Etkileşim ile beslenen yeni tip spor medyası

Okan Can Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: Abhimanyu Ghoshal/Courtesy of Digital Sport

Türkiye'de, spordan uzak bir spor kültürü oluşuyor. Bu kültür, sadece kazanmak ve her ne olursa olsun kazanmak üzerine inşa ediliyor. Kazanmak kutsandıkça, her şey mübah sayılıyor.

Spor ve rekabet, sadece futbol üzerinden tanımlanarak, rakibini zayıflatma ve yok etme amacı ile yapılıyor. Halbuki en büyük kazancı yayın geliri olan Türk futbolunda rakiplerin, her şeyden çok birbirine ihtiyacı var. 

Futbol üzerinde oluşan rekabette artık kulüpler adına, yeni tip bir spor medyası da etkin güç olarak kullanılıyor. Yeni tip spor medyası üzerinden bir kutuplaşma oluşturulup, taraftar konsolide edilerek bir güç yaratılıyor. 

Her kulüp, kendine yakın spor muhabirleri ve yorumcular üzerinden rekabet ediyor ve pozisyon kazanmaya çalışıyor.

Öyle ki artık kulüplerden çok spor medyası birbiri ile kavga ediyor ve kendilerine de bu kavga üzerinden anlam yüklüyor.

Taraftara yaptıklarını ve dik durduklarını anlatarak, değer kazanmaya çalışıyorlar.

Yeni tip spor medyası, fanatizmden beslenerek sağlam bir zemine oturmaya ve daha fazla sosyal medya etkileşimi ile değerli bir konum kazanmayı, öncelik haline getiriyor. Etkileşim yolu ile taraftardan onay almak, takdir almak ya da kulüp başkanları tarafından kabul görmek yetiyor bu konum için. En önemli kriter ise yakın oldukları kulüp menfaatlerini savunmak ve sorulması gereken soruları sormamak. 

Bununla beraber, spor medyasının bir bölümünde artık taraftarlık asıl kimlik olarak da öne çıkıyor. 

Geçen hafta TRT'nin bir spor programında bir kadın spiker, Mesut Özil ile ilgili bilgisizlik sebebi ile bir yanlış anlatımda bulundu.
 


Bu durum alay konusu ve eleştiri konusu olunca, tek bir kişi üzerine indirildi sorun. Kadın spikerin cinsiyeti ve yaptığı gaf üzerinden bir eleştiriler tek bir yöne doğru aktı.

Ama asıl sorun, spikerin bilgisizliğinden öte, spor medyasının bir bölümünün taraftarlaşması, sporun ruhundan ve tarafsızlıktan uzaklaşmasıydı.


Her şey daha fazla etkileşim, daha fazla beğeni için

Bundan yaklaşık 2 ay önce Rıdvan Dilmen'in tartışmaya açtığı ama tartışılmayan mesele, spor medyasındaki pozisyonların ve gücün, sisteme olan etkileriydi. Fakat bu tartışma ortaya çıktığında, herkes ıslık çalmaya başlamıştı bile.

Son zamanlarda ise sosyal medya üzerinden yaşanan tartışmalar, aslında durumun ne kadar vahim olduğunu da gösteriyor.

Özellikle 3 yorumcunun, sosyal medya üzerinden yaptığı tartışmalar buna bir örnek olarak dururken, yaşanan sürecin spor ve rekabet ile bir ilgisi olmadığını gösteriyor.

Yine aynı yorumcular, 2'si TV ekranından, diğeri sosyal medya üzerinden, pozisyonlarını bir kulüp sözcüsü ve savunucusu gibi belirleyip, rakip kulüpleri eleştirerek taraftarların beğenisi hedeflerken, birbirlerini de ağır bir şekilde suçlayabiliyorlar.

Ve en önemlisi de tartışmanın merkezinde futbol yok.

Yine başka bir yorumcunun taraftara, "Sen taraftar ol taraftar, ben ekranlarda konuşurum" diyerek kendine başka bir rol ve anlam yükleyebiliyor.

Başka bir yorumcunun "Bir Hoca ile olmaz, Lucien Favre'yi getirin" diyerek, yorumculuk dışında hareket etmesi normal olabiliyor.

Yine aynı yorumcu daha önceki dönemde, basketbol şubesi çalışmalarını ve geçmiş hocasını, taraftara hedef göstererek "gereksiz gider" diye anlatabiliyor.

Mesela, kişileri de kutsayabiliyor yeni tip spor medyası. Fatih Terim'e yakın olmayı ve onun hakkını savunmayı bir marifet sayan gazeteciler, sürekli sosyal medya paylaşımları ile başarıyı Fatih Terim'e, başarısızlığı yönetime vererek, bir iletişim çalışması yapabiliyor.

Çünkü Fatih Terim'i savunmak, taraftar için önem arz ediyor.

Başka bir yorumcu da İrfan Can Kahveci için köle değil diyerek, Başakşehir kulübü üzerinde baskı oluşması için iletişim çalışması yapabiliyor. Ve oyuncu ile kulübü arasındaki bağların kopmasına katkı sağlayabiliyor.

Ve her şeyin özeti olarak, Galatasaray Kulübü Başkanı Mustafa Cengiz'in basın toplantısında kulübe yakın gazetecilere, kulübün hakkını daha fazla savunmalısınız diyebiliyor.
 


Seyirci Avrupa'dan futbol, Türkiye'den kaos izliyor

Türkiye'de futbol, yönetim hataları ve sadece sportif bir başarısızlık ile geri gitmedi. Ya da medyada sadece bir kadın spiker, spor medyasındaki sorunların kaynağı olmadı.

Ya da sadece hakemlerin kötü yönetimi değil futboldaki sorun. Bunları eleştirmek en kolayı zaten.

Türk futbolundaki en önemli sorunlardan biri, problemleri sürekli tartışanların, tartışılmaması ve tartışanların kaostan rating devşirmeleri. 

Futbolda en kolayı eleştirmek. Her yönetici, her teknik adam, her futbolcu eleştiri alırken, eleştirenler eleştirilemiyor.

Bununla beraber, 100 yıllık kulüplerin kendilerini savunacak medya mensuplarına ihtiyacı yok. Kulüplerin ve futbolun tarafsız futbola ve tarafsız olarak futbol konuşanlara ihtiyacı var.

Yoksa seyirci daha uzun süre, Avrupa'dan futbol, Türkiye'den kaos izlemeye devam edecek.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU