Savaş, Suriye toplumunun temellerini nasıl sarstı?

Savaş bu hayatta binanın en önemli ve en derin temeli olan insanoğluna darbe vurdu

Suriye savaşı toplumsal yaşamın ortaya çıkmasındaki en önemli etkenleri istikrarsızlaştırdı ve zayıfı güçlünün etkisine açık hale getirdi / Fotoğraf: Reuters

Suriye'de son yıllarda yaşanan savaş belirli bir savaş türüne benzemiyor.

Bu savaş, fanatizme ve diğerini her ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırma girişimine dayanan, bir ülkenin insanları arasında yaşanan iç ve dış saldırıların ve diğer başka saldırıların bir karışımı.

Bu durum Suriye toplumunu, değerlerini ve ilkelerini güçlü bir şekilde etkilemiş ve onu bugün hala mevcut olan bir kargaşa, şok ve karışıklık girdabına sürükledi.

Tahribat sadece ülkeyi ve maddi temellerini etkileyip çok sayıda cana mal olmadı aynı zamanda hakkı batıla çevirdi ve her şeyi mubah kıldı.

Öyle ki kendinizi insanların kendilerine her şeyi mübah kıldıkları bir yerde buluyorsunuz.

Bu durumda amaç, tek bir aracı değil birden fazla aracı meşrulaştırır, hayatta kalma içgüdüsü devreye girer ve "Maslow'un piramidindeki" ilk ihtiyaçlar güçlü bir şekilde mevcuttur.

Hayatta kalmaya gelince, bu en güçlü, en nüfuzlu, en pahalı, en zararlı olan ve ülkesinin ve topraklarının sınırları içinde yaşam arayanlara hükmetme ve kontrol etme becerisine sahip olan içindir.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Temelin darbe alması

Bu savaş Suriye toplumunu yıprattı ve onun en önemli ve en derin temellerini, yani bu hayatta binanın temeli olan insanı vurdu.

Savaş, toplumsal yaşamın ortaya çıkışındaki en önemli etkenleri istikrarsızlaştırdı ve güçlünün zayıfa karşı muamelesinde zayıfı güçlüye karşı savunmasız hale getirdi.

Sonuç olarak bu durum kimilerini vahşet ve fanatizmlerini göstermeye sevk ederken kimileri de bilinçaltında toplumsal yapının dengesiz olduğu bir yerde olduklarını hissettiler ve kaybettiklerini kendilerine geri verecek ortamları bulmak için başka toplumlara gitmeye karar verdiler. 

Savaştan sonra yaşanan her şeyin sosyolojik temelleri var. Bunu İbn Haldun, meşhur mukaddimesinde açıkça söylüyor.

İbn Haldun, Suriye toplumunda kaybolmaya başlayan ve çökme tehdidi altındaki, sosyal hayatın ortaya çıkmasına imkan sağlayan üç faktörden bahsetti:

Birinci faktörde iki ana husus var; yiyecek ve içecek temini.

Bu da ancak başkalarıyla münasebet kurarak, güvenlik ve emniyeti sağlayarak, her türlü saldırıya karşı kendini savunarak mümkün olabilir.

Bugün Suriyeliler artık günlük geçimlerini sağlayamıyor. Her gün yeni sürprizlere hazırlanmaya alıştılar; bu sürprizlerden en önemlisi fiyatların gelirlerine göre orantısız şekilde sürekli artması.

Bu durum güvenlik ve istikrar fikrinin yok olmasına katkıda bulundu, insanlara korku aşıladı ve bu korkunun kökleri on yıl boyunca epey derinlere kadar uzandı.

37 yaşındaki iki çocuk babası Louay bu konuda şunları söylüyor:

Stres ölçer veya yaşamdaki dengemizin boyutunu ölçecek başka bir ölçü var mı bilmiyorum. İstikrar olmadan, düzenli düşünme ve gelecek için plan yapma imkanı olmaz. İki çocuğum var ve her geçen gün ihtiyaçları ve gereksinimleri artıyor. Tabii, bir şey piyasada eksik değilse ve komşu ülkelerden temin etmemiz gerekiyorsa mümkün olan her şekilde seyahat etmeye çalışıyorum.


İşbirliği yok

İkinci faktöre gelince, "İnsanın doğuştan gelen içgüdüsü onu başkalarıyla yakınlaşma isteğine itiyor. Bunun, toplumun oluşumunda sosyal hayatın işbirlikçi bir şekilde inşa edilmesine katkı sağlayan psikolojik boyutları ve özellikleri var" dedi.

Bu durum, Suriye gerçeğiyle çelişiyor; çünkü bu toplumda işbirliği artık en üstün değer değil.

Başa çıkma yöntemleri, her bireyin, en düşük seviyede bile sorumluluğun mevcut olmadığı durumda, hayatta kalmasını ve kazanımlar elde etmesini sağlayan bencil bir temele dayalı hale geldi.

Pek çok kişi insanların ekmeği üzerinde aldatma politikası izledi. Alım gücünün düşüklüğünden ve gıda ihtiyacından yararlanarak hızlı kazançlar elde etmek ümidine düştüler.

Bazıları bazı gıdaların içeriğinde değişiklik yaparak gıdaların içine zararlı madde eklediler.

Bazı tüccarlar son kullanma tarihi geçmiş ürünleri stokladılar ve dış ambalajlarını yeni bir son kullanma tarihi ile yeniden bastılar, ilaç alanında da bunlar oldu.
 

Bu tüccarlar için insanların sağlığının hiçbir değeri yok.

Bu cümle son kullanma tarihi geçmiş malzemelerin bulunması nedeniyle dükkanı bir süreliğine kapatılan Müunir'e ait.

Münir konuyla ilgili şunları söyledi:

Distribütörlerden alışveriş yapıyorum ve gıda ambalajlarının üzerinde yazanlara itibar ediyorum. Ama tarihin sahte olduğunu nasıl bilebilirim? Tek geçim kaynağım olan dükkânımı yeniden açmak için büyük bir meblağ ödedim, peki bazı tüccarlar bunu bize niye yapar?!.


Bozuk ortam

Tahribat, korunması gereken temel altyapı olarak kabul edilen eğitim sektörüne de ulaştı. Yeni nesiller, her ülkenin ilerleme ve kalkınma umududur.

Ancak dolandırıcılık bu sektöre sızmış ve kapılarını çalmıştır. Öğretmenin statüsü de prestijini yitirdi ve okullar, sanki iki taraf arasında ilan edilmemiş bir savaşmış gibi, her biri kendi varlığını ve sözünü empoze etmek istercesine, öğrencilerin olduğu kadar öğretmenlerin de kendilerini kanıtlayacakları bir yer haline geldi.

Bir süre önce Humus'un batısındaki bir okulun müdürlerinden biri, bazı öğrencilerin kendisinden memnun olmaması nedeniyle görevden alındı. Öğrenciler müdürle sorunu olan birine gittiler.

Bu kişi birkaç kişiyle birlikte, "yanlış" olduğu söylenen raporları yetkili makamlara sundu. Üstelik 10 milyon Suriye lirasını bulan rüşvet de ödedi. 

Peki insan bu "çarpık" sosyal ortamda nasıl rahat eder, istikrar olmayan, güvensiz bir ortamda nasıl işbirliği yapar?

Herhangi bir yerde bir cinayetin işlendiğini ve bu suçun sebebinin artık ailesine bakamayan bir babanın verdiği bir karar olabileceğini duymak artık pek de dikkat çekici bir haber değil.

Başkaları uyuşturucuya ve fuhuşa başvururken, bu kişiler düzgün bir yaşam için en ufak bir umut ışığı bile bırakmayan koşullar altında ailelerinin ve kendilerinin canına kıyıyorlar.

 
Kalmak için bir neden!

İbn Haldun'a göre üçüncü faktör, insanın münasebet kuracağı belirli bir grubu seçme arzusudur ve bu, insanın özgür iradesinden kaynaklanmaktadır, aksi takdirde sosyal hayat bir dizi saldırılar ve karışıklıklar silsilesine dönüşür.

Bu durum, Suriye toplumunda açıkça görülüyor. Suriyeliler, ait oldukları toprakların uçsuz bucaksız alanlarında kendilerine bir grup bulmaya ve hangi araç ve yöntemle olursa olsun bu toprakların sınırları içinde yaşamaya çabalıyorlar.

Bu da birçok kişinin belirli topraklara giderken hayatlarına mal olacak deneyimler yaşamasına neden oluyor.

Bu deneyimleri en iyi anlatanların Suriyeliler olduğu düşünülüyor. Ülkeyi terk etmek istemesine ve sınırdaki kaçakçılardan birine yüklü miktarda para ödemesine rağmen seyahat edemeyen Muhammed şunları söyledi:

Kaçakçıya Türkiye'ye gitmek için para ödedim, buluşacağımız yere geldiğimde o gelmedi, 12 saat orada kaldım. Aramayı denedim ama cevap vermedi.


Muhammed, defalarca Suriye dışına çıkma girişiminde bulunmasının nedenini şöyle anlatıyor:

Burada kalmak için tek bir neden istiyorum. İletişim Mühendisliği Fakültesinden mezun oldum ve beş yıldır iş bulamadım ve insan olarak değerimin olduğunu düşünmüyorum. Sanki topluma yükmüşüm gibi hissediyorum. Bu yaşıma kadar varsa hala babamdan harçlık alıyorum. Kendimi güvende hissetmiyorum. Artık her şey mubah hale geldi.

 

 

Independent Arabia

DAHA FAZLA HABER OKU