Bindiğiniz at öldüyse, neden hâlâ kamçılıyorsunuz?

Canan Duman Independent Türkçe için yazdı

Görsel: Independent Türkçe/ChatGPT

Hayatın ve iş dünyasının dinamikleri bize sürekli olarak değişime uyum sağlamamız ve verimlilik üzerine düşünmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Ancak zaman zaman hepimiz, "ölü at teorisi" adı verilen bir durumun içinde buluyoruz kendimizi.

Peki, nedir bu teori?

Ölü bir atı kamçılayarak hayata döndürmeye çalışmanın mantıksız olduğu gibi, artık işlevini yitirmiş, verimsiz ya da anlamını kaybetmiş projelere, stratejilere veya ilişkilere sıkı sıkıya tutunmak da aynı derecede anlamsızdır.

"Ölü at teorisi" metaforu, genellikle bir duruma ya da projeye gereğinden fazla bağlı kalmayı ve bu bağlılık nedeniyle değişime direnç göstermeyi ifade eder.

Akademik literatürde bu kavram, "batık maliyet yanılgısı" (sunk cost fallacy) olarak da bilinir; geçmişte yapılan yatırımların boşa gitme korkusu, bireyi yanlış kararları sürdürmeye iter.


Neden vazgeçmek zor geliyor?

Bazen ilerlemek yerine neden ölü bir ata tutunuruz?

İşte bunun altında yatan nedenlerden bazıları:

  • Geçmiş yatırımlar: Harcanan emek, zaman ve kaynaklar bizi bu noktada tutar. Verdiğimiz çabanın boşa gitmesini istemediğimiz için yanlış bir kararın peşinde kalabiliriz.
     
  • Değişim korkusu: Değişim, belirsizlik getirir ve bu durum çoğu kişi için rahatsız edici olabilir. Konfor alanımızı terk etmek, risk almak kadar zorlayıcıdır.
     
  • Duygusal bağlar: İşimize, projelerimize veya fikirlerimize duygusal olarak bağlandığımızda, objektif düşünmek zorlaşır.


Ölü atlardan inmenin anahtarı

Değişim korkutucu görünebilir, ancak bizi ileriye taşıyan gücün kendisidir.

"Ölü atlardan inmek" ve yeni yollar keşfetmek için atabileceğiniz bazı adımlar şunlardır:

  • Objektif değerlendirme yapın: Projenin ya da sürecin gerçekten işe yarayıp yaramadığını tarafsızca değerlendirin. Kendinize şu soruyu sorun: Bu durum beni veya kurumumu ileriye taşıyor mu?
     
  • Esneklik ve yeniliklere açık olun: Yeni stratejiler denemek ve alışılmışın dışında düşünmek sizi farklı noktalara taşıyabilir. Değişime direnmek yerine, onu fırsat olarak görün.
     
  • Takım desteği sağlayın: Değişim süreçlerinde ekibinizi bilgilendirin, motive edin ve katkılarını teşvik edin. Ekip ruhu, değişimi kolaylaştırır ve daha etkili hale getirir.
     
  • Ders çıkarmayı benimseyin: Her deneyim, ister başarılı ister başarısız olsun, bir öğrenme fırsatıdır. Hatalarınızı kabullenmek ve bunlardan ders almak, büyümenin en etkili yollarından biridir.

Global perspektif: Ölü At Teorisi evrensel bir gerçek mi?

Bu teori yalnızca bireysel ya da kurumsal düzeyde değil, global ölçekte de geçerlidir.

Örneğin, Japon iş kültüründe sıkça duyduğumuz "Kaizen" anlayışı (sürekli iyileştirme), bu teorinin olumlu bir yansıması olarak karşımıza çıkar.

Kaizen, süreçlerin, ürünlerin ve hizmetlerin adım adım iyileştirilmesini savunan bir yaklaşım olarak, değişime ve yeniliğe açık olmanın önemini vurgular.

Sürekli gelişim ve değişime uyum sağlayabilen organizasyonlar, sürdürülebilir başarıyı yakalamakta çok daha etkili olurlar.


Sonuç: Cesur olun, yeniliklere sarılın

Sonuç olarak, "ölü atlara" tutunmak yerine cesaretle değişime kucak açmak, bireysel ve kurumsal başarı için bir gerekliliktir.

Bindiğiniz at öldüyse, en mantıklı olanı inmek ve yeni bir yola çıkmaktır.

Belki başta zorlu görünebilir, ancak her yeni yol, sizi daha güçlü bir geleceğe taşır.

Değişimle barışıp yeniliklere açık olduğunuzda, ilerleme kendiliğinden gelecektir.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU