Orman Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Mustafa Orman

Bir sabah uyandığımda kendimi bir geyik olarak görmüştüm.

Derin vadinin içinde sıkışıp kalmış, avcıyla göz göze gelmiştik.

Ben, nehrin bu tarafında sık ağaçların tepelere doğru genişlediği ormandaydım.

Avcı ise kupkuru taşlık bir tepede, uçurum kenarında, nehrin diğer yakasında beni seyrediyordu.

Oysa dün gece ben, bir zamanlar avcı gibi ihanete meyilli bir insanoğluydum.

Şimdi, can havliyle avcıdan kaçan bir geyiktim.

Korkularıyla hiçbir zaman vedalaşmayacak bir geyik.

Buz tutmuş nehrin üzerine kar yağmaya başladığında, avcı, gözlerini benden kaçırdı. Çünkü beni görmesi zorlaşıyordu.

Ben de ormanın içine girmeyi göze alamıyordum.

Bu arada daha önce yağan karın ağırlığına dayanamayan ağaçların dalları çatırdıyor, sessizliği dağıtıyordu.

Bir müddet, ağaç olmak istedim. Ağır boynuzlarım kırılsın, beni bu yükten kurtarsın diye çok düşündüm.

Ama nafile, imkansızdı bu. Madem korkuyordum, ormana girmek beklenmedik tehlikeler getirecekti, arkamı dönüp avcının kanına girmeliydim.

Yine de insan bu, yer altına çekerken de doruklara çıkarırken de itmekte hiçbir beis görmez.

Efsuni gözleri, koca tüfeğiyle ihanet ilmi aşığı avcıya gülümsedim.

Nice rakip olduğu avcıların ellerinden çıkagelmişti. Bitkindi.

Belli ki, benden önceki avı onu yormuş, umudunu tüketmiş, benim bakışımla ruhuna renk gelmişti.

Nehrin öte yakasına çivilenip kalmıştı öylece. Umut etmek onu öldürecekti.

Fakat bu benim suçumdu. Parlak gözlerimle ona bu ahdi ben vermiştim.

Oysa onulmaz sisin sardığı ormana kaçıp kurtulabilirdim.

Biliyordum ki, bir kıpırtımla avcı namlusuna kurşunu sürecek, dileğini yerine getirecekti. 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Dostun kalbi bir mızrak sıhhatiyle oyalanırken kurşun hızıyla beni yanıltmaya koşuyordu.

Durdum. Vakit erişti.

Birbirine bakan iki eski tanıdığın, bekleyişle hatırlamayı sessizlikte konuşturduğu bir andı.

Kalabilmenin gücünü benim bakışlarımda alan bu eski tanıdığın neler yapabileceğini biliyordum.

Aramızda ısınan bekleyişin korkunç sonsuzluğu birimizi yok edecekti.

Ama bekleyiş arttıkça korkularımın azaldığını avcının telaşa düştüğünü görebiliyordum.

Nehir aramızda hakemdi. Akmayan sularıyla, donmuşluğuyla tehlikeye daha açıktı.

Eşsiz bekleyişte kimi zaman geçmişimi unutuyordum.

Hava kararıyordu. Gecenin parlak düşüncelerinde ikimizden biri yenilecekti.

Avcının iştahını ilkin bakışlarım, sonra da gece kabartmıştı.

Acı ve neşeyle hizalıyordu kendini. Anlatsam inanmazlardı.

Bu yüzden sayıklıyordum. Gecenin hakikatine yemin ederim ki, bu sessiz savaşı ve bekleyişi ben başlattım.

Cezamı çekecektim. Avcı, mevcudiyetini göstermek için ateş yaktı. Alevleri göğe yükseliyordu. 
 

1
Fotoğraf: Mustafa Orman

 

Birbirimizi duyuyorduk, çünkü konuşmuyorduk.

Kelimelerin aramızdaki sızıyı artıracağını bildiğimden yalnızca bakışmanın daha dindirici olduğunu fark ediyordum.

Ölebileceğimi dair fikirleri ortadan kaldırmıştım.

Avcının tekrar umutsuzluğa düşmesi beni daha çok üzecekti.

Ölmekle yaşamak arasına unutmayı bir yastık gibi koymuştum.

Ama burada, bu donmuş nehrin kenarında, derin vadide uğuldayan geçmişimi anmadan duramıyordum.

Neticede eskiden bir insandım.

Bir hareketimle avcının yüreğini yerinden çıkarabilirdim. Lakin bu bekleyiş ikimizi de iyileştiriyordu.

Onun umudu uzarken benim kabullendiğim işkence içimi rahatlatıyordu.

En kötüsüyse ikimizin bezgin hale gelmesiydi.

İlk adımımı atar atmaz genç avcı birden ayağa kalktı.

Beni vuracak sanmıştım.

Bana doğru gelen kurt sürüsüne nişan aldı.

Tetiğe bastığında bir kurt yere serilmiş, diğerleri de dağılmıştı.

Belli ki bu geceyi sağ salim geçirmeme izin veriyordu.

Şafak söktüğünde beni öldürecekti, işkencecesinden kurtulacaktı. 
 

3
Fotoğraf: Mustafa Orman

 

Acaba beni kollayarak kendi kendisini mi reddediyordu?

Yoksa ikimizin benzer geçmişlerini mi hissediyordu?

Fakat benim bakışlarım artık insanoğlunun gözbebeklerine ait değildi, yeni bir yaşama başlamıştım bu sabah.

Korku dolu, belirsiz, bir mezarın başında sızlayan yaşlı bir kadının uzun ağıdı gibi. 


Şafak söktü.

Aramızdaki duvar yeniden örüldü.

Ne düşündüğünü henüz çözemediğim avcı, uyuya kalmıştı.

Tüm sustuklarımı dosta konuşurken vakitsizce bir geyiğe dönüşeceğimi bilmeden düşüncelere dalmıştım.

Avcının uyanmasını beklemeliydim.

Gitseydim, ona ihanet etmiş olurdum.

Ben artık bir insan değildim, ihaneti de düşünmemeliydim.

Çünkü bıçağını yüreğinde bileyen insanoğlu eninde sonunda layıkıyla öldürür karşısındakini.

En kötüsü de iyilikle koşup onu öldürmesiydi.

Ben ne iyilik ne de kötülük eşrafındanım, Nuh'un gemisine alınmışlardanım yalnızca.

Dostun evi, kaderimi kederle tutuşturacak denli umutsuz bir yola iteledi beni.

O gece gitmeseydim, yine insan olarak devam eder miydim hayatıma?

Diyelim ki devam ettim, temiz bir insan olur muydum?

Ve şimdi artık hiç sahip olmadığım bir benlikle yürüyecektim. 
 

2
Fotoğraf: Mustafa Orman

 

Nihayet avcı uyandı, ateşi yeniden harladı.

Keskin gözlerini bana dikti.

Aramızdaki bekleyiş büyüdükçe, sessizlik arttıkça dünyadan umudunu kesmiş, avcı dışında kimsenin beni unutmasını istememiştim.

Ve onunla karşılıklı birer düşman, birer dost olarak yerimizi aldık.

Bakışlarımız uzadı, birimizin yanlış bir hareketi ikimizin de umudundan götürecekti.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU