DEVA, Gelecek ve Saadet Partilerinin çatı partisi, Yeni Yol’un grup toplantısı yapıldı. Toplantıda konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, eski Başbakan Necmettin Erbakan’ın ölüm yıl dönümünü anarak, "Erbakan hocamız, dünya siyaset tarihine, bilim tarihine adını altın harflerle kazımış müstesna bir şahsiyetti. O sadece bir siyasetçi, akademisyen ya da mühendis değil; aynı zamanda bir vizyon adamıydı. Ömrünü, milletimizin öz benliğine, tarihine ve medeniyetine uygun bir gelecek inşa etmeye adamış bir dava insanıydı" dedi.
"28 Şubat, milletin umudunu, geleceğini çalmıştır"
Arıkan, "28 Şubat’ı yapanlar, Türkiye’nin geleceğini çalmıştır. Cumhuriyet tarihi darbeler tarihidir. 1960 ihtilali, 1971 muhtırası, 1980 darbesi, 28 Şubat post modern darbesi ve nihayet 15 Temmuz hain kalkışması. Demokratik hayatımız neredeyse 10 yılda bir darbelerle kesintiye uğratılmıştır. Ama tüm bu darbelerin içinde en sinsi ve en kirli olanlarından birisi 28 Şubat darbesidir. Çünkü 28 Şubat darbesi ile sadece demokrasi değil bu milletin, bu ülkenin geleceği çalınmıştır. Çalışanın emeği, fakir fukaranın ekmeği çalınmıştır. Topyekun bir milletin umudu, gelecek hayalleri çalınmıştır" ifadesini kullandı.
"Bu değişiklikler sadece AK Parti’de makam ve mevki bekleyenleri heyecanlandırır"
"'Biz Erbakan’ın yolundan gidiyoruz, 28 Şubat’la hesaplaşıyoruz’ diyerek kimse kimseyi kandırmasın" diyen Arıkan, şunları kaydetti:
28 Şubat’la hesaplaşmak, bankalardan bir gecede 50 milyar doları hortumlayanların yakasına yapışmakla olur. 28 Şubat’la hesaplaşmak, 1 yılda faize trilyonlar ödemekle değil, tıpkı Erbakan gibi 1 yılda denk bütçe yapmakla olur. 28 Şubat’la hesaplaşmak ABD ile stratejik ortaklık yapmakla değil D-8’lere sahip çıkmakla olur. 28 Şubat’la hesaplaşmak eldeki milli varlıkları, haraç mezat satmakla değil, Erbakan gibi Anadolu’yu fabrikalarla donatmakla olur. 400 bin atanamayan öğretmeni atamakla olur, çiftçiyi, işçiyi, memuru, esnafı desteklemekle olur. Emekliyi, asgari ücretliyi, taşeron işçiyi açlığa mahkum etmekle değil milletin hakkını millete vermekle olur. 23 yılın sonunda, iktidar bunların tam zıddını yapmıştır. Ülke olarak tarihi bir dönemeçteyiz. Türkiye’nin artık kozmetik tedbirlere değil köklü değişikliklere ihtiyacı var. Karşı karşıya bulunduğumuz tehlike ve tehditleri idrak edip bunları savuşturacak yeni bir program ve yeni bir vizyon kaçınılmazdır. Aksi takdirde, AK Parti yönetimine kimin gelip gittiğinin, AK Parti’ye kimlerin transfer edilip edilmediğinin, yeni kabinede kimin bakan olup olmayacağının hiçbir anlamı yoktur. Bu değişiklikler sadece AK Parti’de makam ve mevki bekleyenleri heyecanlandırır.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Arıkan'dan Erdoğan'a: "Siyaset dilinde sağduyu esas alınmalı"
Eğer Sayın Erdoğan Türkiye’yi gerçekten yeni bir anlayış, yeni bir ufukla yönetmek istiyorsa şu tavsiyelerimize kulak vermelidir. Siyaset dilinde çatışma ve gerilim değil sağduyu ve diyalog esas alınmalıdır. İç politikada öfke ile değil, merhamet ve adaletle hareket edilmelidir. İsraf ve yolsuzluk mutlaka önlenmelidir. Beytülmale sahip çıkılmalı, fakir fukaranın, hakkı korunmalıdır. Şeffaf, şaibesiz ve dürüst bir yönetim anlayışı ortaya konulmalıdır. Ekonomi de milli, güçlü, süratli ve yaygın kalkınma için seferberlik başlatılmalıdır. Tüketen değil üreten ekonomi için gerekli alt yapı ve yatırımlara öncelik verilmelidir.
İktidar tüm bu tekliflerin aksine diyor ki seçtiremediğim belediye başkanını; ya transfer ederim ya kayyum atarım, benden olmayan vekillere; ya itibar suikastı yaparım ya transfer ederim, benim gibi düşünmeyenleri; ya içeri atarım ya sustururum. Bu yüzden Türkiye siyaseti, zehirli bir atmosfere hapsolmuş durumda. Bir konuda cumhurbaşkanını tebrik etmek istiyorum. Kendisi çok isabetli bir tanımla 'Toksik Demokrasi' ifadesini kullandı. Evet. Bugün Türkiye’de toksik bir demokrasi var. Her muhalif sesin susturulduğu, yargının siyasi infazlara alet edildiği, her güne yeni bir kayyımla başlandığı, siyasi parti genel başkanlarının içeri atıldığı bir demokrasi elbette toksik demokrasidir. Kimse kusura bakmasın, bu kadar toksikliğin sebebi otoriter zihniyettir. Demokrasiyi uçuruma sürükleyen, işte bu zihniyettir.
"Türksat 6A yörüngesine ulaştı ama iktidarın uyguladığı politikalar, ülkeyi yörüngesinden çıkardı"
Türksat 6A yörüngesine ulaştı ama iktidarın uyguladığı politikalar ülkeyi adeta yörüngesinden çıkarttı. Biz de inşallah, Yeni nesil siyasetin 6A’sıyla ülkemizi yeniden yörüngesine oturtacağız. Neler bunlar? Ahlak, adalet, aile, akıl, azim, ahde vefa.Türksat 6A yörüngesine oturdu, ama ekonomi yörüngeden çıktı. Bu sadece rakamlarla anlatılacak bir mesele değil, hepimizin günlük hayatında hissettiği bir gerçek. Fiyatlar her gün artıyor, alım gücümüz sürekli eriyor, gençler geleceğe dair umutlarını yitiriyor. Çalışanlar, emeğinin karşılığını alamazken, işsizler her geçen gün daha da umutsuz hale geliyor. Bu ekonomik çöküşün en ağır sonuçlarından biri olan barınma krizine değinmek istiyorum. Geçim sıkıntısı çeken milyonlar için en temel hak olan barınma, en büyük mücadele alanına dönüştü. Bu krize biraz daha yakından bakalım. İstanbul’da kiralar, asgari ücretin 1,47 katı. Ankara’da kiralar, asgari ücretin 1,30 katı. İzmir’de kiralar, asgari ücretin 1,20 katı. Asgari ücret 22 bin TL.
Şimdi ben de Sayın Erdoğan’ın 2003’ten önce dönemin yöneticilerine sorduğu gibi soruyorum. Fiyatlar böyleyken elektrik parasını kim ödeyecek? Su parasını kim ödeyecek? Çoluk çocuğun okul masrafını kim karşılayacak? Bu insanlar nasıl geçinecek? Farkında mısınız bilmiyorum ev sahibi değil, kiracı olmaya mahkum edilen bir nesil yetişiyor. Çalışsa da geçinemeyen, okusalar da iş bulamayan milyonlarca insanımız oldu. Barınma lüks değil, haktır.
Tüm kadrolarımızla sahadayız. Karşımıza çıkan tablo bize şunu gösterdİ. Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı ekonomik, sosyal ve siyasi gelişmeler, birçok alanda rekorların kırıldığı bir dönemi beraberinde getirdi. Ancak bu rekorlar, ne yazık ki ilerlemenin, refahın veya kalkınmanın değil, krizlerin, çöküşlerin ve toplumsal kaygıların bir göstergesi oldu. İşte, son yılların en dikkat çekici ve tartışmalı başarılarıyla 'AK Parti Rekorlar Kitabı'nı sizlerle paylaşacağım. Her biri, yanlış politikaların ve kötü yönetimin bir sonucu olarak halkın hayatına doğrudan etki eden rekorlar.
"Bizler bolluğun rekorunu kıracağız"
Kur atakları rekoru, yüksek faiz rekoru, fahiş kira rekoru, kadın cinayetleri rekoru, çocuk istismarı rekoru, icra ve iflas rekoru, işsizlik rekoru, nflasyon rekoru, beyin göçü rekoru, yolsuzluk ve rüşvet rekoru, din istismarı, deizm ve ateizm rekoru, mülteci rekoru, genç işsizlik rekoru, zam furyası rekoru, borçlanma rekoru, basın sansürü rekoru, gıda fiyatları rekoru. Yoruldunuz biliyorum ama AK Parti yorulmadı. Rekor üstüne rekor kırdı, devam ediyorum. İntihar vakaları rekoru, akaryakıt zamları rekoru, elektrik ve doğalgaz zammı rekoru, boşanma rekoru, u dönüşleri rekoru, evlenemeyen gençler Rekoru, ayırmacılık ve torpil rekoru. Şimdilik bununla iktifa edelim.Tüm bu rekorları kıran iktidara inat, Türkiye’yi huzura, refaha ve saadete ulaştırmak için var gücümüzle çalışacağız. Bizler bolluğun, bereketin, sevginin, sevilmenin rekorunu kıracağız.
ANKA