Ahlak yangını: Bolu'daki otel faciasından devlet aklına bir bakış

Prof. Dr. Mustafa Çevik, Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: AP

Bolu'daki otel yangını, yalnızca bir trajedi değil, aynı zamanda toplumun ve devletin işleyişindeki derin sorunların da açık bir göstergesidir.

Yangın merdivenlerinin kullanılmaz halde olması, güvenlik denetimlerinin eksikliği ve işletme sahiplerinin maliyet kaygısıyla hayati tedbirleri göz ardı etmesi gibi ihmaller, etik değerlerin ve devlet aklının yokluğuyla birleşince felaketlere davetiye çıkarıyor.

Bu durum, sadece kişilerin değil, sistemin de etik zeminini kaybettiğini ortaya koyuyor.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Doğal afetler, etkilerini doğal koşullar kadar insanların aldığı veya almadığı önlemler üzerinden gösterir.

Deprem, sel ve yangın gibi olayların yıkıcı etkilerinin bu kadar yüksek olmasının temelinde, toplumun ahlaki ve yönetsel zaafları yatıyor.

Bu bağlamda, kişilerin ve kurumların davranışlarının, denetimsizliğin ve cezasızlığın bir sonucu olarak nasıl şekillendiğini anlamak için Psikolog Philip Zimbardo'nun Kırık Cam Teorisi önemli bir perspektif sunuyor.

Zimbardo'nun teorisi, küçük ihlallerin görmezden gelinmesinin daha büyük ihlallere zemin hazırladığını öne sürer.

Bir mahallede kırık bir pencerenin tamir edilmemesi, o çevrede vandalizmin ve suç oranlarının artmasına yol açabilir.

Çünkü ihmal, önemsenmeme algısı yaratır ve bu algı, toplumsal düzenin çöküşünü hızlandırır.
 

Fotoğraf: AP
Bolu Kartalkaya'daki otel yangınında, 36'sı çocuk 78 kişinin yaşamını yitirdi / Fotoğraf: AP

 

Bolu'daki otel yangınında da benzer bir dinamik görüyoruz.

Denetimlerin yapılmaması, güvenlik standartlarının göz ardı edilmesi ve işletmecilerin sorumluluklarını yerine getirmemesi, kırık camların birikerek nasıl büyük bir yıkıma dönüştüğünü gösteriyor.

Bu durumun, yalnızca kişilerin ahlak anlayışıyla açıklanması yanıltıcı olabilir.

Devlet aklı, burada belirleyici bir rol oynar.
 


"Akıl Devleti" kitabımda da vurguladığım gibi, devlet aklının yokluğu, hukukun ve adaletin etkin bir şekilde işlemesini engeller.

Hukukun zayıf olduğu bir ortamda, kişiler ve kurumlar kısa vadeli kazançlar uğruna uzun vadeli zararları göz ardı eder.

Bu, yalnızca ahlaki zayıflıkların değil, aynı zamanda sistematik çöküşlerin de önünü açar.


Yangın gibi facialar, devletin denetim ve düzenleme mekanizmalarının etkinliğini sorgulatan olaylardır.

Ancak bu mekanizmaların varlığı yeterli değildir; aynı zamanda bu mekanizmaların nasıl işlediği, kimler tarafından denetlendiği ve hangi etik değerler üzerine inşa edildiği de önemli.

Güçlü bir devlet aklı, yalnızca yasa koymaz; aynı zamanda bu yasaların adil bir şekilde uygulanmasını sağlar, hesap verebilirlik mekanizmalarını işletir ve toplumun her kesiminde hukuksal ve etik bir bilinç oluşturur.

Bu bir zihniyet meselesidir özünde.
 

Fotoğraf: AP
Kayak merkezinde 78 kişinin hayatını kaybettiği otel yangınına ilişkin soruşturma sürüyor / Fotoğraf: AP

 

Küçük ihlallerin ciddiyetle ele alınması, sistemin genel sağlığı için kritik öneme sahip.

Ancak burada asıl mesele, pragmatizmin yerine aklı koyabilmektir.

Pragmatizm, kısa vadeli sonuçlara odaklanır ve genellikle maliyetleri kısmak adına temel sorunları göz ardı eder.

Oysa akıl temelli bir yönetim anlayışı, sorunların kökenine inerek sürdürülebilir çözümler üretir.

O nedenle, Bolu'daki yangının ardından yalnızca cezalarla veya geçici denetimlerle bir çözüm arayışı, kalıcı bir değişim yaratmaz.

Bunun yerine, devletin hem kişilerde hem de kurumlarda etik değerleri teşvik eden bir kültürü inşa etmesi gerekir.

Bu kültür, denetimden çok daha fazlasını içerir.

Eğitim sisteminden medya politikalarına, iş dünyasından sivil topluma kadar her alanda bir zihniyet dönüşümünü gerektirir.

6 Şubat depremi gibi Bolu'daki otel yangını da yalnızca birer trajedi değil, oradaki insani kusurlar aynı zamanda toplumun genel ahlaki durumunun da bir yansımasıdır.

Bu gibi olaylar, kırık camların nasıl bir araya gelerek devasa bir yıkım yarattığını gözler önüne seriyor.

Ancak bu kırık camları tamir etmek mümkün.

Bunun için, devletin ve toplumun her düzeyinde aklı merkeze koyan bir dönüşüm şart.

Böyle bir dönüşüm, yalnızca ihmal ve ihlalleri önlemekle kalmaz; aynı zamanda güven, sorumluluk ve etik değerlerin yeniden inşasını mümkün kılar.

Tek çare "Akil Devleti"dir.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU