Bahçeli'nin 1 Ekim'de Halkların Eşitlik ve Demokratik Partisi (DEM Parti) Eş Başkanlarının elini sıkması ve Öcalan'ı Meclis'te konuşması için çağrı yapmasıyla başlayan süreç, Öcalan'ın "Barış ve Demokratik Toplum" çağrısıyla ivme kazandı.
Hiç şüphesiz, başlayan yeni süreç Ortadoğu'da yaşanan gelişmelerden ayrı ele alınamazdı.
Gelişmeler…
PKK Lideri Abdullah Öcalan'la görüşmelerin nasıl başladığına bakmak gerekiyor.
Başlarken ifade ettiğim gibi, devletin Öcalan'la görüşmelerini Ortadoğu'da yaşanan son gelişmelerden bağımsız ele alamayız.
7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik eylemi, İsrail'i sarstı ve tüm hesaplarını altüst etti.
Ancak Hamas, bu eylemin doğuracağı sonuçları ve İsrail'in uluslararası alanda, özellikle Amerika'dan alacağı desteği, bunun sonucu kuvvetler ilişkisinin alacağı biçimi kanaatimce pek hesaba katmadı; belki de başka çaresi yoktu.
Özellikle Körfez ülkeleri, İsrail ile girdikleri yeni ilişkinin de bir sonucu olarak Hamas'ı gözden çıkarmışlardı.
ABD ile de belli anlaşmalara gittiklerinden, Hamas denebilir ki varlık-yokluk noktasına geldiği kaygısıyla Ortadoğu'da dengeleri sarsacak, çok muhtemel yeni başlangıçlara yol açacak kapsamda bir eylemi yapmak zorunda hissetti kendini…
Hamas'ın bu hamlesine karşı İsrail'in cevabı çok sert oldu. Soykırıma başvurdu, Gazze'den başlayarak Lübnan'ın başkenti Beyrut'a vurdu.
Hizbullah kadrolarının ve benzeri yakın ilişkilerinin ellerindeki çağrı cihazlarını patlatarak yüzlercesinin, hatta çok daha fazlasının ölümüne ve yaralanmasına yol açarak devre dışı bıraktı.
Ancak bununla da yetinmedi, önce İran devletinin en korumalı semtinde, Tahran'da Hamas lideri Haniye'yi öldürdü; daha sonra hava saldırısıyla Hizbullah lideri Hasan Nasrallah başta olmak üzere, merkez komite ve örgütün genel komite üyelerinden önemli isimleri imha etti.
Akabinde Suriye'de, özellikle Hizbullah ve Devrim Muhafızları gibi İran kadrolarını vurmaya, yok etmeye başladı. Yok edici tehdit altında kalan Hafız Esad'ın geri adım atmasını sağladı…
Başından itibaren ABD ile gizli, açık stratejik anlaşmalar içinde olan İsrail, İran'a hava saldırılarıyla yöneldi. İran'ı karşı misillemelere doğru provoke ederek ABD'yi de savaşa sokmayı amaçlıyordu.
Ancak İran, bu savaşın sadece İsrail savaşı olmadığı, ABD savaşı da olduğu bilinciyle belirli bir sınırda durdu, beklenen yanıtları vermedi.
Tüm bu gelişmelere bakıldığında, İsrail'in ABD desteğiyle Ortadoğu'da bir alan temizliği yapmak istediğini söyleyebilirim.
PKK Lideri Abdullah Öcalan'la görüşmelerin nasıl başladığına bakmak gerekiyor. Başlarken ifade ettiğim gibi, devletin Öcalan'la görüşmelerini Ortadoğu'da yaşanan son gelişmelerden bağımsız ele alamayız.
7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e dönük eylemi, İsrail'i sarstı ve bir anda tüm hesaplarını altüst etti. Ancak Hamas, bu eylemin doğuracağı sonuçları ve İsrail'in uluslararası alanda, özellikle Amerika'dan alacağı desteği, bunun sonucu kuvvetler ilişkilerinin alacağı biçimi kanaatimce pek hesaba katmadı; belki de başka çaresi yoktu.
Özellikle Körfez ülkeleri, İsrail ile girdikleri yeni ilişkinin de bir sonucu olarak Hamas'ı gözden çıkarmışlardı. ABD ile de belli anlaşmalara gittiklerinden, Hamas, varlık yokluk noktasına geldiği kaygısıyla Ortadoğu'da dengeleri sarsacak, çok muhtemel yeni başlangıçlara yol açacak kapsamda bir eylemi yapmak zorunda hissetti kendini...
