Sol, şimdi nerede?

Türk solu, gençlerin "kendiliğinden eylemlerinde” nasıl, sadece "destekçi" konumuna düştü? Sol hareket içinde uzun yıllar yer alan Bülent Forta, Necmiye Alpay ve Erdoğan Aydın; Independent Türkçe’ye değerlendirdi

12 Mart ile 12 Eylül arasındaki yıllar Türkiye'de sol hareketin zirveye ulaştığı ancak bir o kadar da büyük bir çatışmanın yaşandığı dönemlerdi. Fabrikalardan sokaklara, üniversitelerden köylere kadar her yerde solun sesini duymak mümkündü.

Ancak bu yükselişin sonu 12 Eylül askeri darbesiyle acı bir şekilde geldi. Bir dönemin umut dolu rüyası, aniden yıkıma uğradı.

Böylece, bir zamanlar gençliğe "öncülük" eden ve milyonları "sokağa döken" sol hareket, uzun bir "sessizlik" dönemine girdi.

Bugün ise Türkiye'de yeni bir "gençlik hareketi"ne tanıklık ediyoruz.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun önce diplomasının iptal edilmesi, ardından tutuklanmasıyla başlayan Saraçhane protestoları, İstanbul başta olmak üzere ülkenin birçok kentindeki üniversite öğrencilerinin eylemleriyle devam ediyor.

Bu protestolara katılan üniversitelilerin büyük ölçüde herhangi bir siyasi parti ya da örgüt çatısı altında değil, bağımsız hareket ettiği dikkat çekiyor: "Kendiliğinden eylem"

Burada akla gelen kritik sorular şunlar:

Türk solu, nasıl oldu da üniversite gençliğinin "kendiliğinden" gelişen eylemlerine öncülük etmek yerine sadece "destekçi" konumuna düştü?

Solun bir zamanlar büyük umut yaratan gücü nasıl bu kadar hızlı sönümlendi?

1970'lerin devrimci rüzgârı bugün neden sönük?

12 Mart ile 12 Eylül arasındaki sol hareketin yükselişi iç çatışmalar ve ideolojik yanlışlar yüzünden nasıl son buldu?

Sol hareket içinde uzun yıllar yer alan Bülent Forta, Necmiye Alpay ve Erdoğan Aydın; Independent Türkçe'ye değerlendirdi.


"12 Mart ve 12 Eylül arası solun yükselme dönemi"

ODTÜ'de üniversite eğitimini sürdürürken ODTÜ Öğrenci Birliği Başkanlığı'na seçilen ve 12 Eylül askeri darbesiyle tutuklanıp 11 yıl cezaevinde kalan BirGün gazetesi yazarı Bülent Forta, 1980 öncesi Türkiye'deki siyasi atmosferi ve sol hareketin evrimini değerlendirdi. 

12 Mart ile 12 Eylül arasındaki dönemi solun yükselme dönemi olarak tanımlayan Forta, bu dönemin halk için bir umut kaynağı olduğunu ancak bu umudun 12 Eylül askeri darbesiyle sona erdiğini ifade etti.

Forta, şunları söyledi: 

12 Mart solun fiziki olarak yenildiği, önder kadrolarının öldürüldüğü bir dönemdi ama ideolojik olarak ayaktaydı. 12 Mart sonrası Türkiye'nin her tarafında solcu, devrimci gelişmelerin yaşandığı dolayısıyla insanların gelecek için umut taşıdıkları bir dönem olarak adlandırabiliriz ama çok sert müdahaleler oldu. Türkiye'de her gün 5-10 insanın öldürüldüğü, profesörlerin öldürüldüğü, Maraş Çorum gibi olaylarla iç savaşa sürüklendiği bir dönemdi. Fabrikalar, mahalleler, okullar, şehirler sol dalganın etkisi altındaydı.
 

BirGün gazetesi yazarı Bülent Forta
BirGün gazetesi yazarı Bülent Forta

 

"Kuşkusuz solun hataları oldu" 

Forta'ya göre, 12 Eylül'ün önlenemeyişinde "kuşkusuz solun bir dolu hatası var":

Kendi içindeki rekabetçiliği ve giderek iç savaşın içinde stratejik yönetim ortaya koyamaması ve beraber hareket edememesi başlıca nedenler. Şöyle geriye dönüp baktığımızda 12 Eylül önlenebilir miydi, birincisi kendisini DİSK'te var eden geniş bir işçi hareketi vardı, bu potansiyel 12 Eylül karşısında bir şey yapamadı. Yine dönemlerde Kürt hareketi kendi derdiyle uğraşıyordu, genellikle yaşı çok genç, henüz siyasi tecrübeye ve önderliklere ulaşamamış bir dolu genç insan örgütlere katıldı.

"Dolayısıyla 12 Eylül'ün önlenmesiyle ilgili bir ittifak da oluşamadığı için ve beraber davranma kültürü de oluşmadığı için darbe önlenemedi" diyen Bülent Forta, sözlerini şöyle sürdürdü:

Şunu söylemekte de fayda var sol -bu sola Ecevit'i de katıyorum, yükselen CHP'yi de katıyorum- o dönemde Türkiye tarihinin gördüğü en gaddar şekilde bastırıldı. Yani Ecevit iktidarına bile tahammül edilmedi, TÜSİAD hükümetin yıkılması için bildiriler yayınladı, Maraş-Çorum gibi olaylar oldu, suikastlar oldu. İşte 12 Mart'tan hemen sonra 'kontrgerillaya karşı mücadele edeceğim' diyen Ecevit sonuç olarak 'kontrgerilla yok' noktasına getirildi. 12 Eylül'e kadar sol ciddi bir direniş gösterdi. Enerjisini fedakarlıklarını görmeden, kabul etmeden bir değerlendirme doğru olmaz. 12 Eylül büyük bir yıkımdı, solun bütün örgütleri darmadağın edildi, binlerce insan Avrupa'ya kaçmak zorunda kaldı, işçi sendikaları kapatıldı, öğrenci dernekleri kapatıldı, çok uzun süre insanlar cezaevlerinde kaldı, idamlar yaşandı, binlerce insan işkence gördü. Örneğin, Fatsa 30 bin kişilik bir kasabaydı, 1500 kişi Fatsa davasında yargılandı. Artvin 13 binlik bir şehirdi, binden fazla insan yargılandı, şehirler kasabalar kriminalize edildi, her yerde işkence merkezleri kuruldu.


"Yeni gelen dalgayla öğrenmeye açık bir solculuğa ihtiyacımız var"

Solun bugünkü zayıflığının temelinde ise, 1988-1989'lara gelindiğinde solun Türkiye'de toparlandığını, öğrenci hareketleri, bahar yürüyüşleri, Zonguldak eylemlerinin olduğunu söyleyen Forta, ancak bu kez çok daha büyük bir yıkımla karşılaştığını vurguluyor: 

Sol; reel sosyalizmin yıkılışıyla karşılaştı. Buna rağmen bugün hala dünyanın birçok ülkesinde tohumları atılmış devrimciliğin, solculuğun çok büyük toplumsal etkileri olmasa bile bir varlığını sürdürüyor olabilmesini değerli görüyorum. Tam bitti dediğiniz yerde bir işçi direnişi patlıyor, tam Türkiye'de yaprak kımıldamaz dediğimizde Gezi patlıyor, işte bugün yaşadığımız koşullarda Z kuşağı denilen, apolitik denilen çocukların kendi dillerinde başka bir politika ve tepki koyduklarını görebiliyorsunuz. Sol toplumsal isyan olmadan gelişebilecek bir şey değil, toplumsal itiraz olmadan solu geliştirebilmek mümkün değil.


"Bu eylemlilik zemini Türkiye'de dönemsel olarak hiçbir zaman varlığını yok etmiyor, ortadan kaldırmıyor ama solun 12 Eylül öncesi söyledikleriyle bugünün gençliğini kapsamadığını da görmek gerek" şeklinde konuşan Forta, "Solun olup biteni bu toplumsal değişimi görüp ona uygun politikalar, stratejiler geliştiren konumda olması lazım. Bu aslında bizim en önemli stratejimiz. Yani bir yandan güçlü bir mücadele geleneğinden geliyorsunuz, o mücadele geleneğinden sonra bir zayıflama dönemi. Yeni gelen dalgadan öğrenmeye açık bir solculuğa ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı.


"Hiçbirimiz Marx-Lenin okuyup devrimci olmadık"

Bugünkü genç kuşak için de konuşan Forta, şunları vurguladı:

Biz 12 Mart sonrası gelen kuşağız, aynı naiflik bizde de vardı. Hiçbirimiz Marx okuyup Lenin okuyup devrimci olmadık. Ülkedeki adaletsizliklere isyan eden, okullardaki birtakım uygulamalara isyan eden bir kuşakken kendi dilimizi çatışmanın içerisinde elde ettik. Yani dili oradan kurduk. Şimdi o dili olduğu gibi alıp bugünkü gençliğe uygulayabilmek mümkün değil. Benim kuşağım da nasihat edilmesini çok sevmezdi, bugün de gençlere nasihat etmeyi doğru bulmam kendi hesabıma. Bugün o gençlerin korkusuzlukları yaşadıkları hayattan geliyor, geleceği çalınmış gençlerin kendi davalarına kendi dilleriyle müdahalesi gibi geliyor bana. Bu insanlara geleceği de sol düşüncenin, devrimci düşüncenin verebileceğini düşünüyorum bugün buluşulamıyor olsa bile mutlaka bu kuşağın devrimci fikirlerde solun genel adalet, hukuk, insanlık, eşitlik idealleriyle çok yakın teması olacağını düşünüyorum.
 

Dilbilimci-yazar Necmiye Alpay
Dilbilimci-yazar Necmiye Alpay

 

"Sol hareket eskiye göre daha ezilmiş durumda"

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğretim üyesiyken 12 Eylül yönetimince tutuklanan ve üç yıl Mamak Cezaevinde kalan dilbilimci-yazar Necmiye Alpay, 12 Eylül öncesi sol hareketle bugünkü sol hareket arasında büyük farklar olduğunu belirtti.

Alpay, "Sol eskiye göre daha da ezilmiş demek geliyor içimden -tabii bu çok tatsız bir sıfat oldu- 80 öncesi bütün sol hareketlerin iktidarı ele geçirme hedefi vardı, başlıca tartışma konusu buydu" diye konuştu. 

Bugün sol hareketin çok etkili ve geniş bir kesim tarafından ele alındığını düşünmediğini vurgulayan Alpay, "Yani, daha dar koridorlarda kalıyorlar. Pek çok kişi veya akım var ama daha geniş bir planda büyük ve daha evrensel büyük sorunlarla meşgul insanlar var" diyor.

Alpay'a 1980 öncesi sol hareketlerin sonraki nesle deneyimlerini aktarıp aktaramadığını sorduğumuzda, şöyle yanıtladı:

Tabii bu en büyük sorunlardan birisi. Tarihsel bir kırılma yaşandı, sadece Türkiye'de değil dünyada da yaşandı. Sovyetlerin çöküşü ve sosyalist sistemin çöküşünün bilinçlere fazlaca yansıdığını düşünüyorum.  


"80 öncesi apolitik toplum bile solu sahiplenmişti"

Sol hareketin toplumla ilişkisini de değerlendiren Alpay, özellikle işçi sınıfı ile olan ilişkiyi sorguluyor ve 80 öncesi apolitik olan toplumun bile solu sahiplenmiş olduğunu hatırlatarak sözlerini şöyle sürdürüyor:

80 öncesine baktığımızda apolitik olan toplum bile aslında solu sahiplenmişti. Bu önemliydi ama bugün baktığımızda, işçi sınıfını ve öğrenci hareketini başka yerde görüyor gibiyiz.


1980 sonrası solun yaşadığı sorunlara da değinen Alpay, "80 öncesinde de var olan büyük bir problem 80 sonrasında devam ettiğine ama bir başka açıdan farklılaştığına" dikkati çekerek, silahlı mücadele ve demokratik mücadele arasındaki ayrıma değindi:

O konuda çok kabaca iki yol çıkmıştı karşımıza. Birisi silahlı mücadeleyi öngörüyordu. İkincisi ise daha çok demokratik mücadeleyi, parlamento, siyasi partiler yoluyla mücadeleyi öngörüyordu. Silahlı mücadele fikri özellikle Güney Amerika devrimcilerinin mücadelelerinden etkilenmişti. Biz Marx'ı, Lenin'i okumadan önce Güney Amerika'nın kitaplarını okuduk, gerilla mücadelelerini okuduk, Che Guevara'ya hayran olduk. Bilincinde olunsun olunmasın, kahramanca taraflarıyla Cumhuriyet Devrimi'nin etkileri de devam ediyordu.


"Darbe sonrası sol belini doğrultamadı"

Necmiye Alpay da Bülent Forta gibi 12 Eylül darbesinin, sol hareket için büyük bir darbe olduğunu düşünüyor ve "Türkiye aslında 12 Eylül'den sonra belini de doğrultamadı birçok yönüyle" diyor.

12 Eylül'ün solun kan kaybında büyük bir etken olduğuna dikkat çeken ve solun dilindeki değişimden de bahseden Alpay, 60'larda, 70'lerde solun daha kitabi, geleceğe dönük bir dili kullandığını, aradan geçen 40-50 senede öğrenci hareketlerinin, işçi hareketlerinin bu dilin gerisinde kaldığını belirtiyor.

Fakat Gezi ve İmamoğlu eylemlerinde başka bir dil olduğunu söyleyen Alpay, önceki kuşakların bu dili yakalayamamakta sorun yaşadığının altını çizdi:

Gezi'de doğan dil aslında daha mizaha dayalı, daha anarşizan bir dil. Yani mevcut düzeni reddetmek anlamında anarşizan, diyorum, yoksa devletin anarşist tanımı gibi değil. Klasik anarşizm Avrupa esnafından gelen bir terimdir çok az bilinir ama Avrupa esnafının ideolojisidir anarşizm. Gezi yeni bir dil oluşturdu. Bizim kuşak var olan dil üzerine şekilleniyordu. 60'lar, 70'ler sosyalizmin yıpranmış olduğu dönemlerdi. Stalin gibi bir bela yıkımın başlıca nedenidir. Stalinizmle faşizmi bir araya getirmek ayıp biliyorum, ama Hitler'in orduları Sovyetler birliğini işgale giriştiğinde Stalin de kendinde her çeşit önlemi alma hakkını gördü...
 

Tarihçi-yazar Erdoğan Aydın
Tarihçi-yazar Erdoğan Aydın

 

"Küresel çapta sol hareketin etkinliği oldukça düşük"

1980 öncesinde sol hareket içinde yer alan ve 12 Eylül askeri darbesiyle tutuklanan ve cezaevinde kalan tarihçi-yazar Erdoğan Aydın, "Bugün sosyalist hareket maalesef kötü durumda" diyerek sözlerine başlıyor.

Bunun sadece Türkiye'ye özgü bir durum olmadığını, küresel çapta sol hareketin etkinliğinin oldukça düşük seviyelerde olduğunu ifade eden Aydın, sözlerine şöyle devam ediyor:

Bunun birçok nedeni var. Öncelikle şunu hatırlatmak gerekir 80'li yıllar öncesi, hatta 90'lar öncesi, sosyalizm adına kurulan rejimlerin çökmesinden önce dünyada toplumlar sınıfsal refleksleriyle hareket eder, sınıf hakları ve özgürlükleri için örgütlenir ve bu örgütlenme sayesinde haklarını elde ederdi.

Bu dönemde, burjuvazinin devletler üzerindeki denetimi sınırlıydı, gayri safi milli hasıladan emekçilerin daha geniş pay alabilmesi mümkündü. İnsanlar kapitalist koşullarda hak ve özgürlüklerini elde etme konusunda doyum sağlarken, devrim için de bir umut ve inanç taşıyorlardı. Devrim gerçekleştiğinde ise çözülmeyecek sorunların çözüleceği bir umut dalgası vardı ve bu durum, devrimci hareketlerin geniş kitleleri peşinden sürükleyebilmesine, sokağa dökebilmesine ve devletleri dengelemesine olanak sağlıyordu.


"Sosyalist hareket yeterli direnci gösteremedi"

Türkiye özelinde 12 Eylül darbesinin etkilerinin önemine de değinen Aydın, darbenin uyguladığı baskı karşısında sosyalist hareketlerin yeterli direnci gösteremediğini ve büyük oranda yenildiklerini ifade ediyor ve şöyle devam ediyor:

12 Eylül darbesi, sendikal hareketi ve sosyalist siyasal örgütleri dağıttı. Kadrolar öldürülerek, sakatlanarak veya çok uzun süreli cezaevleriyle toplumdan izole edilerek sosyalist hareketin önemli dayanakları ortadan kaldırıldı. Diğer yandan bu darbe dönemi, faşist ve milliyetçi güçlerin yanı sıra İslamcı bir toplum yaratma yönünde de başarılı bir seferberlik gerçekleştirdi. Bu seferberlik, toplumun daha kaderci ve devleti kutsayan bir yapıya dönüşmesine yol açtı. 12 Eylül sonrası, toplumu hak ve özgürlükler için harekete geçirecek kadrolar büyük ölçüde örselendi. Toplum da eskiye göre daha farklı, daha kaderci bir hal aldı. Ancak bu durum tek başına yeterli bir açıklama değil. Sosyalizm adına kurulan rejimlerin çöküşü, toplumlardaki devrim yapabilme ve devrimle sorunları çözme umudunu ciddi şekilde sarstı. Bu durum, sadece devrimci örgütlere olan ilgiyi değil aynı zamanda sendikal mücadeleler, demokratik örgütlenmeler ve sivil toplum faaliyetlerini de geriye çekti. 70'lerde ve 80'lerde görülen o güçlü kitle hareketleri, örgütlenme motivasyonu ve kitlesel yürüyüşler geri çekildi.


"Sosyalist hareketin kendini sorgulaması gerekiyor"

Bugün, sosyalist hareketin kendisini sorgulaması gerektiğini söyleyen Aydın, toplumun özgüvenini kaybettiği, moral dengelerinin zayıfladığı bu dönemde solun birleşik gücüyle siyaset yapması gerektiğinin altını çiziyor. Ve şu saptamayı yapıyor:

Bu bir anlamda geçmişin ayrışmış örgütsel geleneklerini birleştirmeyi gerektiriyor. Kürt hareketi Türkiye'de birleşik bir örgütlenme gücü oluşturarak bu krizin aşılabileceğini gösterdi. Ancak aynı başarı, Türkiye'nin batısındaki sınıf hareketinde ve büyük şehirlerde yakalanamadı. Sosyalist hareketin başarısızlığı, örgütlenme eksikliklerinden ve kitlesel bir program eksikliğinden kaynaklanıyor. Sosyalist hareket artık 70'li ve 80'li yılların dünyasında yaşamıyor. Bugünün toplumu, geçmiş yılların devrimci ruhunu ve dilini içselleştiremiyor. Sosyalist hareket, eski alışkanlıklarla ve eski formüllerle ilerleme kaydetmek istiyor ama bu mümkün değil. Yeni dönem, sadece işçi sınıfının değil, tüm mağdurların hakları için mücadeleyi gerektiriyor. Sosyalist hareket, kitlelerin bugünden yarına çözüm bekleyen sorunlarına yönelik somut öneriler sunmalı, reformist taleplerle kitleleri harekete geçirebilmelidir. Bu, sosyalist hareketin devrimci hedeflerinden vazgeçmesi anlamına gelmez, aksine somut taleplerle bir seferberlik yaratmak, kitleleri harekete geçirmek için önemli bir adımdır.


"Gezi'nin dili ve ruhu Türkiye'deki sosyalist hareket tarafından hala içselleştirilemedi"

Gezi olaylarında ve İmamoğlu protestolarında görülen dilin aslında devrimci bir dil olmadığını, daha çok özgürleşme ve hak talepleri dili olduğunu söyleyen Aydın, bu dilin çoğulculuk temelli olduğunu tek merkezli bir örgütlenme yerine farklı taleplerin bir arada durmasını savunduğunu ifade ediyor ve şöyle devam ediyor. 

Gezi'nin dili ve ruhu, Türkiye'deki sosyalist hareket tarafından hala içselleştirilemedi. O dönemdeki kitlesel dalga, birleşik bir siyasal harekete dönüştürülemedi. Yunanistan örneği, bizim için bir ders olmalı. Yunanistan, kendi Gezi'sini birleşik bir siyasal harekete çevirmeyi başardı. Türkiye'de ise aynı şey başarılamadı ve sosyalist hareket bu süreçten yeterince faydalanamadı. Sosyalist hareket, bugünden yarına çözüm üretebilecek, kitlelerin taleplerini karşılayacak bir pozisyonda olmalıdır. Eğer sosyalistler, toplumsal hareketleri ileriye taşıyabilecek bir pozisyona gelebilirlerse, Türkiye'nin her kesimini ciddi anlamda etkileyecek bir değişim başlatabilirler. Bu yüzden sosyalist hareketin hızla değişmesi ve kendisini sorgulaması gerekiyor. Aksi takdirde, sürekli geçmişin baskılarını anlatan, yaşlı sosyalistlerin gerisinde kalmak gibi talihsizliklere düşeceğiz. Bu, hak etmediğimiz bir durumdur ve biz değişim için hızla adım atmalıyız.

 

 

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU