2024: Demokratik gerileme zamanı

Washington son 30 yılda demokrasinin kalbinden yara almasına mı neden oldu?

İllustrasyon: Colagene Clinique Creative

Temelleri alevler içinde bulunan, içinde yaşayanların haberi olmadan bir dünya savaşının ucundan tutmak üzere olduğu bir dünyada demokrasiden bahsetmeye yer var mı?

Bu sözler, özellikle savaşların ve otoriter uygulamaların yaygınlaşması, geleneksel siyasi partilere olan güvenin azalması sonucunda 2023 yılında dünya çapında demokratik standartların gerilemesinin ardından, krizdeki insanlığın bünyesine eklenen yeni bir zayıflık gibi görünüyor.

Yukarıdaki sözler, The Economist grubuna bağlı Araştırma ve Analiz Bölümü'nün hazırladığı ve deyim yerindeyse "demokratik gerileme" durumuna açık bir gönderme içeren bir çalışmanın özeti gibi.

Demokratik gerileme, halkların demokrasi yerine, zıddına yani popülizme ve belki de ardından gelecek diktatörlüğe yöneldikleri "demokratik bozulma" olarak bilinen durumun aynısıdır.

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)

Dönüşüm, siyasi yaşamın (eğer varsa) olağan niteliğini kaybetmesiyle başlar ve bu da devletin demokratik niteliklerini kaybetmesine neden olur.

Bunun sonucunda ise otokratik durumlar veya otoriter rejimler ortaya çıkar.

Yukarıda bahsi geçen çalışmanın ışığında aklımıza şu soru geliyor:

Son çalışma demokratik bozulmanın hangi özelliklerini ele aldı?

Çok sayıda açık göstergenin olduğu görülüyor, örnek olarak şu ikisini verebiliriz:

  • Özgür ve adil seçim koşullarının kötüleşmesi, ifade ve basın özgürlüğü, sivil toplum kuruluşları gibi liberal hakların gerilemesi ki bu da siyasi muhalefeti zayıflatıyor.
     
  • Yargının bağımsız olmadığı veya tehdit altında olduğu durumlardaki gibi hukukun üstünlüğünün zayıf olması, kamu hizmeti korumasının zayıflaması veya ortadan kalkması.

Çalışma, demokrasi açısından dünyanın koşullarını dört tür rejime göre sınıflandırıyor: Tam demokrasi, melez demokrasi, kusurlu demokrasi ve otoriter rejimler.

Çalışmanın satırlarında, neredeyse eski Birleşik Krallık Başbakanı Winston Churchill'in demokratik sistemleri en kötü siyasi sistemlerin en iyisi olarak nitelendiren sözünün kokusunu alıyoruz.

Demokratik sistem kötünün iyisidir çünkü hatalar yapar ama aynı zamanda hatalarından ders çıkarır, dahası çıkardığı derse uyum sağlar ki bu da onu diğer tüm siyasal sistemlerden ayıran özelliktir.

Çalışmanın bu kez ortaya koyduğu ilginç husus, otoriter rejimlerin uyum sağlayabildikleri ve kendi hatalarından, hatta seleflerinin ve emsallerinin hatalarından ders çıkarabildiklerini gösterdikleridir.

Çalışmada, Batı demokrasileri dünyasının temel taşları sayılan iki bölgedeki, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki duruma dikkat çekiliyor.

Çalışmayı hazırlayanlar, endeksin oluşturulduğu 2006 yılından bu yana ilk kez sıralamada üst sıralarda yer alamayan Kuzey Amerika'yı geride bırakarak demokratik konumunu geliştiren tek bölgenin Batı Avrupa olduğunu düşünüyor.

Gözlemciler ise ABD'nin, çalışmanın "kusurlu demokrasiler" olarak tanımladığı ülkeler arasında olduğuna inanıyorlar.

Zira özgür ve adil seçimler yapılıyor ve temel sivil özgürlükler var, ancak demokrasi açısından ciddi zayıf noktaları bulunuyor.

Demokratikleşmedeki bu durum, 1975'ten bu yana kaydedilen en uzun "demokratik gerilemeyi" temsil ediyor.

Bu da bizi şu temel soruya götürüyor: Dünya demokrasiye olan inancını mı kaybediyor, eğer öyleyse bunun temel nedeni nedir?

Cevap için ilk olarak, aralarında prestijli Princeton Üniversitesi'nden ABD'li siyaset profesörü Jan Werner'ın da bulunduğu liberalizmin destekçilerinin gözlemlerde bulunduğu Avrupa'ya bakalım.

Demokrasinin Kuralları.jpg

Werner, son kitabı "Demokrasinin Kuralları"nda bir planı olan bazı "hırslı otokrat" Avrupalı ​​liderlere dikkat çekiyor.

Örneğin Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Werner'in deyimiyle "Avrupa Birliği'ni aldatmayı" ve zaman kazanmayı başardıktan sonra otoriter yönetimini pekiştirdi ve  böylece Polonya'daki iktidar partisi gibi diğerleri de onu kolayca taklit edebilir hale geldi.

Ancak bilhassa Orban'ın otoriter baskıların uygulanmadığı, düşünce özgürlüğünün şiddetli müdahaleler veya manipülasyonlar ile çarpıtılmadığı özgür, adil ve meşru seçimler ile iktidara gelmesi, Profesör Werner'in bu iddiasına bir cevap niteliğinde.

Zira bu onun demokratik eylemin temellerine göre demokratik bir şekilde seçildiği anlamına geliyor.

Werner ve The Economist çalışmasının yanıtlayamadığı soru şu: Demokratik model neden bu halkların gözündeki parlaklığını yitirdi?

Cevap bizi Batılı çevrelerin dünya çapında demokrasiye karşı güçlü bir meydan okuma olarak görmeye devam ettiği Çin bölgesine götürebilir.
 


Ancak dünya halkları, bu modelin en yüksek ekonomik büyüme oranlarını kaydetmeyi ve demokratik mekanizmalara sahip olmamasına, hatta onlara sahip olduğunu iddia etmesine rağmen artık geleneksel demokratik güçlerle rekabet etmeyi başardığını düşünüyorlar.

Çin'den ABD'ye şu sorgulama devam ediyor: Washington son 30 yılda demokrasinin kalbinden yara almasına mı neden oldu?

The World in Brief.jpg

ABD'li büyük teorisyenlerden Richard Haass'ın "Kısaca Dünya" adlı kitabıyla bu soruya verdiği açık ve şeffaf cevap, bizi ABD'nin koşulları ile demokrasinin yaşadığı başarısızlıklar arasında kesinlikle bir ilişki olduğunu doğrulamaya sevk ediyor.

İlk başta, ABD'ye yönelik küresel memnuniyetsizlik, özellikle de yaptırım uygulamak için doları kullanmasının yanı sıra, biriken borcu demokrasinin gerilemesinin önemli bir nedeni gibi görünüyor.

Ama en önemli ve tehlikeli neden, ABD'nin müttefiklerinin kriz zamanlarında ona güvenip güvenemeyecekleri konusunda giderek daha fazla kararsız kalmaları ve aynı zamanda onun etik yaklaşımı konusunda da artık daha fazla endişe duymaları.

Kesin olan şu ki Washington'un izolasyona yönelme ve dünyadaki geleneksel rolünü oynamama yönündeki artan arzusunun bir sonucu olarak, ABD'nin göreceli gücünün zayıflaması ile birlikte demokrasinin imajı ve etkileri de geriliyor.

Geçen yüzyılın ikinci yarısında demokrasinin bayrağı altında geliştiği mekanizmalar her geçen gün daha da başarısız oluyor.

Dünya Ticaret Örgütü gümrük engelleri, devlet sübvansiyonları, para birimlerine yönelik manipülasyonlar ve fikri mülkiyet hırsızlığı gibi konular ile uygun bir şekilde başa çıkamıyor.

Birleşmiş Milletler'in atan kalbi olan Güvenlik Konseyi'nin ise zayıf ve mazlum halkları korumayı başaramamasıyla birlikte, Ukrayna ve Gazze arasında inandırıcılığını ve güvenilirliğini yitiren ölümcül bir ikilemle karşı karşıya olduğu son dönemde netleşti.

Sofist filozof Protagoras (M.Ö. 487 - M.Ö. 420), Olimpos Dağı'nın baş tanrısı Zeus'un, antik Atina'da demokrasinin temelini oluşturan iki erdemi insanlara gönderdiğini ileri sürer.

Bunlar "saygı ve adalettir."

Peki, adaletin kalmadığı, saygının kaybolduğu, medeniyetin yollarından geçmeden barbar topluma dönüş yoluna gidildiği günümüzde, hangi demokrasiden bahsediyorlar?

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

Independent Türkçe için çeviren: Beyan İshakoğlu

Şarku'l Avsat

DAHA FAZLA HABER OKU