Hamas'ın bu hamlesine karşı İsrail'in cevabı çok sert oldu. Soykırıma başvurdu; Gazze'den başlayarak Lübnan'ın başkenti Beyrut'a vurdu. Hizbullah kadrolarının ve benzeri yakın ilişkilerinin ellerindeki çağrı cihazlarını patlatarak yüzlercesinin, hatta çok daha fazlasının ölümüne ve yaralanmasına yol açtı ve devre dışı bıraktı.
Ancak bununla da yetinmedi, önce İran devletinin en korumalı semtinde Hamas lideri Haniye'yi öldürdü, daha sonra hava saldırısıyla Hizbullah'ın lideri Hasan Nasrallah başta olmak üzere merkez komite ve örgütün genel komite üyelerinden önemli isimleri imha etti.
Akabinde Suriye'de, özellikle Hizbullah, Devrim Muhafızları gibi İranlı kadroları vurmaya, yok etmeye başladı. Esad, yaklaşan tehlikeyi damardan hissetmeye başlayacaktı.
Başından itibaren ABD ile gizli ve açık stratejik anlaşmalar içinde olan İsrail, İran'a hava saldırılarıyla yöneldi. İran'ın karşı misillemeleri yapmaya doğru provoke ederek ABD'yi de savaşa sokmayı amaçlıyordu. Ancak İran, bu savaşın sadece İsrail savaşı olmadığı, ABD savaşı da olduğu bilinciyle belirli bir sınırda durdu ve beklenen yanıtları vermedi.
Tüm bu gelişmelere bakıldığında, İsrail'in ABD desteğiyle Ortadoğu'da bir alan temizliği yapmak istediğini söyleyebiliriz.
Alan temizliği
Alan temizliği operasyonunun hedefini, bölgede Gazze'de, Lübnan'da, Suriye'de ve İran'da Şii kuşağını ve Haniye, Hasan Nasrullah başta olmak üzere belli başlı Şii liderleri ve etkin kadroları tasfiye etmek; Sünni yapıların iradesini kırarak yumuşatmak; Körfez'deki gibi "normalleşmiş" ve "kabul edilebilir" bir İslami çizgiye çekmek operasyonu olarak açıklanabilir.
Gelinen noktada, ABD destekli İsrail operasyonu tamamlanmış değil; tepkileri aşağı çekme yönlü ileri geri adımlarla yeni biçimler altında sürüyor...
Emsal olsun, İsrail Suriye'yi vururken doğrudan Esad yönetimine vurmak yerine daha çok Hamas, Hizbullah gibi güçleri vurdu. Bu arada Esad'a "anlayacağı bir dille geri çekilmesi mesajını verdiler."
Esad buradan doğru paniğe kapıldı, ilk elden İran ile görüştü ve sahadaki güçlerini geri çekmesini istedi. Ancak buradan istediği sonucu alamadı.
Daha sonra Ürdün kralını devreye koymak istedi. Ancak bu çabalar da sonuç vermeyince, Esad'a geri çekilme ve düşüş yolları gözüktü.
Bunlar olurken, Erdoğan "Aşağıdan İsrail geliyor" açıklamasıyla "hedef Türkiye'dir" kaygısına kapıldı.
Erdoğan-Esad uzlaşması sağlanmayınca
Erdoğan'ın Suriye'nin demografik dengesini değiştirme programı vardı; Esad da bunun farkındaydı ve önceki hayal kırıklığının ve yaşanmışlıkların etkisiyle Esad, Erdoğan ile uzlaşmadı. Ardından İsrail devreye girince, Erdoğan'ın kendi programı tehlikeye girdi. Kürtlerin Rojava'da kalıcı olacağı, en önemlisi İsrail'in İran'da, Suriye'de ve Türkiye'de Kürtleri destekleyebileceği yönünde kaygıya kapıldı.
Öcalan'la görüşmeler başlıyor
Bu kaygı, Öcalan ile görüşmelerin başlamasını getirdi.
Bahçeli'nin "Bizim cephe gerimiz çok zayıf, çok sıkıntıdayız. Geleceğimiz tehlikede, milli beraberliğimizi güçlendirelim" minvalindeki söylemlerini hatırlayalım… Burada bütün dert, Kürtlerin İsrail'le anlaşarak kendi özerk yapılarını kurmalarından çekindiler.
Bu yüzden Öcalan üzerinden ön almayı tercih ettiler. Bu noktada "Sakın Kandil'le görüşmeyelim" tercihlerini de hatırlayalım… Sadece Öcalan'la bu işi çözebileceklerini düşündüler.
Öcalan bu süreçte çok soğukkanlı davrandı. "Gücüm var, ehliyetimle çözerim" minvalindeki cümlesini hatırlayalım. Süreç ilerledikçe "Benim arkadaşlarım da var" minvalindeki cümlesiyle Kandil'i işaret etti. Kandil mesajı aldı; "Başkan bizde varız, buradayız, sen rahat ol" minvalindeki açıklamayı böyle okumalıyız.
Demokratik toplum
Öcalan'ın kafasında demokratik dönüşüm ve demokratik toplum projesi var.
Bunu yaptığı son çağrıyla da açıkladı. Evet, Öcalan demokratik bir dönüşüm istiyor ve devlete "Demokratik bir dönüşüm yapmalısınız" mesajı veriyor.
Öcalan devlete, "Ülke çoklu kriz içinde, dünya ile olan ilişkilerinizde sorunlu. Savaş böyle sürgit sürerse daha da kötü sonuçları olacak, demokratik bir dönüşüm yapalım. Buna uygun olarak ilk adımda bizden gelsin" diyor.
Nitekim, Öcalan söylediklerine uygun olarak açıklamalarıyla ilk adımı da attı. Bu adımdan sonra topu devlete atarak, "Biz demokratik dönüşüme uygun inşa adımlarımızı yapmaya hazırız. Yapımızı bu dönüşüme uygun yeniden inşa edebilmemiz için siz de adım atın" beklentisi içinde. Öcalan şu anda devletin adım atmasını bekliyor.
Sıra devlette!
2013-2015 yılları arasında yapılan çözüm süreci ile bugünün bağını kurduğumda, Erdoğan'ın hala çok temkinli davrandığını ve sürecin bozulma ihtimaline karşı A ve B planları olabileceğini düşünmek gerekiyor.
Geçmişte de bu temkinli hali vardı ve bugün de var. Erdoğan'ın aslında temkinliliğinin sınırları vardır. Ama böyle ciddi siyasi haller söz konusu olduğunda ziyadesiyle temkinli olabiliyor ya da zihin dünyasındaki tasarımları bazen bu tip duruşları gerektiriyor olmalı.
Öcalan, iktidarın, devletin ve Türk halkının kaygıları yanı sıra Bahçeli gibi milliyetçi siyasetçilerin kaygılarını gözeterek olmalı ki, demokratik dönüşüm paradigmasını aşağı çeken "ulus, federasyon, özerklik, kültürelizm" vb. söylemleri şaşırtıcı buldu…
Bu yaklaşımı zamana bırakma, milliyetçi muhataplarını boğmama olarak okuyorum, ama en azından okumak istiyorum.
Öcalan "barış" derken de Kürt meselesini öne atmadı. Tarihin bu döneminde kuvvetler ilişkisinin ve mevcut dengelerin Kürt meselesinin şimdilik çözümüne uygun olmadığı, ortaya atıldığında geri adım atılamayacağından, atıldığında var olan zeminde şimdilik kaybedebileceği düşüncesinden hareket etmiş olabileceği kanaatindeyim.
Öcalan, 2013 Diyarbakır Newroz'unda "silahlı dönem kapandı" demişti. Şimdi de bu anlayışa uygun bir şekilde silahlı dönemin kapandığını tekrar ediyor ve "demokratik toplum" diyor.
Sıra devlette!
Beklentiler...
Yeni sürece dair bir kesim kaygılıyken, bir kesim de çok umutlu görünüyor, ama bence ikisi de yanlış.Devlet, kendi varlığını tehlikede gördü ve temsilen Devlet Bahçeli'yi öne çıkardı.
Bahçeli bir görevlidir ve buna uygun bir şekilde devleti güvenceye almaya çalışıyor. Bunun önündeki en büyük engel ise Kürt hareketidir. Kürt hareketini de savaş ve çatışma yoluyla durduramayacağını bildiği için, Öcalan üzerinden engellemeye çalışıyor.
Öcalan da bunun farkında olduğundan, Bahçeli'nin Öcalan üzerinden ön alma tutumuna karşı, kendi "barış ve demokrasi" görüşünden hareketle ön alıyor. Bahçeli, gerçekte barış ve demokrasi demiyor. Bu fikre son derece karşı olduğu gibi, koşulsuz ve en hızlı şekilde silahların bırakılması görüşü var.
Ancak Bahçeli'yi programlayan ve bu ve benzeri adımları attıran da devlettir. Süreçte Bahçeli'nin şahsi hiçbir inisiyatifi yoktur.
Devlet de PKK ile bir uzlaşmaya gitmiş değildir. Uzlaşmadığı için halen operasyonlar devam ediyor.
Yeni sürece dair bir kesim kaygılı, bir kesim ise çok umutlu görünüyor. Ancak bence ikisi de yanlış. Devlet, kendi varlığını tehlikede gördü ve temsilen Devlet Bahçeli'yi öne çıkardı. Bahçeli bir görevlidir ve buna uygun bir şekilde devleti güvenceye almaya çalışıyor.
Bunun önündeki en büyük engel ise Kürt hareketidir. Kürt hareketini savaş ve çatışma yoluyla durduramayacağını bildiği için Öcalan üzerinden engellemeye çalışıyor.
Öcalan da bunun farkında olduğundan, Bahçeli'nin Öcalan üzerinden ön alma tutumuna karşı, kendi "barış ve demokrasi" görüşünden hareketle ön alıyor.
Bahçeli gerçekte barış ve demokrasi demiyor. Bu fikre son derece karşı olduğu gibi, koşulsuz ve en hızlı bir şekilde silahların bırakılması görüşüne sahiptir.
Ancak Bahçeli'yi programlayan ve bu ve benzeri adımları attıran da devlettir. Süreçte Bahçeli'nin şahsi hiçbir inisiyatifi yoktur.
Devlet de PKK ile bir uzlaşmaya gitmiş değildir. Uzlaşmadığı için halen operasyonlar devam etmektedir.
MHP'nin rolü
MHP'yi sadece bir parti olarak değerlendirmek gerekir. MHP, tarihi boyunca solu ve Kürtleri boşa çıkarmaya, tasfiye etmeye göre şekillenmiş bir partidir.
MHP'nin bu dönemdeki rolü, Bahçeli ile birlikte devletin pozisyonunu toparlamaktır; Kürt hareketine alan açmak değil… Kürt hareketini dengelemek, bazen ona iyi davranarak ama esasen Kürt hareketini tasfiye koşullarını yaratmaktır.
PKK'nin feshedilmesi meselesi
Şu anda PKK'nın feshedilmesinin koşulları var mı, bilmiyorum. Ancak istenildiği gibi öyle çarçabuk feshedilmesinin koşullarının olmadığı görülüyor.
Feshin gerekli koşulları, çatışma ortamının sona ermesi, Kongre ve diğer yöntemlerle dağ kadrolarının ikna süreci için zaman olması, silahsızlanmadan sonra yaşamlarının güvence altına alınmış olması, demokratik siyaset gibi yönelimler açısından yasal alan açılması gerektiğini düşünüyorum.
Feshin koşulları olgunlaşmadan feshe zorlama, Kürt hareketinin teslimiyet olarak yorumlayabileceği koşulların dayatılması, süreci tıkayabileceği gibi çatışma ortamını yaratabilir.
İktidarın açıkladığı hedef
İktidarın açıkladığı hedef "terörsüz Türkiye"dir ve buna tekabül eden barış hedefi, Kürt hareketini silahsızlandırma ile sınırlıdır. Barışı bununla sınırlamak, barışı getiremeyeceği ve sürece zarar vereceği açıktır.
Sürecin aksamaya uğrama riski var mı?
Olmaz mı, elbette var! Provokasyonlar, katliamlar olabilir. Bu tip yönelimler olabileceği ihtimaline karşı, önlem almanın bir tedbiri silah meselesinin en sona bırakılmasıdır. Başa almak, güvensizliği canlı tutacağı gibi bunda ısrar etmek, çatışma sürecine dönüşü daha da hızlandırabilir, hatta getirebilir.
*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.
© The Independentturkish