Yeni kaynak savaşı

Gürsel Tokmakoğlu Independent Türkçe için yazdı

İllüstrasyon: Foreign Policy

ABD, Joe Biden zamanında farkına vardı ve birçok noktada ülkesinin Çin'in gerisinde kaldığını görerek, hızlıca düzenlemelere gitti.

Peşinden Donald Trump geldi ve henüz birkaç ay geçti, onun agresif çıkışlarla Çin'e açıkça meydan okumasına tanık olundu.

Trump hedef gösterdi: Hint-Pasifik! Hatta bu meydan okumada ABD, Trans-Atlantik'te yer alan Avrupa ve komşusu Kanada ve Meksika gibi ülkelere karşı çıkışlarıyla huzursuzluk yarattı.

Dünya böylesi bir savaş içerisinde.

Bu savaşın bütününe "ticaret savaşı" veya "ekonomik savaş" denebilir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Daha özelde ise mineraller, madenler, bunların çıkarılması ve işletilmesi, yarı iletkenler, teknolojik ürünlerin tedarik yollarını ele geçirme ve tabii enerji konuları bugünün "yeni kaynak savaşı"nı tanımlar mahiyettedir.

Nasıl ABD, 1950'lerde dünyada petrol sahası olan ülkelere yönelik politikalar yaptıysa, bugün bu yeni kaynaklar için de bazı ülkelere yöneldi. 

Bu kaynak savaşı acaba sıcak bir savaşı tetikleyebilir mi?

En bilinen konu Tayvan.

Çin ile Tayvan arasındaki gerginlik, Trans-Pasifik'te bir sıcak çatışma yaşanmasının sebebi olarak kabul edilebilir mi?

Bir de bağımlılık konusu var. Buna egemen olmak da denebilir.

Çin'in yarattığı atmosfer o denli geniş bir alanı kapladı ki, ABD dahil pek çok ülke, teknolojik ürünlerde, kritik minerallerde ve nadir toprak elementlerinde Çin'e bağımlı oldu.

Düşünsenize, ABD gibi başat bir güç Çin bağımlısı olarak hegemonik politikalar yürütebilir mi?

Biden yönetiminin çabaları hiç de az değil. Devamı nasıl gelecek?

Trump bunu görerek agresif çıkışlar içerisinde, Biden'dan daha radikal öneriler sunuyor.

Ancak yine de Trump'ın bakış açısını uzmanlar kritik ediyorlar, yanlış ve eksik yönlerin olduğunu söylüyorlar.

Eğer ABD bu durumda ise diğerleri nasıl? 

 
Hazırlık dönemi (2021 öncesi)

Çin'in 2001'de Dünya Ticaret Örgütü'ne katılması ekonomik yükselişlerinde en büyük faktördü.

Çin'in hızlı büyüme istekliliği, yarattığı fırsatlar, elindeki kaynakları kullanma becerisi ve yabancı sermayenin açgözlülüğü neticesinde, bir Çin merkezli küresel çekim alanı oluştu.

Çin bu ilgiyi maksimize etmek isteyen politikaları belirledi. Yapacağı şey sadece düzenlemeydi.

Kalkınma planlarını yaparak bu düzenlemeye yön verdi.

Çinli firmalar küresel değer zincirlerinin merkezine; endüstriyel politikalar, düşük maliyetli işgücü, fikri mülkiyet hırsızlığı ve ticaret ile yatırım engelleri sayesinde oturdu.

Böylelikle Çinli şirketler madencilik, temiz enerji, bilgi ve iletişim teknolojisi gibi ekonomik büyümeyi yönlendirecek ve yüzyılın geri kalanında ekonomik güvenliği sağlayacak endüstrilere ve teknolojilere yatırım yapma imkânı buldu. 

Ülkeler Çin'in; ekonomik zorlamasının ülkelerin ihracatlarını ve yatırımlarını azaltmasıyla, aşırı kapasitesinin ülkelerin dahili endüstrilerine zarar vermesiyle, Tayvan'a karşı olası askeri eylemleriyle, küresel çapta kritik tedarik zincirlerini bozmasıyla değerlendirmeye başladılar?

ABD ne tür bir teşvik paketi için çalışmaya başladı?

ABD gerekli teknolojik şirketlerini kurabilmek amacıyla, Mayıs 2020'de, Tayvanlı, ABD merkezli ve Güney Kore merkezli yarı iletken şirketleriyle, bu firmaların kamu ve özel sektör ortaklıklarıyla, vergiler, krediler ve hibeler yoluyla en iyi şekilde teşvik edilmeleriyle ilgili görüşmeler başlatıldı.


Biden dönemi yeni kaynak savaşı (2021-2025)

Mayıs 2020'de başlatılan görüşmeler çerçevesinde Biden, 3 destek paketi sundu.

İlki, 2021'in başlarında, kritik minerallere, yarı iletkenlere, gelişmiş pillere ve aktif ilaç bileşenlerine odaklanarak tedarik zinciri çeşitlendirmesi için öncelikleri belirleyen bir yürütme emri yayımladı.

İkinci olarak, 27 şirkete toplam 30 milyar dolardan fazla bağışta bulunmak ve yerel yarı iletken üretimi için 400 milyar dolardan fazla özel sektör yatırımı yapmak amaçlı, 2022 CHIPS ve Bilim Yasası'nı çıkardı.

Son olarak, şirketlerin üretim teşviklerinden ve diğer temiz enerji sübvansiyonlarından yararlanmaları için, üretim tedarik zincirlerini çeşitlendirdikçe yukarılara doğru bir yarış başlatmalarını temin edecek 2022 Enflasyon Azaltma Yasası'nı çıkardı.

Biden yönetimi ve ortakları, yeni, daha güvenli ve dayanıklı tedarik zincirlerini çekmek için diğer ülkelerin ekonomilerini risklerden arındırma yollarını aradılar.

Küresel üretimin yaklaşık üçte ikisini Çin'in oluşturduğu kritik minerallere odaklanma sağlandı.

Bu sektörde Çin, elektrikli araç pilleri imal etmek için gereken grafit üzerinde tekel gibiydi.

Çin, periyodik olarak bu tedarik zincirleri üzerindeki kontrolünü, diğer ülkelere baskı yapmak ve onları ihtiyaç duydukları kaynaklardan mahrum bırakmak için kullandı.

Çin hükümeti 2023'te, (Batı'nın tedarik ettikleri, bağımlılığın yüksek olduğu) grafit, galyum ve germanyum üzerinde yeni ihracat kontrolleri başlattı.

Pekin'in nüfuzunu azaltmanın tek yolu, küresel pazara yeni tedarik imkanları getirmekti.

Bu hem madenler hem de hammaddeleri nihai ürünlere dönüştüren işleme tesisleri için önemli miktarda fon temin edilmesini gerektirmekteydi.

Sorunu gören ABD, sürdürülebilir kritik mineral tedarik zincirlerine yatırım yapmak için 2022'de Mineraller Güvenlik Ortaklığı'nı (MGO) başlattı.

Ortaklık on dört ülkeyi (Avustralya, Kanada, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Hindistan, İtalya, Japonya, Norveç, Güney Kore, İsveç, Birleşik Krallık ile ABD) ve Avrupa Birliği'ni içeriyordu.

Ayrıca, Çin'e aşırı bağımlılık konusunda eşit derecede endişe duyan Arjantin, Kongo ve Zambiya gibi mineral üreten ülkelerle de çalışma başlatıldı.

MGO ülkeleri, kritik mineral kaynaklarında Çin'in tek ülke olmasını, üretici ülkeler ise Çin'in tek yatırım kaynakları olmasını istemiyorlardı. 

Bu çerçevede 2024'ten itibaren ortaya ne çıktı?

İki örnek var:

Birincisi, piyasaya yeni germanyum tedariğini sağlamak için Belçika merkezli bir şirket ile Kongo'daki bir mineral işleme şirketi arasında bir anlaşma yapıldı. Diğeri ise Güney Kore merkezli çelik üreticisi şirketti, Tanzanya'da bir grafit madeni geliştirmek için Avustralyalı başka şirketle iş birliği yaptı. 

Ayrıca, ABD Savunma Bakanlığı, madenlere ve işleme tesislerine garantili gelir sağlayarak, alternatif tedarik zincirlerini güçlendirmeye yardımcı olan ve Çinli olmayan tedarikçilerle bazı anlaşmalar imzaladı.

Pentagon'un satın alımları, Alaska'daki bir grafit projesini, Kanada'daki grafit ve kobalt projelerini ve Avustralya'daki bir grafit madenini destekliyordu.

ABD ve Çin'in, dünyanın en büyük nadir toprak element yataklarına erişim için rekabet ettiği Grönland'da, European Lithium Limited'in ABD yan kuruluşu olan Critical Metals Corp, Tanbreez Nadir Toprak Madeni'nde, kontrol hissesi satın alma teklifini ABD kazandı.

ABD ve ortakları (Doğu Asya ve Avrupa'dakiler), küresel yarı iletken endüstrisine hâkim konumuna geçseler de bu yeteli olmayacaktı.

Çünkü bir de bunların yarı iletken piyasasındaki durumlarına odaklanmak gerekmekteydi.

Nitekim Çin, on beş yıl boyunca 150 milyar dolardan fazla yatırımla bu alanda önemli bir avantaj yakalamıştı.

ABD ve ortakları, yarı iletkenlerin kullanıldığı, telekomünikasyon ekipmanları, güneş pilleri, elektrikli araçlar için, kritik mineraller ve bu alanlarda Çin'in ezici payının kendilerine tehlikeli yarattığı diğer endüstrilerde aynı yolu izlemeleri gerektiğinden, destekler de buna göre formülleştirilmeliydi.

Bu nedenle CHIPS ve Bilim Yasası önem kazanmaktaydı.

ABD'deki üretim hatlarından çıkan çiplerin ardından, testlerin, paketlemenin ve montajın çoğu, düşük gelirli ülkelerde yapılabilirdi.

ABD, bu tür işleri hızla başlatmaya hazır olan ucuz işgücünün olduğu ülkelere fon yönlendirdi. Örneğin Kosta Rika hızlı hareket edenlerden biriydi.

Ayrıca ABD, Hindistan, Endonezya, Meksika, Panama, Filipinler ve Vietnam dahil olmak üzere Amerika kıtasında ve Asya'da çeşitli fonlar yarattı.

Biden, tedarik zinciri çeşitlendirmesini bölgesel düzeye taşımak amacıyla 2022'de, 13 ülkeyle (Avustralya, Brunei, Fiji, Hindistan, Endonezya, Japonya, Malezya, Yeni Zelanda, Filipinler, Singapur, Güney Kore, Tayland ve Vietnam), Hint-Pasifik Refah Ekonomik Çerçevesi (IPEF) inisiyatifini başlattı.

ABD ve IPEF üyeleri 2024'te yeni girişimleri geliştirmek için bir Tedarik Zinciri Konseyi (TZK) kurdular. TZK, ekonomik rekabetin temelini oluşturan üç sektöre odaklanmayı planladı; yarı iletkenler, kimyasallar ve kritik mineraller (özellikle elektrikli araç pilleri üretmek için gereken mineraller).

ABD, Çin'in önünü kesmek için proje bazında bir eylem hareketi başlattı.

Bunun için ABD kendi inisiyatifiyle temiz ekonomi sektöründe yatırımları canlandırmak istedi. 

Şunlar ortaya çıktı:

Singapur, 150 şirket ve yatırımcıyı bir araya getiren ve sürdürülebilir altyapı için 23 milyar dolarlık, öncelikli projeleri belirleyen bir IPEF temiz ekonomi yatırım forumunu ele aldı.

Bazı büyük ABD teknoloji şirketleri bölgedeki temiz enerji ve bilişim teknolojisi projelerine milyarlarca dolarlık yeni yatırımlarını duyurdu.

Avustralya, Japonya ve Güney Kore ile birlikte ABD, Hindistan'da yenilenebilir enerji platformunu, sonra da Endonezya ve Vietnam'daki projeleri destekleyen bir yatırım fonunu oluşturdu.

Hint-Pasifik ve ötesi için (Trump'ın ilk dönem başkanlığında oluşturulan) bir ABD ajansı olan Uluslararası Kalkınma Finans Kurumu (UKFK), ABD ve yabancı firmalara finans sağladı.

Örneğin UKFK, Brezilya'da nikel ve kobalt madenciliğini geliştirmek için 55 milyon dolar ve Güney Afrika'da nadir toprak işleme tesisi için 50 milyon dolar yatırım yaptı.

Japonya Kalkınma Bankası, 50 milyon dolar sağlayarak, Avustralyalı bir şirketin Pasifik Adaları'ndaki telekom varlıklarını satın almasını temin etti.

UKFK, Atina yakınlarındaki bir tersane ihalesini kazanan Yunan şirketini ve Sierra Leone'deki Freetown Uluslararası Havaalanı'nı genişletecek ve işletecek olan Türk şirketini finanse etti.

UKFK, Hindistan'daki bir güneş enerjisi projesini desteklemek için 500 milyon dolarlık bir kredi sağladı ve Çin'in yeni teknoloji sahibi güneş hücrelerini kullanmasını engelledi.

Bütün bu faaliyetler, emek yoğun ve pahalı şekilde gerçekleşmekte ve zaman almaktaydı. Çin ise gelişimini sürdürmekteydi.

Bu kez ABD, küresel tedarik zincirlerini güvence altına almak ve Çin'in etkisini azaltmak amaçlı ticaret gücünü kullanmaya başladı.

Ticarette alıcı bulmak esastı.

Kim daha uygun fiyata veriyor ve malın girişi daha kolay oluyor, ticaret bu prensibe göre işlediğine göre Çin'in elindeki imkanlara karşı adımlar atılmalıydı.

Çin fiyatları dibe çekmekten kaçınmamaktaydı.

Ticaret anlaşmaları maliyet açısından etkili çözümlerdi ve anlaşma gereği belli ortaklarla iş yapıldığında maliyetler aşağıya çekilebilirdi.

Bundan başka, malı yüksek standartta üreterek piyasada tercih edilmesini sağlamak gerekirdi.

ABD'nin ortaklarıyla, tarifeleri düşüren anlaşmalar yapması beklenmekteydi.

Bu kapsamda anlaşmalar, çevre standartlarını, sınır ötesi veri transferlerini, işgücü güvencelerini, fikri mülkiyet haklarının korumasını sağlamalıydı. Yenileri mevcut anlaşmalarla uyumlu hale getirilmeliydi.

Buna imkân veren bir alan vardı.

Trans-Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve İlerici Anlaşma (CPTPP) üzerinde çalışmak olacaktı.

Ancak Trump, CPTPP'den 2017'nin başlarında çekilmişti. Şimdi bu yine gündeme gelir mi diye bekleniyordu.

Üstelik, Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık (RCEP) ile Çin, ABD'ye zarar veriyordu.

ABD bu konuda sahici bir ateş yakmış değildi.
 

 
Çin'in tedbirleri (Trump öncesi - 2024)

Çin, Ticaret Savaşı taktiklerinden daha fazlasını planlıyordu.

Bir planları vardı. Çin'in iç ekonomisini ve dış ilişkilerini desteklemek için geniş bir çaba sessizce devam ediyordu.

Çin'in hazırlıkları, ABD'ye yatırım yapmayı, ortaklarla uyum sağlamayı ve gerektiğinde rekabet etmeyi içeriyordu.

Çin, yavaş hareket ederek Trump döneminin sonuna kadar fazla yıpranmadan ayakta kalmayı planlıyordu.

Bu süreci iç düzenleme ve gelişmeler içinde geçirmek niyetindeydi.

Mümkün olduğu kadar ise kilit komşularıyla ve uzlaştırmaya ve küresel Güney'dekilerle ilişkileri derinleştirmeye odaklanıyordu.

Çin, Trump'ın politikalarının ABD'nin gücünü zayıflatacağını ve uzun vadede onların küresel itibarlarının azaltacağını düşünüyordu.

Fırsat kollayacak şekilde hazır beklemek tem stratejileriydi.

Velhasıl Çin uzun vadeli düşünüyordu.

Çin ile Hindistan ilişkilerindeki yumuşama dikkat çekiciydi.

Çin ve Hindistan tartışmalı sınır bölgesi Ladakh'tan çekilme konusunda anlaşmaya vardılar.

Trump'ın seçilmesinin ardından Çin, sınır sorunları hakkında görüşmek üzere Hindistan Ulusal Güvenlik Danışmanı'nı Pekin'e davet etti.

Bazı anlaşmalar yaptılar. Çin, sınır sorununa adil, makul ve karşılıklı güven sağlayacak bir çözüm paketi için söz verdi.

Pekin, iki ülke sınırıyla ilgili kapsamlı bir anlaşmaya varmak için istekli görünüyordu.

Çin, Japonya ile de sorunları çözme istekliliği içinde olduğunu gösterdi.  

Pekin, 2023'te koyduğu Japon deniz ürünlerine yönelik ithalat yasağını 2024'te kademeli olarak kaldıracağını duyurmuştu.

Çin lideri Xi Jinping, Kasım 2024'te Peru'da düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İş birliği (APEC) zirvesi sırasında

Japonya Başbakanı Şigeru Ishiba ile görüştükten sonra, Çin, Japon ziyaretçiler için vizesiz giriş serbestisini geri getirdi. 

Diğer taraftan Çin, Avustralya'ya yanaşmak istiyordu.

Yine Kasım 2024'te bir karar çıkardı ve Avustralyalı vatandaşlar için Çin'e 30 günlük vizesiz seyahat serbestisini sağladı. 

Pekin belli komşu ülkeler için arka kapı ticaretine izin verdi.

Bu itibarla Brezilya, Endonezya, Malezya, Tayland ve Vietnam gibi küresel Güney'deki ülkelere bazı imkanlar tanındı.
 

İllüstrasyon: Álvaro Bernis/Foreign Policy
İllüstrasyon: Álvaro Bernis/Foreign Policy

 

Trump dönemi yeni kaynak savaşı (2025 ve sonrası)

Trump hangi amaçlar için tarifeler konusunu öne çıkardı? 

Trump'ın, ikili ticaret açığını dengelemek, çok-uluslu şirketlerin tedarik zincirlerini yeniden ülkeye çekmeye ve Çin'in imalatına olan bağımlılıklarını azaltmayı teşvik etmek ve diğer ülkelerin Çin'in küresel ekonomiyi dolarsızlaştırma çağrısına karşılık vermesini önlemek amaçları çerçevesinde bazı çıkışlarına tanık olunmaktaydı.

ABD ve ortaklarının, Çin'e olan bağımlılığını azaltmak için tam ekonomik teşvik paketi ile kamu ve özel sektörde yatırım ve ticaret anlaşmaları yapılması beklenmekteydi.

Trump'ın ticaret anlaşmaları üzerine odaklanması beklenirken, daha farklı çıkışları oldu. Meksika ve Kanada'ya bazı yaptırımlarla ortaya çıktı. Kanada Avrupa'ya yanaştı.

Trump'ın Çin'e karşı Tayvan politikasında daha agresif olması bekleniyordu.

Yine Trump'ın Mineraller Güvenlik Ortaklığı ile neler yapabileceği hususu merak konusu olmuştu.

Grönland! Trump burayı resmen istemekteydi.

Avrupa ise Grönland'ı sahiplenmekte ısrarcı görünüyordu.

Trump tüm Çin mallarına yüzde onluk gümrük vergisi koydu.

Çin, belirli ABD mallarına kendi gümrük vergilerini, kritik minerallerin ihracatına kısıtlamalar ve ABD merkezli bir şirkete karşı tekelcilik soruşturması açtı. 


Düşünceme göre en önemli konuların başında Rusya ile ilişkiler var.

Eğer Trump, Putin ile küresel meseleler üzerine anlaşmaya varır ise bunun bir çıktısı da Arktik bölge olacaktır.

Eğer ABD ve Rusya, Çin'in Arktik bölgeden deniz nakliye geçişine kolay yeşil ışık yakmayacak türden bir düzenlemeye gidecek olurlar ise uzun vadede bu husus Çin'e pahalıya mal olabilecek sonuçlar doğurur.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU