Marco Rubio'nun eleştirileri

Doç. Dr. Ali Oğuz Diriöz Independent Türkçe için yazdı

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 28 Şubat 2025 Cuma günü Beyaz Saray'da ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski arasındaki görüşmede konuşuyor / Fotoğraf: Reuters

Yazıya başlamadan Edip Akbayram'ın vefat haberini üzülerek duydum.

Merhuma Allah'tan rahmet, ailesine ve sevenlerine sabır dilerim. 

2025 itibarıyla, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkenti Washington DC'de (başkent Vaşinton'da), dolar milyarderlerinin ve üst düzey yöneticilerin yani Chief Executive Officer – CEO'ların etkin oldukları bir dönem başladı.

Paraya, doğal kaynaklara ve teknolojiye hükmedenlerin, güç sahibi oldukları bir düzenden bahsedebiliriz

Dolar milyarderi iş insanlarının ve CEO'larının yönetime hâkim oldukları bu dönemde, ABD'yi ve dünyayı, şirket yönetme anlayışıyla yönetmeye kalkışıldığı gözlemlenebilir.

Bu mantıkla, kaynakların verimli kullanılması ve çabuk sonuçlar elde edilebilecek politikaların öncelik olarak tercih edilmeleri, ABD'nin hem iç hem de dış politikalarındaki tercihlerine ve politika yürütülüş biçimlerine yansıyor.

Tabii, ülke yönetmek şirket yönetmeye benzemez, çünkü diplomasinin incelikleri devlet yönetimi için gereklidir. 

27 Şubat'ta (Türkiye saatiyle 28 Şubat 2025), Donald Trump'ın başkan olmadan önceki televizyon programlarında görebileceğimiz türden, diplomatik olmayan, bir atışmaya bütün dünya tanıklık etti.

Beyaz Saray'da Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump, ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun da yer aldıkları heyetler arası toplantı öncesi, basına açık toplantı esnasında yaşananlar, uzun yıllar unutulmayacaktır.

Bir yandan Zelenski'nin basına kapalı görüşmesi gereken unsurları basına açıkken dile getirmesi, fotoğraflar göstermesi alışıla gelmişin dışındaydı.

Zelenski'ye karşı tepki olarak sert bir tutum sergileyen Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı Vance, sert şekilde tepki gösterdiler.

Zelenski'nin Trump ve Vance tarafından defalarca ikaz edildiği bir atışma yaşandı (normal başlayan toplantı, özellikle son bölümlerinde ciddi bir tartışmaya dönüşüyor. İzlemek isteyenler için PBS tarafından hazırlanan 49 dakikalık basına açık görüşmenin tamamının videosu mevcutt:
 


Yaşananlar sonrası, nadir toprak elementleriyle alakalı anlaşma imzalanmamış ve Zelenski'nin Beyaz Saray'dan ayrılması istendi.

O esnada sakin ve profesyonel kalan Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, deneyimli bir senatör olarak Florida'yı ABD senatosunda yıllarca temsil etmiş olması sebebiyle sakin kalabildiğini düşünüyorum.

Benim de bir dönem araştırmalar ve diğer çalışmalarım için bulunduğum University of Florida'dan lisans diplomasını elde eden Rubio'nun, seçimler esnasında ABD Başkan Yardımcısı olması da söz konusuydu.

Fakat hem başkan hem de başkan yardımcısının aynı eyaletten olamama durumundan dolayı Rubio, dışişleri bakanı olarak görev aldı.  

Rubio'nun, kendisi gibi profesyonel tutumları ile bilinen Sn. Dışişleri Bakanı Dr. Hakan Fidan ile Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'la ön görüşmelerde bulunup, aslında o toplantıda emekleri heba olan kişilerin başında geliyordu.   

Dolayısıyla, ABD dış politikasını anlamlandırmak için sadece yaşanan 10 dakikalık bir atışmanın yeterli olmadığını düşünüyorum.

O 10 dakikalık kesimin ötesinde, Rubio'nun Zelenski'ye yönelik eleştirilerine de kulak vermek gerekir.

Yaşanan tartışmanın akşamında, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, verdiği röportajda, Zelenski'nin özür dilemesi gerektiğini belirtti.
 

 

Zelenski, o akşam ABD'ye teşekkür eden bir tweet attı, ama özür dilemedi.
 


Zelenski'nin sonraki durağı olan Avrupa'da ve bilhassa İngiltere'de sıcakça karşılandı.

İngiltere'de Ukrayna'ya verilen desteğin devam edeceği ifade edildi.

Lakin gene de kalıcı bir barış olacaksa bunun ABD'nin desteği olmadan gerçekleşmesi çok zor. 

Ayrıca, Türkiye'ye de Ukrayna'da önce kalıcı bir ateşkes ve daha sonra bir barış için önemli vazifeler düşecektir. 

Zelenski'nin ABD'ye gitmeden önce uğradığı başkentlerden biri Ankara'ydı.

ABD'deki yaşanan tartışma sonrası Ukrayna'nın Ankara Büyükelçiliği de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Zelenski'ye şemsiye tutarken fotoğrafını paylaştı.
 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukraynalı mevkidaşı Volodimir Zelenski / Fotoğraf: Ukrayna Ankara Büyükelçiliği
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ukraynalı mevkidaşı Volodimir Zelenski / Fotoğraf: Ukrayna Ankara Büyükelçiliği

 

Hem ABD hem de Türkiye ve İngiltere dâhil diğer NATO müttefikleri olmadan Ukrayna ile Rusya arası bir ateşkes anlaşmasına varılması kolay olmayacaktır. 

ABD'deki hâkim yaklaşımın, verimlilik, karlılık ve ABD'nin çıkarlarına yönelik alım-satıma dayalı (alımsatımsal/işlemsel–transactional) menfaat ilişkilerine odaklanma ("Önce Amerika"–"America First" yaklaşımı gibi) eğiliminin doruk yaptığı söylenebilir. 

Dış politika kararlarına yönelik genel bir maliyet-fayda yaklaşımı da kaçınılmaz olarak ağırlıklıdır.

Ancak "Önce Amerika" (America First) demek, "Sadece Amerika"– (America Only) anlamına gelmez.

Karşılıklı menfaat fırsatlarıyla hem ABD, Ukrayna'nın nadir toprak elementleri ile doğal kaynakların işletilmesiyle ilgileniyor.

Dolayısıyla, kazan-kazan yaklaşımla, nihayetinde bir uzlaşma sağlanabilecektir diye düşünüyorum.
 

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Marco Rubio / Fotoğraf: Reuters
Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Marco Rubio / Fotoğraf: Reuters

 

ABD devlet geleneklerine aşina yöneticiler arasında ilk akla gelen, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'dur.

Deneyimli bir siyasetçi olan Rubio, aslında Washington'daki yerleşik düzenin (müesses nizamın–establishment), nasıl çalıştığını bilen isimlerdendir.

Rubio, ABD'nin stratejik öncelikleri konusunda bilgilidir ve yeri geldiğinde diplomatik davranabilir.

Bu nedenle, Rubio'nun eleştirilerini incelemek gerekir. 

Rubio, Zelenski'lye aynı gün, İngiltere ve Yunanistan Dışişleri Bakanları ile görüştü.

Rubio'nun doğal kaynaklar ile ilgili söylemleri ve eğilimleri, Kıbrıs, Yunanistan ve Doğu Akdeniz enerji kaynakları için de önemli ipuçları veriyor.

Rubio'nun Ukrayna'ya yönelik eleştirilerine bakarak, Türkiye'nin de dikkat etmesi gereken hususları anlamak mümkün.

Türkiye'nin önleyici diplomatik adımlar atıp, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs hususunda ABD ve Yunanistan'ın bir sonraki adımını beklemeden yeni önerilerde bulunması faydalı olabilir.

ABD'ye herhangi bir karardan ötürü tepki vermeyi beklemeden, Türkiye'nin bazı geçici (transient) önerilerle Doğu Akdeniz'de "oldu-bitti" durumlarına müsaade etmemesi gerekir.

Türkiye, bir yandan Rusya'yla iyi ilişkiler yürütebilirken, diğer yandan Ukrayna'nın da toprak bütünlüğüne ve egemenlik haklarına vurgu yapıyor.

Bu bağlamda, soğukkanlı davranabilen ve baskı altında profesyonelliğini koruyabilen Türkiye Cumhuriyet Dışişleri Bakanı Sayın Dr. Hakan Fidan'ın yürütmüş olduğu karmaşık ancak istikrarlı bir Ukrayna politikası söz konusu.

Türkiye'nin ABD ile Ukrayna arası yaşanan olaylar karşısında ABD'yi doğrudan suçlamaması, sadece Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne vurgu yapmış olması, aslında son derece isabetli, tutarlı ve istikrarlı bir politikadır. 

Peki, Rubio'ya göre Zelenski'nin neden özür dilemesi gerekiyor? 
 

 

Zelenski, özür dilemesi gerekmediğine inanıyor.

Buna mukabil, Rubio'ya göre, başlangıçta normal başlayan bir basın açıklamasının bu derece sert geçmesinde Zelenski'nin suçu var.

Marco Rubio, CNN'e verdiği röportajda, arka planında yürütülmekte olan önemli diplomatik çabalardan da bahsetti.

Rubio, röportajında, Uluslararası Kamuoyunun ve Amerikan halkının görmediği arka plandaki diplomasinin öneminden söz etti.

Suudi Arabistan'da Lavrov'la Dışişleri Bakanları düzeyinde yaptığı görüşmelerin (ve daha sonra heyetler arası İstanbul'da yürütülen arka plan görüşmelerinin), Zelenski yüzünden heba olabileceğini dile getirdi.

Rubio'ya göre Rusya ile müzakere masasına oturmak adına öncelikle ABD ile Ukrayna arası bir anlaşmanın tamamlanmış olması gerekliydi; "imzalanması gereken anlaşmanın ABD ile Ukrayna'yı ekonomik olarak bağlayan bir anlaşma olması gerektiğini Urkrayna'lılar anlıyorlar."

Rubio'ya göre bu anlaşma "kendi başına bir güvenlik garantisi" teşkil edebilmesi bakımından önemli bir adım, çünkü iki devlet arası yapılması planlanan bu anlaşma vesilesiyle, ABD'nin doğrudan Ukrayna meselesine, ekonomik dahi olsa dâhil olacaktı.

Rubio, ayrıca Ukrayna ile yaklaşık 2 haftadır yürütülen görüşmelerde, Ukrayna'yla, bu anlaşmanın önemi hususunda hemfikir olduklarını belirtti.

Hatta Rubio'ya göre, söz konusu anlaşma beş gün önce imzalanabilirdi.

Ancak Zelenski ve Ukrayna hükümeti Washington'a gelmekte ısrar etmiş.

Rubio'nun en büyük eleştirisi, kendi yürütmüş olduğu çabaların heba edilmiş olması ve Başkan Zelenski'nin Rusya ve Putin aleyhinde diplomatik olmayan sözler sarf etmesi.

Ayrıca, Zelenski'nin diplomasinin işe yaramayacağını basına açık toplantıda sorgulamış olmasından da son derece rahatsız.

Rubio'nun bu söylemlerinden, yeni ABD yönetiminin, Rusya ile Ukrayna arası dengeli bir ilişki yürütmeye çalıştığı anlaşılıyor.

ABD'de Trump yönetimi, giderek Rusya'yla ilişkilerini düzeltmeye çalıştığı bir dönemde, Zelenski'nin, Rusya ve Putin aleyhinde sarf ettiği söylemlerdeki kullanılan sözcüklere de tepki gösterdi. 

Rubio, yaşananların basının önünde yaşanmış olmasından çok rahatsız.

Başkan Trump'ın günün sonunda istediğinin barışı sağlamak olduğu ve bir iş insanı olarak hayatı boyunca birçok anlaşma ver müzakere yürüttüğünü belirterek, Zelenski'yi barışı baltalamakla suçluyor. 

Savaşın sona ermesi için öncelikle Rusya ile masaya oturulması gerekli.

Aslında 2022'nin başlarında Türkiye Antalya ve İstanbul'da Lavrov ile Kuleba'yı bir araya getirerek bir geçici ateşkes anlaşmasına yaklaşılmıştı.

Ancak maalesef ateşkes sağlanamadı.
 


Rubio, artık daha fazla can kaybı olmadan çatışmaların sona ermesi gerektiğini vurguluyor.

Rubio, çatışmaları sona erdirmek için uğraştıklarını belirtirken, öncelikle müzakere masasına oturulması gerektiğini savunuyor.

Ve müzakere masasında ABD ile Ukrayna arası bir anlaşama sağlamasıyla daha sağlam durulacağını belirtiyor. 

Zelenski ve Ukrayna ise, ABD'den güvenlik garantileri hususunda ısrar ediyor.

Lakin ABD'ye göre önce ABD ile olan bir anlaşmayla Rusya'yla masaya oturabilmek gerekliydi.

Rubio açıkça Zelenski'yi maksimalist taleplerde bulunmakla itham etmekte ve agresif tutumundan dolayı özür dilemesi gerektiğini savunuyor.

Rubio, Zelenski'nin barış isteyip istemediğinden artık şüphe duyduğunu da dile getiriyor. 

Ancak tam da yazıyı tamamlarken, önemli bir son dakika gelişmesi oldu.

ABD'den sonra İngiltere'de Avrupa devletleriyle görüşen Zelenski, ayrıca İngiltere Başbakanı Starmer ve Kral III. Charles'la görüştükten sonra, Birleşik Krallıktan Avrupa ülkelerinin desteğini alarak ayrıldı.

Birleşik Krallık'tan ayrılmadan önceki basın toplantısında, BBC'den Laura Kuenssberg'in sorusuna cevap verirken, ABD'yle hâlâ "mineraller" anlaşmasını imzalamaya hazır olduklarını belirtti.

BBC'ye göre Zelenski, ABD'yle doğal kaynaklar ve nadir toprak elementleri anlaşmasını imzalamaya hazır olduğunu belirtmesi olası barış görüşmelerinin başlaması için önemli bir gelişme olabilir.


Tabii ki sürecin nasıl ilerleyeceğini takip etmek gerekir.

Önümüzdeki günler şüphesiz çok hareketli geçecektir. 

Ukrayna üzerinden yürütülen diplomasi, aslında Türkiye ve ABD ile Avrupa arası bazı dengelerin oturması bakımından da mühim bir fırsat.

Türkiye açısından birçok hususta avantajlı bir konum söz konusu olabilir.

Ancak özellikle de İsrail, Yunanistan, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'deki fosil yakıt kaynakları (petrol ve doğalgaz) hususunda ise ABD'nin doğal kaynaklara ve minerallere verdiği önem, Rubio'nun söylemlerinden ve yürütmekte olduğu diplomasiden anlaşılmalı. 

Ukrayna'yla yaşananları yakından inceleyerek Türkiye'nin de Doğu Akdeniz haklarından vazgeçmeyerek, geçici de olsa, "iki ayrı konsorsiyum" yaklaşımı gibi yeni öneriler sunması gerekir.

Bu yaklaşımla, Yunanistan ve İsrail'in yetki alanlarına karşın, Türkiye'nin kendi yetki alanları iddiasında olduğu bölgelerde, araştırma faaliyetlerinin devam edilmesini önererek olası bir Yunan önerisine karşı önleyici adımlar atılabilir. 

İki Ayrı Konsorsiyum yaklaşımında, mevcut Yunanistan, Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail'in oluşturacakları bir konsorsiyumda KKTC ve Türkiye'nin yerine geçici olarak Türk Devletleri Teşkilatı Yatırım Fonu veya Azerbaycan firması SOCAR'ın paydaş olarak yer almalarına ilaveten, Türkiye'nin de yürütmekte olduğu çalışmalara da ABD firmalarının dâhil edilmesi düşünülebilir.

Türkiye'nin çalışmalarına da ayrı bir konsorsiyum çerçevesinde yürütürken bu konsorsiyumda TPOA ve BOTAŞ'a ilaveten, belki başka Amerikan firmalarıyla uluslararası firmaların yer alması gerekir (örneğin Azerbaycan, Macaristan, Katar, Brezilya, Hindistan veya Romanya'dan firmaların yer alması gibi).

Böylece, Türkiye'nin ABD firmalarının dâhil oldukları bir konsorsiyumda kendi haklarının da göz ardı edilmemesi için ön alıcı bir politika gütmesi mümkün olacaktır. 

Doğu Akdeniz konusunda, Türkiye Dışişleri Bakanı Sn. Dr. Hakan Fidan ile Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Dr. Alparslan Bayraktar gibi diplomatik müzakerelerde ve enerji diplomasisinde deneyimli iki bakanın, ABD'li muhataplarıyla müzakere süreçlerini yürütebilecek deneyime ve bilgi birikimine fazlasıyla sahip olduklarını düşünüyorum. 

Doğu Akdeniz'de sular iyice ısınırsa, ABD yönetimiyle karşı karşıya gelmenin, Türk dış politikasına ve ekonomisine gereksiz olumsuzluklar yaratmasından endişeliyim.

Olası olumsuzluklar önlenebilecekken, zamanında girişimlerde bulunmak elzem.     

 

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU