CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını protesto edenler, büyük Maltepe mitinginde buluştu. Miting alanı ve çevresini tamamen dolduran vatandaşlar mitinge ellerinde Türk bayraklarıyla geldi.
Maltepe sahilinde yer alan miting alanı, sabah erken saatlerinden itibaren dolmaya başladı. Miting saati olarak duyurulan 12.00’de, alanın tamamen dolduğu gözlendi. Alanı dolduran yüz binlerce kişi, "Hak, hukuk, adalet" ve "Hükümet istifa" sloganları atıyor.
Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan miting alanına, hala binlerce yurttaş Marmaray ve diğer toplu taşım araçlarıyla ulaşmaya çalışıyor.
Yayınlanan drone görüntülerine göre, on binlerce yurttaş henüz alana giremedi, alan çevresindeki bölgelerden miting konuşmalarını izliyor.
Bu arada, alanda kurulan kürsüye, Ekrem İmamoğlu’nun, annesi, babası, kız kardeşi, eşi ve oğulları birlikte çıktı.
Tutuklanan diğer belediye başkanlarının aileleri de kürsüde yer aldı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Miting alanında Ekrem İmamoğlu'nun konuşması yapay zeka teknolojisi ile verildi. İmamoğlunun sesinden şu mesaj paylaşıldı:
Beni engellemeye çalışsalar da size güveniyorum. Siz varsınız arkamda. Ne diyor İstiklal Marşı? Korkma! Bu millet İstiklal Marşı korkma diye başlarken sizden mi korkacak? Şantajlarınıza, montajlarınıza, korkaklığınıza gülüyoruz.
İmamoğlu'nun tutuklanmasından sonra İBB Başkan Vekili seçilen Nuri Aslan da Maltepe'de... Aslan, yurttaşlara "Bir adım geri adım atan bizden değildir" diye seslendi.
Dilek İmamoğlu: İnancımızı asla yitirmeyeceğiz
Sahneye ilk olarak Ekrem İmamoğlu'nun Dilek İmamoğlu, oğlu Selim İmamoğlu ve Semih İmamoğlu çıktı. 'İstifa Tayyip, Tayyip içeri, İmamoğlu dışarı'' sloganlarının atıldığı mitingte konuşan Dilek İmamoğlu, şunları söyledi:
'Sonunda söyleyeceğimi, başta söylemek istiyorum, ‘bu daha başlangıç, mücadeleye devam’. Ekrem için değil, evlatlarımız için kendimiz için değil, Türkiye için mücadeleye devam.
"Yarın milyonlarca ailenin bayramı, yoksulluğun, adaletsizliğin, çaresizliğin, acısıyla gölgelenecek".
Yarın bir bayram sabahına birlikte uyanacağız. Bayramlarda aramızda ayrı gayrıyı bir kenara bırakıp, güzel temennilerimizi paylaşırız. Hayata iyi tarafından bakarız. Ama yarın milyonlarca ailenin bayramı, yoksulluğun, adaletsizliğin, çaresizliğin, acısıyla gölgelenecek. Geçim derdi yüzünden evladına, torununa gönlünce harçlık veremeyenlerin, ihmaller yüzünden depremlerde, yangınlarda sevdiklerini yitirenlerin, adalet arayıp bulamayanların, hakkı yenenlerin, hak etmediği halde dört duvar arasında tutuklu olanların bayram sevinci eksik olacak.
"Biz 86 milyonluk büyük bir aileyiz"
Bizim ailemiz de bu bayrama babasından uzak girecek. Kızım, oğullarım babalarıyla yan yana olamayacak, aranızda olamyacak. Ekrem, sevdiklerine sarılamayacak. Ve tabii Ekrem'le birlikte haksızlık ve hukuksuzluğa uğrayan tüm ekip arkadaşları ve aileleri de bu bayram sevincini eksik yaşayacak. Elbette çok üzülüyoruz, elbette içimiz yanıyor. Ama gelecek güzel günlere inancımızı asla getirmeyeceğiz. Birbirimizin acısını paylaşmaya, birbirimize umut ve cesaret vermeye mecburuz. Çünkü biz 86 milyonluk büyük bir aileyiz.
"Ekrem, herkesi eşit gören bir anlayışla, hiç kimseyi ayırmadan bu şehri yönetti"
Asıl marifet, kimseyi ayırmadan herkes için mücadele etmek, herkesin sevgisini, saygısını kazanmaya çalışmaktır. Ekrem bu anlayışla siyaset yaptı. Herkesi eşit gören bir anlayışla, hiç kimseyi ayırmadan bu şehri yönetti. Ve İstanbullular biliyor ki çok iyi yönetti.
Ekrem, İstanbul'un bütün sokaklarında, çarşılarında, pazarlarında huzurla dolaşır. Yalnız İstanbul'da değil, Türkiye'nin dört bir yanında kendisine gösterilen büyük ilginin, sevginin karşısında hiçbir kibre kapılmadan, tepeden tırnağa tevazuya dolaşır. İşte bunun için Ekrem'i cezalandırıyorlar. Milletin ona olan sevgisi karşısında aciz kaldıkları için cezalandırıyorlar. Asla Ekrem kadar bu milletin gönlüne giremeyeceklerini biliyorlar, onun için cezalandırıyorlar. İstediğinizi yapın, Ekrem'e ceza işlemez. Soruyorum size, hangi duvar sevgiye engel olabilir? Hangi demir parmaklık gerçeği hapsedebilir? Kim millete zincir vurabilir?
"Evlatlarımızı haksız, hukuksuz yere siyasi maksatlarla kolayca suçlu ilan edip parmaklıklar ardına koyamazsınız"
Ekrem'in tutuklanması herkesten çok gençlerin kanına dokundu. Adalete ve demokrasiye sahip çıkmanın, bu ülkenin geleceğine sahip çıkmak olduğunu en çok gençler hissettiler. Onun için bir araya geliyorlar, tepkilerini demokratik yolla dile getiriyorlar İşte şimdi de buradalar. Bu değerli gençleri, bu güzel evlatları suçlu gibi göstermeye çalışanlar, bu gençlerin içinde en ufak bir kötülük olduğunu zannedenler bu meydana iyi baksınlar. Bu gençler, depremlerde, orman yangınlarında kimseden bir emir beklemeden en önde yardıma koşanlardır. Tıpkı ülkemizin bütün gençleri gibi. Bu ülkenin tüm çocukları, tüm gençleri bizim evladımızdır. Bütün anneler bunu böyle bilir, böyle hisseder. Evlatlarımızı haksız, hukuksuz yere siyasi maksatlarla kolayca suçlu ilan edip parmaklıklar ardına koyamazsınız. Adaletsizliğe itiraz eden, haklarını arayan evlatlarımıza türlü türlü eziyetler, adaletsizlikler yaşatamazsınız. Türkiye kendi evlatlarına, kendi evlatları eliyle acılar çektiren bir ülke olamaz, olmayacak.
"Bir avuç insan yenilecek, milletçe huzura, refaha kavuşacağız"
Adaletsizliğe, haksızlığa karşı durmanın partisi, ideolojisi yoktur. Bu bir vicdan meselesidir. Annelerin vicdanına sığmayan, annelerin yüreğini yakan yöntemlerle iktidarımızı koruyamazsınız. Bu gerçeği görmezden geldiğiniz için, annelerin ahını aldığınız için yenileceksiniz. İyi insanların temiz kalplerine, dualarına yenileceksiniz. Bir avuç insan yenilecek, milletçe birliğimizi, kardeşliğimizi kazanacağız. Bir avuç insan yenilecek, milletçe huzura, refaha kavuşacağız. Bu ülkeyi güzellik kurtaracak, şefkat kurtaracak, sevgi kurtaracak. Biliyorum, benimle aynı duyguları, aynı umudu paylaşıyorsunuz. Varlığınızla güç veriyorsunuz. Ben şimdi tekrar etmek istiyorum, adalet yasaklanamaz, vicdan hapsedilemez. İyi ki varsınız, iyi ki birlikteyiz. Bu ülkenin yolunda birlikte mücadele edeceğiz. Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.”
"Oğlum devletine hizmet ediyor, bütün halkını seviyor"
Ekrem İmamoğlu’nun annesi Havva İmamoğlu ise, “Her şey çok güzel olacak. Oğlum devletine hizmet ediyor, bütün halkını seviyor. Halkı onu seviyor. Teşekkür ediyorum ona ben. Benim oğlum çalışkan oğlum'' dedikten sonra alandakileri selamladı.
İmamoğlu’nun annesi Havva İmamoğlu
— Independent Turkish (@TurkishIndy) March 29, 2025
Her şey çok güzel olacak. Oğlum devletine hizmet ediyor, bütün halkını seviyorhttps://t.co/hUAYLTC1sl pic.twitter.com/ypFpU8gNEm
Yavaş: Silivri kapatılsın
Dilek İmamoğlu'nun ardından kürsüye Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş çıktı. Yavaş, şu ifadeleri kullandı:
Bizler farklı düşünebiliriz ama vatan sevgisinde biriz. Bizler bu memeleketin taşında toprağında hakkı olanlarız, Mustafa Kemal Atatürk’ün, cumhuriyetin çocuklarıyız. Bir tarafımız sol, bir tarafımız halktan yana milliyetçi bayraktan yana, bir tarafımız Atatürkçü ilimden, irfandan yana, bir tarafımız demokrat adaletten yana. Biz bu toprağın hamuruyuz ve artık bu ülkeyi karanlığa teslim etmeyeceğiz. Bugün burada toplanmamızın bir sebebi var çünkü vicdanlar sızlıyor, adaletin terazisi bozulmuş, hukukun gözü artık bağlı değil, gözünü açmış, kimi görmek istiyorsa ona göre karar veriyor.
"Adalet terazisi bu kadar eğilirse bir gün bu ülkenin bütün dürüst insanlarını zindanda bulabiliriz"
Burada haksızlıklara, hukuksuzluklara ses yükseltmek için toplandık. Bunun son örneği Ekrem İmamoğlu. Burada toplanan yüz binler olarak selam olsun Ekrem Başkanı’mıza. Bu halkın oylarıyla İstanbul’u kazanan, millete hizmetten başka suçu olmayan bir kardeşimiz, hukuksuzca, delilsizce, kuralsızca susturulmak isteniyor. Çünkü halkın iradesi, bazı iradelerden daha güçlü oldu. Çünkü millet 'yeter' dedi, 'Her şey çok güzel olacak' dedi. Bir belediye başkanı değil, bir umut cezalandırılıyor farkında mısınız? Artık bu bir kişinin davası değil, halkın davası. Adalet terazisi bu kadar eğilirse bir gün bu ülkenin bütün dürüst insanlarını zindanda bulabiliriz. Ama biz susmayacağız çünkü biz biliriz. Bir kişiye yapılan haksızlık tüm topluma yöneltilmiş bir tehdittir ve o tehdit karşısında halkın gücü en büyük kalkandır.
"Zaptetmeye çalıştıkları şey bir neslin özgürlük hayali ve talebi"
Türkiye’nin dört bir yanından buraya gelen yurttaşlarımız, bu ülkede artık sabah güneş doğarken umut doğmuyor. İnsanlarımız sabah işe değil, geçim derdine uyanıyor. Pazara çıkan anneler, fiyat etiketlerine değil, çocuklarının gözlerine bakıyor. Bir emekli, ay sonunu nasıl getireceğini hesaplayamıyor artık çünkü o ayı çoktan bitmiş, onun borcu ayları geçmiş. Ekrem Başkanı’mıza yapılan hukuksuzluk sonrası ilk olarak gençler sokağa çıktı. İlk adalet ve demokrasi talebi, umutlarını ellerinden almaya, hayallerini yok etmeye çalıştıkları gençlerden çıktı. Hepimiz o gençlik köprüsünden geçtik. Hepimiz zamanında haksızlık, hukuksuzluklar karşısında yer aldık. Yeri geldi meydanlara indik, tıpkı sizin yaptığınız gibi elimizde Türk bayraklarıyla memleketimize ve kendi geleceğimize sahip çıktık. Bizim de önderimiz bugünkü gençler gibi Mustafa Kemal Atatürk’tü. Anayasal ve demokratik taleplerini medenice kullanan tüm gençlerimizi buradan selamlıyorum. Doğru olanı yapıyorsunuz, adaletsizliğe sessiz kalmıyorsunuz, Atatürk’ün çevresinde toplanıyorsunuz. Bu mücadelenizde yanıbaşınızdayız. Devlet, polisleriyle bu çocukların güvenliği için risk oluşturmak yerine onların güvenliğini sağlamalı.
Bu ülkede adalet yerle bir olursa yatırımcı da kaçar, genç de kaçar, umut da kaçar. Ekonominin temeli güven duygusudur. Eğer bir sabah hukuk değişiyorsa, bir belediye başkanı yargısız infaza uğruyorsa, gençler düşüncelerini söyledi diye gözaltına alınıyorsa, hatta tutuklanıyorsa bu ülkede ne döviz kuru durur, ne esnaf ayakta kalır, ne de çiftçi toprağına umutla bakar. Milletin sırtına yüklenen her hukuksuzluk aynı zamanda cüzdanına da zam olarak dönüyor. Çünkü hukuk çökerse ekonomi de çöker. Adalet yıkılırsa ekmek de küçülür. Elbette bu düzen değişecek. Bu ülkenin bir umudu var; okul kapısında bekleyen, gece yurt odasında hayal kuran, sabah gözaltı aracıyla tanışan gençlerimizdir. Bugün o gençler susturulmak isteniyor ama bilmiyorlar ki bu milletin gençleri korkuyu değil, cesareti Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten öğrendi. Aslında zaptetmeye çalıştıkları şey bir neslin özgürlük hayali ve talebidir. Gençlerini zindanla susturmaya çalışan bir ülkenin yarını olmaz. Gençlik susmaz.
"Bu ülkede özgürlüklerin gaspedilmesinin simgesi halini aldı artık"
Artık yeter, artık bu ülke bir kişinin, zümrenin değil, 85 milyonun evi olmalıdır. Bu ülke, 'Benden değilsen düşmansın' diyenlere değil, 'Sen yoksan bir eksiğiz' diyenlere emanet edilmelidir. Bir annenin duası, emekçinin alın teri, bir çocuğun geleceği sandığa konacak ve bu sandığı hep birlikte bizler getireceğiz. Tüm muhalefet olarak o sandık gelecek. Bu saatten sonra kendini muhalif hisseden hiçbir kesimin armudun sapı, üzümün çöpü veya başka bahaneler üretmek suretiyle ayrı kalmak lüksü bulunmamaktadır. Hep bir araya gelmek zorundayız. Ya hep beraber olacağız ya hep beraber kaybedeceğiz. Ekrem Başkan'ın duruşmasının oluduğu gün otobüsün üstünde bir konuşma yapmıştık. Orada şöyle söylemiştim: Silivri kapatılsın. Bu ülkede özgürlüklerin gaspedilmesinin simgesi halini aldı artık. Cezaevleriyle övünmek yerine cezaevlerini kapatmakla övünmeliyiz artık. Başta Ekrem Başkan olmak üzere tüm seçilmişlerin gençlerle birlikte serbest kalmasını talep ediyoruz."
Mansur Yavaş:
— Independent Turkish (@TurkishIndy) March 29, 2025
Silivri kapatılsınhttps://t.co/hUAYLTBtCN pic.twitter.com/EDA4joShmu
İmamoğlu: Millet büyüktür!
Yavaş'ın ardından mikrofonu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik aldı. Çelik, Silivri'de tutuklu bulunan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun mektubunu okudu:
Herkesin Ekrem İmamoğlu için burada olmadığını biliyorum. Mesele memleket meselesi, adalet, demokrasi, özgürlük meselesi. Eğitim, üretim, paylaşım meselesi. Gelecek kaygısını en çok gençler yaşıyorlar. Hayatlarının ellerinden kayıp gittiğini en çok onlar hissediyor. Gençleri anlamayan bir kişi ise iktidarda kalmak için sürekli ayrıştırmak zorunda. Gençler kim kazanacaksa bileğinin hakkıyla kazansın isterler. Herkesten çok bu yüzden gençlerin sesi çıkıyor. Gençlerin hepsiyle gurur duyuyorum. Gençler Erdoğan'a 'Vatandaşın iradesine el uzatma' diyorlar. Erdoğan bu seslere kulaklarını tıkıyor. Her şeyi kendi yaptığı halde asla sorumluluk üstlenmiyor.
Mektubun devamı, yapay zeka teknolojisi kullanılarak İmamoğlu'nun sesiyle dinletildi. Mektubun devamında İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:
Kalbim, ruhum sizinle. 23 Mart günü 15.5 milyon yurttaşımızın ortak iradesi ve desteğiyle başlayan sürecin sonunda resmen cumhurbaşkanı adayı oldum. Emek veren, destek sunan herkese çok teşekkür ediyorum. Türkiye'nin tüm muhalefet partileriyle tarihi bir dönem yaşayacağız. Mertlik ile namertliği yeneceğiz. Cumhuriyetimizi güçlü bir demokrasiyle taçlandıracağız. Dün olduğu gibi bugün de sizi utandırmayacağım. Hiç korkmuyorum çünkü aziz milletimiz birleşmiştir. Millet zalimin karşısında birleşmiştir. Millet vicdanda, adalette, ortak kader, ortak gelecek arayışında birleşmiştir. Gençler, kadınlar ayaktadır. İstedikleri kadar bizi hapse atsınlar. Millet, devletin sahibi olduğunu göstermiştir.
Ben bu yola çıkarken 'Hak yemem, hakkımı da yedirmem' dedim. Sözümde duracağım, asla geri adım atmayacağım. Milletin verdiği görevi her şart altında yerine getireceğim. Cumhurbaşkanı adayı olarak mertçe, dürüstçe yarışacağım. Yılmadan, yorulmadan mücadele edeceğim. Kendimi önce Allah'a sonra milletime emanet ediyorum. Millet bütün iktidarlardan büyüktür. Ramazan Bayramınız kutlu olsun
Özel: Bugün burada bir tarih yazılıyor
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, "Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu'na Özgürlük Mitingi"nde vatandaşlara hitap etti.
Özel, "Silivri Cezaevi'ne, Edirne'ye, Sincan'a, Kandıra'ya bu cezaevlerinde siyasi tutsak olan cumhurbaşkanı adayımıza, genel başkanlara, belediye başkanlarına, belediye meclis üyelerine, siyasetçilere ama en çok da hepimizin gelecek umudu gençlere öğrencilere merhaba" dedi.
Biraz önce sahneyi selamlarken 1,5 yaşında bir kız tanıdığını belirten Özel, "Adı Akdeniz. Akdeniz'in geleceği için Akdeniz'ler bizim olsun diye, Akdeniz'in geleceği Türkiye'de olsun diye, Türkiye'nin yüzü, Akdeniz'in yüzü hiç solmasın, onlar hiç ağlamasın, çocuklar gülsün, gençler geleceğini Türkiye'de düşünsün diye bu meydanı dolduran, bu tarihi toplantıya katılanlar, buraya miting değil, eylem yapmaya gelen milyonlar hepinize merhaba" diye konuştu.
"Biz artık endişeyi korkuyu ve yorgunluğu evde bıraktık"
Özgür Özel, Ramazan Bayramı arifesinde, bu meydanda toplanma fikrini ilk ortaya attıklarında, "yanlış zaman yanlış mekan, o meydan boş kalır, bu büyük mücadele tökezler, bu büyük mücadele aksar" dediklerini belirterek, şunları kaydetti:
Ama Silivri'de yatan arkadaşlarımız da bizler de 19 Mart'ta yaşananlardan sonra sokağa çıkmayı neredeyse yasaklayıp, üç kişinin toplanmasına yasak getirip, bütün ulaşım araçlarını durdurup, Saraçhane'ye, Şehzadebaşı'na, Tarihi Yarımada'ya gelen bütün yolları kesip, köprüleri kaldırıp, vapurları durdurup, metroları durdurup bizi orada yalnız, İstanbul'un iradesini yalnız bırakmaya çalışanlara inat, ilk gece 150 bin, ikinci gece 220 bin, üçüncü gece 500 bin ve 23 Mart demokrasi devriminden sonra Saraçhane'ye koşan milyonlar bize şunu gösterdiler; biz artık endişeyi korkuyu, ve yogunluğu evde bıraktık. Sokaklardayız, meydanlardayız.
CHP Genel Başkanı Özel:
— Independent Turkish (@TurkishIndy) March 29, 2025
Demokrasiyi savunmak haktır ve bu mücadelenin yeri sokaktırhttps://t.co/hUAYLTBtCN pic.twitter.com/U7HYUUE0bq
"Bugün burada bir tarih yazıyorsunuz, tarihe geçiyorsunuz"
Bugün İstanbul'da sadece burada Maltepe'de bir miting yok. İstanbul'da bugün bütün metro istasyonlarında, marmaray duraklarında, istasyonlarında, iskelelerde mitingler var. Gelen marmaray dolu, buraya geliyor iki bin kişi istasyonda zıplıyor. İstasyonda iki bin öğrenci protesto yapıyor. İskeleler, yollar dolu. Ben buraya gelirken 10 kilometre ilerden yürüyerek gelen, yetişemeyeceğini bildiği halde koşa koşa gelen 10 binleri gördüm. Ayaklarına sağlık, yüreklerine sağlık. Bugün burada bir tarih yazıyorsunuz, tarihe geçiyorsunuz. Türkiye'nin geleceğine el koyuyor, bu darbecilere direniyor, demokrasiyi ve geleceğimizi savunuyorsunuz.
19 Mart günü, yurt dışındaki belli odaklardan icazetli bir darbe planı hayata geçirildi. Milletten aldığı yetkiyi kötüye kullanarak, Türkiye'ye ihanet eden bir avuç insanın darbe girişimine hep birlikte tanık olduk. Bu darbe, milletin gözünden ve gönlünden düşmüş bir avuç insanın, bu ülkenin gelecek umuduna, gelecek iktidarına, bundan sonraki cumhurbaşkanına karşı giriştiği, onu siyasetten uzaklaştırma, kendisini yeneceğini bildiği rakibini siyasetten yasaklama ve sandıkla geldiği halde sandıkla gitmeme ve bu hayalini artık hayata geçirmek için demokrasiyi araç gören sandıkla gelip sandıkla gitmek istemeyen, kendinden sonraki cumhurbaşkanını engellemek için halefine darbe yapan ve halef selef cumhurbaşkanları değil, selefi bir anlayıştaki gibi demokrasiyi rafa kaldırıp bundan sonra ölene kadar o koltuğu bırakmak istemeyen birinin ilk denemesiydi, en cidid denemesiydi, bunu milyonlar püskürttü, siz püskürttünüz, darbecileri siz yendiniz, onları yeneceğiz. Onlara bu güzel ülkeyi asla teslim etmeyeceğiz.
"Millet 31 Mart'ta Türkiye'de iktidar değişim sürecini başlattı"
Hatırlayalım millet 31 Mart'ta Türkiye'de iktidar değişim sürecini başlattı. AK Parti 22 yıl sonra ilk kez yenildi. CHP 47 yıl sonra ilk kez Türkiye'nin birinci partisi oldu. Ekrem İmamoğlu Beylikdüzü'nde bir kez, İstanbulda ise tam üç kez Erdoğan'ı ve karşısına çıkardığı adayları yendi. Ama bakanları ama meclis başkanlarını ama başbakanları yendi. Yerel seçimlerden sonra biz bu süreci bir zafer, içinde bulunduğumuz ruh halini bir kibir ve bundan sonraki süreci kazanmanın tadını çıkaracağımız bir süreç değil, bir görev olarak gördük. Dedik ki; Türkiye'de Cumhuriyeti 100 yıl önce kuran anlayışın, Cumhuriyet'in ikinci yüzyılında yeniden demokrasiyi kurması, hukuk devletini inşa etmesi, yokluğu, yoksulluğu, işsizliği bitirmesi, eşitsizlikleri ortadan kaldırması için hepimizin ortak bir görevi var; belediyelerde çok çalışacağız, örgütümüzle birlikte uyum içinde olacağız ve bunu sadece CHP'nin bir başarısı olarak değil, Türkiye ittifakının bize bu iktidardan kurtulmak için oy vermiş olan muhalefetten tüm seçmenlerin, en sağdan en sola kadar bizi 'bu iktidarla siz mücadele edebilirsiniz' diyerek sandıkta destekleyen bütün demokratların güvenini haketmeye, ona uygun çalışmaya karar verdik.
"Belediye başkanlarımız inanılmaz bir mücadeleyi büyük bir özenle ve büyük bir özgüvenle sürdürdü"
Altı ay boyunca belediye başkanlarımız ve başta Ekrem Başkan'ımız inanılmaz bir mücadeleyi büyük bir özenle ve büyük bir özgüvenle sürdürdü. Bu iktidar, sadece seçimi kazanabilmek, Tüketici Güven Endeksini bir noktada tutabilmek için öyle şeyler yapmıştı ki 128 milyar dolarımızı yakmış, dolar yükselmesin diye olmadık işler yapmış, hepimizi borçlandırmış, bütün dünya enslasyonu faizi doğru kullarak dizginlerken, bu güya bu işe ideolojik, inançsal, Nas'la yaklaşmış, ensflasyonun sebep değil, sonuç olduğunu, bununla mücadele için faizin asla artmayacağını söylemiş, 'esas faiz bir sonuç değil, sebeptir' demiş ve bunun üzerine verdiği talimatlarla bütün dünya yükselmekte olan enflasyonu düşürürken, bu azdırmış, hepimizi yoksullaştırmış, yaptığı, aldığı sözde tedbirlerle yoksuldan almış zengine vermiş, tarihin en büyük kaynak transferini sizin, emeklinin, emekçinin, dar gelirlinin, esnafın, memurun, eski orta direğin aleyhine, zenginlerin lehine gerçekleştirmiş ve iktidarını her türlü hile, manipülasyon, dezenformasyonla sürdürmeyi başardığı bir seçimden sonra artık acı reçeteden, kemer sıkmaktan, maaşlara zam yapmamaktan, 'yılda dört kez zam vereceğim' dediği asgari ücreti, bir yıl boyunca bir kuruş arttırmamaktan, emekliyi, işçiyi sefalete sürüklemekten çekinmemiş durumdaydı. Hal böyle olunca iş belediye başkanlarımıza düştü. Sosyal projelere, yardımlara, belediyeciliğe düştü. Onun yoksun bıraktıklarının sofrasına eti de sütü de çocuğunun çantasına beslenmesini de okulda akan ücretsiz su sebiliyle mataraya suyunu da yeni doğmuş bebeği için hoş geldin bebek paketini de anne kart uygulamasını da CHPli belediyeler yaptı.
Biz milletten aldığımız yetkiyi kimseyle didişmeden, takışmadan, kutuplaşmadan o ağzı kötü, zihni kötü, her fırsatta hakaretler yağdıran dile teslim olmadan, onlara uymadan, AK Parti'nin, MHP'nin kıymetli, ancak birileri tarafından oyları kendinde tapulu gördüğü, hor gördüğü seçmenleriyle ilişki kurduk. CHP'nin, İmamoğlu'nun, halkçı belediyeciliği altı ay sonraki ölçümlerde yüzde 48 oy oranından, memnuniyet oranından yüzde 58'lere tırmandı.
Ekrem İmamoğlu, Recep Tayyip Erdoğan karşısında aday olduğu takdirde şüphesiz, tartışmasız, açık farkla kazanacak isim olarak ortaya çıktı. Bu süreçte biz bu sonuçları memnuniyetle takip ederken, birilerinin bu sonuçlardan kimyası bozuldu. Ve hepinizin gözü önünde talimatı verdiler. Dediler ki; 'silkeleyin', CHP'li belediyeleri madden, manen ve hukuken silkeleme yarışına giriştiler. Hadsizliğine giriştiler. Biz o aşamada bunların yaptığımız sosyal yardımları engellemek, protein, süt yardımını kesmek, çocuğun beslenme çantasına saldırmak, kent lokantalarını kapatmak, kreşleri kapatmak, öğrenci yurtlarını, burslarını durdurmak niyetine girdiklerini görünce teslim olmadık. Meydan okuduk ve dedik ki; 'eğer bu vakitten sonra emekliye bunu yapıyorsan, asgari ücretliye bunu yapıyorsan, öğrenciye bunu yapıyorsan, dar gelirliye bunu yapıyorsan, geçim yoksa bundan sonra seçim var' dedik, 'erken seçimin adayı da erken olur, sandıklar kurulur, aday belirlenir' dedik.
Biz, Türkiye'nin geleceğini, iyiliğini beklerken, birileri kötülüğe iyice karar vermiş ve buraya talimatlı aparatlarını çoktan göndermişti. 9 Ekim günü sarayın aslında bir siyasi olan bir kişiyi hatırlayalım, geçmişte hangi dava varsa, hangi siyasi yasak davası varsa onların altında imzası olan, mahkeme mahkeme gezen Tayyip Bey'in karşısındaki herkesi ezen seyyar giyotini, Tayyip Bey ödüllendirerek bakan yardımcısı yapmıştı. O gün kendi deyimiyle bakan yardımcılığı siyasi bir pozisyondu. Ve bu siyasi pozisyondan bir daha kanunlarımıza göre savcılar, hakimler, milletvekili aday adayı bile olsalar, göreve dönemezdi ama o seyyar giyotini İstanbul'da görevlendirdi. Oradan sonrasını hep birlikte yaşadık. Gazetecileri, sanatçıları, akademisyenleri, iş insanlarını, siyasetçileri, siyasi partilerin genel başkanlarını, öğrencileri bir bahane bulup, onları bir şekilde sorgulayıp, tutuklayıp içeriye atıp, bir gün cesaret göstermemeleri, bir gün dışarıya çıkmamaları, bir gün hak aramamaları üzerinden yıldırmaya ve bezdirmeye çalışıyorlardı.
"İstanbul Üniversitesi, önüne çekilen barikatı yıktı, attı ve ilk yola onlar çıktı"
Ve hepimizin bildiği gibi öyle işler yaptı ki, bir gün tepki göstermek gereken bir şey yaparsam sanatçılar 12 yıl önceki Gezi sorgulanıyor diye, gazeteciler canlı yayında söyleneni haber yaptılar diye, akademisyenler tweet yazdılar, iş insanları kürsüde ekonomiyi eleştirdiler diye gözaltına alındılar. Tutuklandılar.
Hal böyle olunca biz sinmek yerine ayağa kalkmayı, biz adayımızı belirlemeyi ve buna karşı bir büyük mücadele vermeyi Türkiye'ye ilan ettik. Önce meydanlara indik. Ardından sandığa gittik. Yaptığımız ön seçimin duyurulduğu gün Ekrem Başkan'ın diploması için yasak getirilmeye çalışıldı ve o günden itibaren süreci o kadar çok hızlandırdılar ki diplomasını iptal etmek istemeyen fakültenin dekanını görevden alıp iptal etmeyeceğini anladıkları yönetimin yerine üniversite yönetimini toplayıp, sabahın köründe şafak vaktinde Ekrem Başkan'ımızın evine 40 tane polis aracıyla gidip onu, İstanbul'un seçilmişini gözaltına alıp dört gün tuttular.
İşte orada tarihin kırılma noktasındaydık. Öyle bir yerdeydik ki ya bu korku iklimine teslim olacaktık ya onların hesabı tutacaktı ya bekledikleri gibi öğrenciler, gazeteciler, sanatçılar siyasetçiler, sinip evde oturacaklardı yada tarihin bu kırılma noktasında, dünyanın en acımasız ve en korkak saldırısına karşı cesaret kazanacaktı. İşgal yıllarında İstanbul işgal altındayken kim ilk ayağa kalktıysa darülfünun öğrencileri İstanbul Üniversitesi önüne çekilen barikatı yıktı, attı ve ilk yola onlar çıktı. İstanbul Üniversitesi'nin öncü sesine, ODTÜ'nün devrimci sesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul'daki diğer üniversiteler, Boğaziçi'nin büyük mücadelesi eklendi. Yıldız eklendi. Tüm üniversiteler eklendi.
''O gün beş günlük verilen toplanma yasağına karşı bizler sivil darbenin, Tayyip Erdoğan’ın saray darbesinin karşısında direnmek için sizleri, hepinizi, yürüyerek, gerekirse yalın ayak Saraçhane’ye yani İstanbullunun Ekrem Başkana emanet ettiği Saraçhane’ye davet ettik. O gece İstanbul’un dört bir yanından hiçbir araç olmadan yürüyerek elleriyle, yürekleriyle gelerek önlerine çekilen barikata kimseye zarar vermeden devirip geçerek Saraçhane’ye toplanan yüz binler Türkiye'nin geleceğine, İstanbul’un geleceğine, gelecek cumhurbaşkanımıza, iktidarımıza sahip çıktılar. Hepinizi ayrı ayrı kutluyorum.
İşte bu süreçte her gece biz çoğaldıkça, her gece biraz daha kalabalık oldukça, ODTÜ Ankara’da yürüyüp; Ankara da ODTÜ’ye yürüdükçe bu sese Türkiye’nin 81 ili, 973 ilçesi eklenince ve artık her gece on milyonlar demokrasiye sahip çıkınca hesap yapanlari hersap kuranlar, rakibini saf dışı edip İstanbul Barosu’na kayyum atayıp, CHP’ye kayyum atayıp, İBB’ye kayyum atayıp dikensiz gül bahçesi korkmadığı rakipleri takatsiz partileri, sinmiş yapılar bekleyenler meydanlardaki on milyonları görünce gözüne ışık tutulmuş tavşana döndüler. Ne yasaklar işledi, ne tehditleri işledi ne de bundan sonra mücadelemizi kıracak bir şekilde yaptıkları hesaplar tuttu. Oyunları bozanlara, hepinize, on milyonlara teşekkür ediyorum.
"Şimdi on milyonlar artık o eve girmez"
19 Mart darbe girişimini tam olarak tarih önünde mahkum eden ise bizim 23 Mart’ta üyelerimizi sandık başına davet etmişken, üyeler gelip oy kullanacakken, o güne isabet ettirerek tutuklama yapanlara karşı sandıkların yanına koyduğumuz dayanışma sandıklarına, o 23 Mart sabahı yataklarından kalkanlar, elini yüzünü yıkayıp devrim yapmaya gidiyorlardı. 15.5 milyon kişi Türkiye'nin dört bir yanından kalkıp geldiler, seçtiler ve tarihe geçtiler. 15.5 milyon kişinin Türkiye’de oluşturduğu o sıralar, iki elinde bastonuyla merdivenleri tırmanan annem, 3 aylık bebeğini karnında taşıyan, karnında cinsiyeti belli olmayan çocuğunun geleceğini demokratik devrimde arayan anne, gençler, emekçiler, emekliler, işçiler, köylüler sandıklara koştular. Demokrasiye sahip çıktılar, 'tek adama hayır, diktaya hayır, millet bizi, bizim dediğimiz olur biz kazanacağız' dediler. Şimdi on milyonlar artık o eve girmez.
"Erdoğan’a sesleniyorum bunlar senin zulmünden yılmış on milyonlar"
Diyorlar ki sokağa çağırıyorsunuz. Eğer birileri bindikleri demokrasi treninden iniyorlarsa, eğer birileri kendilerini getiren sandığı meşru görüp götürecekleri sandığa direniyorlarsa, rakiplerine yasak getirmek için iftiraya kalkılışıyorlarsa ve eğer birileri demokrasiyi araç görüp esas bir tek adam rejimine, hayallerindeki saltanata,hilafete doğru yürümeye kalkıyorlarsa bunara karşı demokrasiyi savunmak haktır. Klasik hiçbir ezbere teslim olmayacağız. Buradan Erdoğan’a sesleniyorum. Bakın yasak dediniz milyonlar her gece toplandılar. Sandığı yasakladınız 15.5 milyon kişi gittiler. Hep birlikte bir şeye sahip çıkıyorlar. Bunlar sadece CHP’liler değil, bunlar senin zulmünden yılmış on milyonlar ve diyorlar ki 'millet benim, ben milli iradeyim, adayımı bırak sandığı getir; adayımı yanımda sandığı önümde istiyorum.'
"19’undaki darbe girişimini, tarihin en büyük buluşmasını burada gerçekleştirmemizle birlikte geriye püskürtülmüştür"
Yaşadığımız süreç 19’undaki darbe girişiminin 7 gün boyunca Saraçhane'deki gece mitingleriyle, 23’ünde sandık başında tüm Türkiye’de 15.5 milyon kişiyle ve bugün Maltepe’de daha önce yine bize ait olan rekoru hep birlikte kırmamız ve tarihin en büyük buluşmasını burada gerçekleştirmemizle birlikte geriye püskürtülmüştür. Ancak darbeciler hali hazırda bizim irademize, gelecek irademize, cumhurbaşkanı adayımıza darbe girişiminde bulunanlar hali hazırda iktidarda oldukları için şu an başımızdaki cunta poziyonundadırlar. Halk desteği, kamuoyu desteği hatta devletin içindeki destekleri git gide erimiştir. Başımızdaki cunta darbe girişimine, bir takım ufak tefek yerlerden devam etmeye çalışmakta. Örneğin, RTÜK’ün penceresinden demokrasiye kurşun atmaktadır. Çeşitli cezalarla lisans iptallerine niyetlenilen Halk TV ile Tele1 ile Fox TV ile bu meydanları gören, bu meydanlarla konuşan, milletin sesini milletten esirgemeyenlerle dayanışma içerisinde olacağız ve özgür basına, cesur basına kuvvetli destek alkışlarını yolluyoruz.
"Bükemedikleri bileği savcılara hakimlere kırdırmaya çalışıyorlar"
Sizin iki seçimde 3 kez seçtiğiniz Ekrem Başkanımızı 'yolsuzlukla, teröre yardımla' itham ediyorlar. Ellerinde hiçbir delil, hiçbir kanıt yok. Yolsuzluk, terör gib boş laflarla bükemedikleri bileği savcılara hakimlere kırdırmaya çalışıyorlar. Kumpas dosyasında her yalan var ama hukuk yok. Bir MASAK raporunu aylarca konuştular, ortaya çıktı ki tutuklanmadan gözaltından 2 gün önce istenmiş. 10 Mart’ta MASAK’tan istenmiş 17 Mart’ta teslim edilmiş oysa aralık, ocak, şubat anlattıklarının hepsi yalanmış. Ekrem Başkan kendine sorulan sorulara cevap verdikçe MASAK raporu perişan oldu, eridi gitti. Zaten o rapora imza atacak bir uzman bile bulamayıp uzman yardımcısının mahcup ifadeleriyle suçlamayan, kanıtlamayan sadece savcıdan korkusuna yasak savan o kağıt parçaları yok oldu gitti. Şimdi buradan Tayyip Erdoğan’a tarihin en büyük meydan okumasını aktarıyorum. Ekrem Başkan diyor ki ‘Benim bir suçum yok, günahım yok. Senin yalan ve iftiraların var. Eğer kendine güveniyorsan ben istiyorum gerekli düzenlemeler yapılsın yargılandığım mahkeme TRT’den canlı yayınlansın. Hodri meydan.’
"Tecavüzcülerden, tacizcilerden tanık icat edip Ekrem Başkanı size yargılatmayız, karalatmayız"
Soruşturmada tanık yok, şahit yok,delil yok. Peki ne var? FETÖ’den miras kalan gizli tanıklar var. Kim bu tanıklar ‘meşe, ladin ve çınar.’ Hukuka dair tek ilkesi olmayan bir odunun gizli tanıkları bunlar. Bu gizli tanık şöyle ifade veriyor, ‘şu şu ihalede böyle birşey olduğunu duydum, böyle verildiğini düşünüyorum, bu ihaleyi şu kişi almadığına göre şu kişiye vermişlerdir diye değerlendiriyorum’ ispat, kanıt, hiçbir şey yok. Rüşveti ne aldım, ne gördüm ne de verdim diyor. Sadece başkalarından duydum diyor. Ve birileri bununla İstanbul’un büyükşehir belediye başkanını tutukluyor. Bütün işleri güçleri yalan ve dolan. Bakın gizli ve tanık dediklerinin 55 suç dosyası çıktı. İftiracı tanıklardan yani eskiden AKP’den iş alan şimdi Ekrem Başkana kara çalan adamın 100’den fazla suçu çıktı. Tecavüzcülerden, tacizcilerden tanık icat edip Ekrem Başkanı size yargılatmayız, karalatmayız.
"Ekrem Başkan'ın temizliğine, dürüstlüğüne ve namusuna kendi namusum kadar kefilim ben Erdoğan"
Yıllarca oluşturdukları medya düzeniyle, Atatürk’ün kurdurduğu ajansları, hepimizin vergisi ile kurulmuş çalışan televizyonları, TRT’yi yalanların en büyüğüne alet ederek, iftira ve kara çalanlara inat… Örneğin, kalbinde 6 stent olan Mahir Polat’ın hesabından gariban vatandaşa 50 lira, 100 lira yolladığı havaleleri terör örgütüne destek diye, bir çorba parası, yolda önünü kesmiş para istemiş, alın hesabına atın para demiş 100 lira 200 lira atmışlar bunu MASAK raporuna yazmışlar. 7 kişilik terörden sorumlu arkadaşlar bir tanesi de Ekrem Başkan, eski görüntülerle bir şirkete yapılan baskında şirket kasasından çıkan parayı yayarak göstererek yaptıkları algı operasyonuna inat 7’sinin evlerinden, kasalarından, iş yerlerinden toplam çıkan para tutanak altında 15 bin lira. Oysa bu utanmazlar 560 milyar lira diye bir rakam atıp milletin midesini bulandırmaya çalışıyorlardı. Tayyip Bey soruyor 'yav siz bu adamlara kefil misiniz?' Buradan Özgür Özel olarak, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü kurduğu partinin son genel başkanı olarak söylüyorum Ekrem Başkanın temizliğine, dürüstlüğüne ve namusuna kendi namusum kadar kefilim ben Erdoğan. Yine onun gibi içerde tutulan bütün belediye başkanlarımızın, belediye meclis üyelerimizin, belediye bürokratlarımızın, içeride haksız yere tutulan bütün arkadaşlarımızın suçsuzlupğuna kendi namusuma inandığım kadar inanıyor, hepsini yürekten selamlıyorum.
"Erdoğan öyle bir işin içine girdi ki altında kendisi kaldı kalacak"
Erdoğan öyle bir işin içine girdi ki altında kendisi kaldı kalacak. Örneğin ‘turpun büyüğü heybede’ dediği gün gizli tanıklardan biri ifade vermiş Ekrem Başkan hakkında ve o ifade daha tutanağa geçmeden Tayyip Bey’e söylenmiş. Keyifle söylüyor 'turpun büyüğü heybede' diye. Şimdi ben size bu turpun büyüğünü göstereceğim. Arkadaşlar ekrana yansıtsınlar, TURP: Tayyip’in Uydurduğu Rezil Palavralar’dır. İşte TURP budur. Şimdi diyor ki daha turplar var, daha büyüğü var. Demek ki daha büyük iftira atacak, daha büyük yalan söyleyecek ama Tayyip Bey, eğer turp demek suç demekse turpun büyüğü suçun büyüğü demekse ve turpun büyüğü sonra çıkacaksa, yani en büyük suç, en büyük suçlu ortaya çıkacaksa hepimiz buradan bir şey anlıyoruz, turpun büyüğü sensin Erdoğan, sensin.
"Kadını el kadar bebeğiyle tehdit eden savcıya şunu söylüyorum ‘bekle o günler gelecek ve bu eller senin alnını karışlayacak"
Şunu bilmek lazım. Allah insana rakibinin de hatta düşmanın da mertini versin. Mert bir rakip mert bir düşman istiyoruz. Şuna bak suç yok, delil yok, eli boş günü dolmuş hapse yollamış sonra ne yapıyor? Cezaevindeki kadın hükümlüye görüntüyle bağlanıyor ve diyor ki ‘bazı şeyler var dimi, bilip de gizliyorsun demi? Biz sana hatırlatalım mı? İmzanı atar mısın? Atıp da yarın çıkar mısın yoksa görüntüyü kaparsam 10 yıl çıkamazsın, iki yaşındaki kızını 10 yıl göremezsin’ bu mu adalet? Zavallı gencecik kadını el kadar bebeğiyle tehdit eden savcıya şunu söylüyorum ‘bekle o günler gelecek ve bu eller senin alnını karışlayacak.
"Diplomaların çöküldüğü yere yabancı sermaye gelmez"
"Sonuçta 3 günde 25 milyar doları çarçur edenler yine dönüp zam yapıp bu işin bedelini size ödetmeye çalışıyorlar. Bunun için; biz emeklinin, asgari ücretlinin bir büyük sıkıntısına, bir toplumsal sahip çıkışla birlikte mücadele vermek durumundayız. Mazbataların, diplomaların çöküldüğü yere yabancı sermaye gelmez, kaçar. Kaçmaya devam eder. Bu ülkeyi yönetenler eğer bu ülkeyi zerre kadar seviyorsa Türkiye’yi bu kıskacın içinden çıkarmak için attıkları her türlü anti demokratik adımdan vazgeçmek durumundadırlar. Biz CHP olarak adayımızla, programımızla, enerjimizle, gücümüzle iktidarı devralmaya bu ülkenin makus tarihini değiştirmeye, yüzleri güldürmeye bu günden hazırız. Bunu yaparken asla ve asla meseleyi sadece partimize değil en sağdan en sola kadar; yeterki bu ülkenin birliğiyle, bütünlüğüyle sorunu olmasın. Dostluk, kardeşlik istesin. Barış istesin.
''Sizin yolunuz Meşrutiyet’ten sonra Meclis’i 33 yıl kapatanların yoludur''
Demokrasi istesin bu ülkenin tüm değerlerini tüm görüşlerini sahiplenmeye; Türkler ile Kürtlerin, Aleviler ile Sünnilerin, sağcılar ile solcuların hep birlikte omuz omuza yarınları inşa etmesine hep birlikte katkı sağlayacağız. Ve Erdoğan sıkışınca her türlü iftirayı attığı gibi şimdi de dönmüş bize ‘mandacı’ demiş. Aslında Erdoğan birisi mandacı olacaksa, birisi mücadeleden yana olacaksa orada saflar çoktandır belli. Sen değil misin '200 yıldır bu millete istikamet dayatılıyor' diyerek demokrasiye, padişaın yetkilerinin azalmasına Senedi İttifak'tan beri karşı çıkan. Siz değil misiniz ‘150 yıldır CHP ve biz iki ayrı akımız. Karşı karşıyayız’ diyen? Haydi safları netleştirelim. Biz 150 yıldır bir anayasa isteyenleriz, biz Meclis’i savunanlarız. Sizin yolunuz Meşrutiyet’ten sonra Meclis’i 33 yıl kapatanların yoludur. Biz ikinci Meşrutiyet’ten, onun için canını ortaya koyanlardan yanayız, onların yoluyuz.
''Sizin yolunuz Damat Ferit hükümetlerinin yoludur''
Sizin yolunuz Damat Ferit hükümetlerinin yoludur. Siz Sevr’i imzalayanların siyasi devamlarısınız, biz Sevr’i yırtıp atanlarız, Lozan’ı yapanlarız. Siz Milli Mücadele aleyhine bildiri yayınlayıp İngiliz uçaklarından attıran İskilipli Atıf’ın devamısınız, biz Milli Mücadeleye destek olan Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi’nin yolundan gidenleriz. İşgal başlayınca arka kapıdan İngiliz zırhlısına binip kaçanların devamı olanlar bize ‘mandacı’ diyecek haddi nerede buluyorlar? İstanbul işgal edildiğinde Kartal İstimbotu’nun ucuna çıkıp yanındaki yaverine ‘Geldikleri gibi gidecekler’ diyen benim Genel Başkanım’dır; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Burada meydan hep bir ağızdan bağırıyor. Ne bağırıyor biliyor musun? Sen Altıncı Filo’ya secde edenlerin arasında saf tutansın. Altıncı Filo’ya secde edenlersin. Biz Altıncı Filo’yu denize döken Deniz Gezmiş’in arkadaşlarıyız. Atatürk’e zerre muhabbet beslemeyen 'ne ölüme, ne dirime gelsin' diyen Fesli Deli Kadir’in dirisine kendi giden, cenazesine beş bakan yollayan Erdoğan, sen Atatürk’e bağlılık yeminini bırakmadıkları için gencecik teğmenleri ordudan atansın. Biz onlar gibi ‘Mustafa Kemal’in askerleriyiz’ diyen kahraman Türk evlatlarıyız.
''Biz bu yolda ölümü de göze aldık, zindanı da mezarı da...''
Erdoğan’ın her türlü kutuplaştırmasına, şeytanlaştırmasına, hedef göstermesine inat; biz biriz ve beraberiz. Bu mücadele, bu meydan, bu sokak, bu azim sürdükçe, karşımızda ne saraydan korkan medya patronları durabilir, ne kendilerini ileride takındıkları bu tutumdan dolayı savunamayacak halde, sözde yazar, çizer tayfasının bugün bu iktidardan korkanı, susanları olabilir. Şunu unutmayın, Aliya İzzetbegoviç şunu söyler: ‘Her şey bittiğinde biz düşmanlarımızın yüksek seslerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız.' Bunu kimse unutmasın. Bir cesaret gösterilecekse bugün gösterilecek, sokağa çıkılacaksa bugün çıkılacak. Demokrasi savunulacaksa bugün savunulacak. Bir cesaret gerekiyorsa bugün gösterilecek. Çıkmışlar bizi tehdit ediyorlar. Diyor ki bana, benim şahsımda hepimize, ‘Sizin de kabrinizi yakında kazarlar’ diyor. Elinden geleni ardına koyma. Biz bu yolda ölümü de göze aldık, zindanı da mezarı da... Ekrem Başkan gibi cesurlar, bu meydandakiler gibi cesurlar bir kez ölürler. Erdoğan gibi korkaklar hergün ölür. Emin olun Ekrem Başkan küçücük hücresinde ama dünyanın en büyük demokrasi sarayında. Arkasında 15,5 milyon oy var. Erdoğan, belki de dünyanın en görkemli sarayında oturuyor ama yerin yedi kat dibinde zindandaymış gibi daralıyor. Çünkü biz güçlüyüz, biz haklıyız, biz kazanacağız, siz yenileceksiniz, siz yenileceksiniz. Bu ülke için tertemiz hayaller kuran gençlerin umuduna yenileceksiniz. Evladının geleceği için dertlenen annelerin duasına yenileceksiniz. Abisine, ablasına zulmettiğiniz, bu bayram günü onu kardeşlerinden kopardığınız o küçük kardeşlerin gözyaşlarına yenileceksiniz. Yoksulluğun bittiği, adaletin hakim olduğu bir Türkiye isteyen milyonların azimli, kararlı, cesur mücadelesine yenileceksiniz.
''Erken seçimi getirmeye, bunun için o büyük kampanyaya hazır mıyız?''
Yarın evlatlarıyla birlikte, babası Hasan amcamla birlikte, Ekrem Başkan’ın memleketi Trabzon‘dayım. Bayram namazından sonra Ekrem Başkan’ın özgürlüğü ve erken seçim talebi için bugün sizin arifesini yaşadığınız o demokrasi bayramını, yarın Ekrem Başkan’ın köyünden başlatarak, bir büyük imza kampanyasını hep birlikte başlatıyoruz. Bütün dünyanın gözü önünde tek tek, tane tane bu ülkedeki insanlara ulaşarak, dünya siyasi tarihinin en büyük imza kampanyasıyla Tayyip Erdoğan’a bir güvensizlik oyu vermeye, onun meşruiyetini tüm Türkiye’nin gözünün önüne sermeye, bütün dünyaya bu iktidar artık gidiyor, halk desteği kalmadı, erken seçim geliyor demeye, sandığı getirmeye, erken seçimi getirmeye, bunun için o büyük kampanyaya hazır mıyız? Hazır mıyız? Hazır mıyız? Yarından itibaren her birimiz hem biz kalabalık olmayalım diye uzattıkları o bayram tatilinde 8 gün boyunca, yarından itibaren kapı kapı gezeceğiz, Ekrem Başkan’ın özgürlüğü için imzaları toplayacağız, erken seçim talebiyle imzaları toplayacağız. Türkiye’de her iki kişiden birinden fazlasının imzasını alıp, bu iktidarı alaşağı edeceğiz, alaşağı edeceğiz.
''Selahattin Demirtaş‘ı derhal serbest bırakın''
Bizim hayal ettiğimiz Türkiye’de cumhurbaşkanı adayları hapiste olmayacak. Ekrem İmamoğlu‘nu derhal serbest bırakın. Hiçbir siyasi partinin genel başkanı hapiste olmayacak. Haksız yere tuttuğunuz Ümit Özdağ’ı derhal serbest bırakın. Bizim demokrasi anlayışımızda iki yüzlülük, iki başlılık olmayacak. Sadece ‘Seni başkan yaptırmayacağım’ dedi diye 8 yıldır içeride tuttuğunuz Selahattin Demirtaş‘ı derhal serbest bırakın. Bugün, bu meydan Türkiye’ye bir şey öğretiyor. Yarın demokraside biz bu meydandaki bir çok parti ile rekabet ederiz, yarışırız. Ama adil, mertçe, demokratik bir yarış için, bir Türkiye için. Yani herkesin sözünü söyleyebilmesi, siyaset yapabilmesi için, bugün bu meydanda rengarengiz
"Bu iktidarı değiştirene kadar durmayacağız"
Bu meydandaki tüm görüşleri, tüm yapıları, tüm partileri, tüm mezhepleri, tüm inançları, tüm etnik kökenleri gökkuşağına duyduğumuz saygıyla Cumhuriyet’in kuruluş değerlerine bağlılığımızla, yarına olan inancımızla yürekten selamlıyorum. Hepiniz sağ olun var olun. Yarın hep birlikte bayramlaşacağız. Ama ilk büyük bayramlaşmayı bu meydanda yaptık. Bilmiyorum aynı operatör mü? Geçtiğimiz günlerde Saraçhane‘den ayrılırken bir kardeşim geldi, sarıldı. ‘Başkanım’ dedi, ‘15 yıllık drone operatörüyüm. Ben size teşekkür ederim.’ Saraçhane‘de dedim ya ‘Drone yukarı, drone’a bir alkış, drone hepimizi görüntülüyor’, alkışladılar. Bakın o çocuk gözleri dolu dolu gelmiş, ‘Drone alkış’ deyince ‘İlk kez bizi birisi fark etti ve aşağıdaki güzel insanlar da alkışladı’ diyor. Şimdi o drone biraz önce yükseldi. Bu tarihi bayramlaşmayı fotoğrafladı. Ben yarın önce Trabzon’da, sonra Silivri’de ve bayramın ikinci günü yine Silivri’de, içeriye koyduklarıyla, öğrencilerimizle, siyasetçilerimizle, belediye başkanlarımızla, sanatçılarımızla sizin adınıza bayramlaşacağım. Buradan, içeride hepimiz adına yatanlara selam olsun mu? Buradan hep birlikte Türkiye’nin güzel insanlarına, dayanışma gösterenlere, bayramlaşanlara, yarına umutla baksınlar diye hep birlikte iyi bayramlar diliyoruz. İyi bayramlar. İyi bayramlar. İyi bayramlar.
''Adayımı bırak sandığı getir''
Ve şimdi bugünün anlamıyla ve yarın başlayacağımız büyük kampanya için hep birlikte tekrar edelim. Ben milletim, ben milli iradeyim, adayımı bırak, sandığımı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Ben milli iradeyim, adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum. Sizin önünüzde hiçbir güç duramayacak, hiçbir güç. Türkiye’nin en büyük kırılma anında her şeyi göze alıp sokaklara çıkanlara, barikatları aşanlara, meydanlara koşanlara ve yanındakinin hakkını kendi hakkı gibi bilen milyonlara teşekkür ediyorum. İyi bayramlar diliyorum. Güle güle gidin ama sakın dinlenmeyin. Çünkü bu iktidarı değiştirene kadar durmayacağız, durmayacağız, durmayacağız. Yolunuz açık olsun, yolumuz açık olsun. Kazanmak yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz."
Mitinge katılım: ''2.2 milyon''
CHP Genel Başkanı Özgür Özel konuşurken sık sık ''Hak, Hukuk, Adalet'', ''Hükümet İstifa'', ''Mustafa Kemal'in askerleriyiz'' ve ''Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz'' sloganları atıldı.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 2,2 milyon kişinin olduğunu söylediği miting alanında, DEM Parti, Zafer Partisi, Saadet Partisi, Demokrat Parti, İYİ Parti, Emek Partisi, Türkiye İşçi Partisi ve Bağımsız Türkiye Partisi, demokratik kitle örgütleri, futbol taraftar grupları, 81 ilden CHP il başkanları, belediye başkanları, emekli dernekleri, kadın dernekleri ile STK’ların, kendilerine destek verdiğini belirtti. Memleket Parti Genel Başkanı Muharem İnce de protokolle mitingi takip edenler arasında yer aldı.
Özgür Özel konuşmasının sonunda eşi Didem Özel, Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu ve çocukları Selim İmamoğlu ve Semih İmamoğlu ile birlikte vatandaşları selamladı.
Independent Türkçe, ANKA