Yüzüklerin Efendisi üzerinden küresel siyaseti okumak

Dr. Ufuk S. Yüksel Independent Türkçe için yazdı

Fotoğraf: twinfinite

Orta Dünya evrenine giriş ve J. R. R. Tolkien’in önemi

Fantastik-kurgu edebiyat alanında en çok iz bırakan eserlerin listesi yapılsa kuşkusuz en tepeye Yüzüklerin Efendisi serisini yazmak gerekirdi. J. R. R. Tolkien tarafından yaratılan Orta Dünya evreni, klasikleşmiş üç ciltlik Yüzüklerin Efendisi serisinden çok daha geniş bir arka plana sahip.

12 ciltlik Orta Dünya Tarihi, öykü kitapları, Tolkien’in mektupları ve notları bir araya getirildiğinde birçok antik medeniyetin tarihinden daha detaylı bir içerik havuzu ortaya çıkıyor.

Filoloji alanında akademik çalışmaları bulunan Tolkien; edebiyat tarihi ve mitolojiye ilişkin engin birikiminden yararlanarak her yönüyle yaşayan bir evren yaratmayı başardı. Game of Thrones gibi önde gelen fantastik roman serilerinde, dizilerde ve bilgisayar oyunlarında Tolkien’in yarattığı evrenden derin izler görmek mümkün.

Bugüne dek Orta Dünya ve Tolkien üzerine karşılaştırmalı edebiyat ve filoloji alanında önemli akademik çalışmalar gerçekleştirildi. Alternatif bir gerçeklik olarak Orta Dünya evreni, sosyal bilim teorilerinin uygulanmasına ve siyasi tarihin simülatif bir gerçeklik üzerinden tartışılmasına imkân tanıyor.

Türkiye, dünyanın en hızlı büyüyen ve yaratıcı Orta Dünya çevrelerinden birisine ev sahipliği yapıyor. Legendarium Türkiye vb. platformların ve Murat Sönmez’in yayınları, antoloji niteliğindeki Orta Dünya odaklı web siteleri, paneller ve podcastler üzerinden bu alandaki Türkçe literatür gittikçe genişliyor.

Bu yazıda, olabildiğince akademik kavramsal çerçeveyi sadeleştirerek ve Orta Dünya’ya ilişkin okumaları Yüzüklerin Efendisi kitap serisiyle sınırlı olan okurlar için de anlaşılır kılmaya çalışarak Orta Dünya’daki siyasi rejimleri yorumlayacağım.

Tarihsel arka plan

Orta Dünya evrenini biçimlendirirken Tolkien; İskandinav ve Anglosakson mitolojisinden, Orta Çağ tarihini inceleyen akademik çalışmalardan, Birinci Dünya Savaşı’ndaki kişisel deneyimlerinden ve iki savaş arası dönemde yükselen faşist rejimlerin neden olduğu yıkımlardan etkilendi. Bununla birlikte Tolkien, eserlerinde doğrudan tarihsel olgularla ve karakterlerle özdeşlik kurmaktan kaçındı ve Orta Dünya mitolojisinin insanlık tarihinden bağımsız olarak değerlendirilmesini tercih etti.

Birinci Dünya Savaşı’nda doğrudan tanık olduğu siper savaşının uyandırdığı dehşet; Tolkien’in Orta Dünya tarihini biçimlendirilmesinde duygusal açıdan temel itici güç oldu. Bu mitolojide kötülükle savaşan karakterlerin cesareti ve fedakârlıkları Homeros’un İlyada’sındaki gibi onurlandırılırken, arka planda savaşın anlamsızlığına ve yıkımlarına yapılan güçlü bir vurgu var. Son tahlilde Orta Dünya mitolojisi, savaş karşıtı yazılmış güçlü eserler üzerinde yükseliyor.

Orta Dünya’nın Üçüncü Çağı’ndaki bir döneme odaklanan Yüzüklerin Efendisi’ndeki sosyopolitik yapı, Orta Çağ dünyasıyla benzeşiyor. Bazı kaynaklarda Gondor Krallığı’yla Roma İmparatorluğu arasında benzerlik kurulması nedeniyle bu konuda henüz bir fikir birliği oluşmamış durumda. Bununla birlikte Orta Dünya toplumlarının tarihsel gelişim çizgisi incelendiğinde; siyasi rejimlerin yapısı, örgütlenme biçimleri ve teknolojik gelişim seviyeleri açısından belirgin farklılıkların olduğu görülüyor.

Örneğin toplayıcı bir halk olarak Hobbitler ilkel-komünal toplum yapısına örnek teşkil ederken, İkinci Çağ’ın en gelişmiş medeniyeti olan Numenorlar Antik Çağ’ın Helenistik medeniyetlerini anımsatıyor. Tolkien’in Numenor adasını kurgularken Atlantis efsanesinden etkilendiği biliniyor. Elf şehirlerinin yapısı en çok Antik Yunan ve İyonya şehir devletlerine yakınken, Rohan Krallığı’nın askeri yapısı Türk ve Hun imparatorluklarının ordularının örgütlenme tarzıyla benzeşiyor.

Çok kaba tabirle Orta Dünya tarihinin genel çerçevesini özgür Orta Dünya halklarının ve devletlerinin tiranizme karşı mücadelesi çiziyor. Siyasi motivasyonları ve kültürel yapıları açısından aralarında büyük farklılıklar bulunan Elf, Cüce ve İnsan krallıkları birçok defa ittifak kurmayı başararak Melkor ve Sauron’un liderliğindeki yıkıcı güçlere karşı direniyorlar.

Orta Dünya evreninde karanlığı temsil eden güçlerin yükselişiyle Mordor’un genişlemesi, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin ve Japon militarizminin istila ettikleri şehirlere yıkımı ve dehşeti götürmesini hatırlatıyor. Aragorn’un da mensubu olduğu Kolcuların Orklarla mücadele ederken başvurdukları taktikler, düzensiz çeteler halinde örgütlenen ulusal kurtuluş hareketlerini anımsatıyor.

İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası liderliğindeki Mihver Kuvvetleri’nin dünyanın dört bir yanında müttefikler edinmeleri ve işgal ettikleri hemen hemen her ülkede iş birlikçi gruplar tarafından desteklenmeleri, küresel bir faşizm-tiranizm tehdidiyle mücadelenin içinde bulunduğumuz dünyada çok daha zor olduğunu gösteriyor.

Orta Dünya’daki siyasal rejimler

Üçüncü Çağ’da Orta Dünya’da Elfler, Cüceler ve İnsanların büyük oranda monarşik krallıklarda ve şehir devletlerinde yaşadığını görüyoruz. Gondor ve Rohan geleneksel monarşilere örnek teşkil ederken; Elf toplumlarında danışma konseyi Roma Senatosu’na yakın bir işlev üstleniyor. Bu yönüyle Elf lordları iktidarı bir ölçüde monarkla paylaşıyorlar.

Farklı halkların temsilcilerinin yer aldığı Elrond Divanı, Orta Dünya’daki en yetkili uluslararası kurum konumunda ve Birleşmiş Milletler’in savaşları önleme konusundaki işlevsizliği düşünüldüğünde siyasi nüfuzu çok daha güçlü bir yapı.

Ayrıkvadi ve Lothlórien gibi Elf yerleşkeleri bir açıdan Antik Çağ’da Ege Denizi’nin iki yakasında konumlanan gelişmiş şehir devletlerini anımsatıyorlar. Uyumun ve bilgeliğin egemen olduğu meritokrasiye dayanan Elf şehir devletlerini Orta Dünya’nın Shire ile birlikte en huzurlu yerleri arasında değerlendirmek mümkün.

Hobbitlerin yaşadığı Shire, Orta Dünya’nın en kendine özgü ve ayrıksı rejimiyle yönetiliyor. “Yarı-anarşik demokrasi” olarak tanımlanabilecek bu rejimde, devlet otoritesinin en üst düzeydeki temsilcisi olan belediye başkanının yetkileri büyük oranda sembolik düzeyde.

Merkezi otoritenin bulunmadığı ve düzenli orduya sahip olmayan Shire’da yaşayan Hobbitler, büyük oranda otonom bir yönetim anlayışını benimsemiş durumdalar ve Orta Dünya siyasetinden bilinçli olarak uzak durmayı tercih ediyorlar. Kapalı komünal toplumlara örnek gösterilebilecek Shire, izolasyonist tavrı ve kendine özgü değerler sistemiyle belirli bir alt kültür çevresinde toplanan mikro komüniteleri anımsatıyor.

Feodal bir askeri örgütlenme yapısını benimseyen Rohan ordusunun ana nüvesini toprak sahibi lordların bir araya getirdiği askerler oluşturuyor. Benzer bir örgütlenme yapısı, George R. R. Martin tarafından Game of Thrones evrenine de taşındı.

Dışarıya kapalı bir devlet yapısına sahip olan Cüce Krallığı, hanedanlık sistemine dayanan geleneksel monarşiyle yönetiliyor. Merkezi otorite monarkta toplanmasına karşın Cüce lordlarının yer aldığı konsey, danışma meclisi işlevini üstleniyor.

Gelişmiş bürokratik ve askeri kurumlara sahip olan Gondor ve Arnor Krallıkları’nda ise otorite büyük oranda başkentte yaşayan monarkta toplanmakta. Hiyerarşik bir devlet yapısının egemen olduğu bu rejimde, kralların otoritesi kökeni Numenor krallarına dayanan soyağaçları üzerinde temelleniyor. En üst otorite makamı monark olmakla birlikte bürokratlar ve askeri liderler, kendi yetki sınırları içerisinde takdir hakkına sahipler.

Militarist bir devlet yapılanmasına sahip olan Sauron’un denetimindeki Mordor, totaliter yapısıyla Orta Dünya’daki diğer devletlerden ayrışıyor. Orklar üzerindeki iktidarını tahakküm aygıtlarına başvurarak kullanan Sauron, Tek Yüzük’ün teknolojik üstünlüğünden yararlanarak Mordor topraklarının tartışılmaz hâkimi haline geliyor.

Orta Dünya’nın diğer devletlerini ve halklarını tehdit eden Mordor, Sauron’un ideolojisini yaydığı ana merkez konumunda. Mordor’un kalbi olan Barad-dûr, Sauron’un merkezileşmiş otoritesini temsil ediyor.

Sauron, Orta Dünya üzerindeki hegemonyasını salt askeri güce dayandırmıyor. Nazgullar aracılığıyla dehşet yayarak, düşmanlarını acımasız biçimde cezalandırarak ve Mordor’a karşı kurulacak ittifak girişimlerini çeşitli taktiklerle parçalayarak nüfuzunu artırmaya çalışıyor. Dolayısıyla Orta Dünya halkları arasındaki çelişkiler ve çıkar çatışmaları ne kadar güçlü olursa Sauron o ölçüde gücünü artırıyor.

Mordor’un teknolojik üstünlüğüne karşı Elf, Cüce ve İnsan krallıkları ittifaklar yoluyla dengeyi sağlamaya çalışıyorlar ve bunda birçok defa başarılı oluyorlar.

Nihayetinde Yüzüklerin Efendisi serisinde Tek Yüzük’ün yok edilmesinde farklı halkların temsilinin sağlandığı Elrond Divanı ve Yüzük Kardeşliği’nin kurulması belirleyici rol oynuyor.

Isengard’da konumlanan Saruman’ı ise Orta Dünya’nın en Makyavelist aktörü olarak değerlendirmek mümkün. Valar tarafından Orta Dünya’nın yıkıcı güçleriyle ve Sauron’la mücadele etmesi için gönderilen Saruman, en kırılgan noktada saf değiştirerek Sauron’un müttefiki oluyor.

Bu tercihini “güce ortak olma” ve “yüzüğü ele geçirerek iyilik için kullanma” gibi gerekçelerle rasyonelleştirmeye çalışarak Gandalf’ın da onayını almaya çalışıyor. Bu açıdan bütün kudretine karşın Saruman’ı, tarihsel kırılma noktalarında Makyavelist bir tavırla hareket eden siyasetçilerle aynı kategoride değerlendirebiliriz.

Antik Çağ’dan bugüne siyasi tarihi incelediğimizde Saruman’ın yolundan giderek koruması altında olanlara ve müttefiklerine ihanet eden çok fazla kral, başbakan vb. olduğunu görüyoruz.

Tolkien’in Orta Dünya mitolojisi üzerine yazdıklarını bu denli çarpıcı kılan ana unsurlardan birisi de döngüsel zaman kavrayışı. Tolkien; Numenor ve Gondor’un aşama aşama yükselişini ve düşüşünü belirgin nedenlere dayandırarak çok detaylı biçimde işliyor.

Orta Dünya evreninde Numenor’un, Gondor’un, Elf halklarının ve hatta Sauron’un gücü zamanla soluyor. Orta Dünya’da zamanın işleyişi, toplumları kendilerini yenilemeye ve yeni pratikler geliştirmeye zorluyor.

Isengard ve Sanayi Devrimi

Üçüncü Çağ’da Sauron ve Saruman, Orta Dünya’nın başlıca emperyalist güçlerine liderlik ediyorlar. İşgal ettikleri yerlere sahip oldukları teknolojiyi ve ideolojilerini taşıyorlar.

Saruman’ın Isengard’da biçimlendirdiği yapı, askerî-endüstriyel komplekse örnek teşkil ediyor. Karanlık ilimlerden yararlanarak Isengard’da güçlü bir ordu kuran Saruman, doğaya kalıcı zararlar verme pahasına agresif bir endüstriyelleşme hamlesini başlatıyor. Ne var ki Saruman’ın inşa ettiği savaş makinesi, Orta Dünya’ya refah yerine yıkım ve ölüm getiriyor.

Avrupa’nın kolonyal geçmişini aklayan Batı-merkezci modernleşme anlatısı, Saruman’ın Isengard’da gerçekleştirdiği dönüşümü olumlama potansiyeline sahip. Teknolojik ilerlemeyi ve üretimin maksimizasyonunu bir zorunluluk olarak gören bu yaklaşım, bu politikaların doğa ve toplum üzerindeki yıkıcı etkilerini göz ardı ediyor.

Tolkien, günümüzde çevresel yıkım getiren tröstlerle doğanın tahrip edilmesine karşı çıkan güçler arasındaki çelişkiyi erken bir tarihte öngörerek benzer bir çöküşü Orta Dünya’da işliyor.

Saruman’ın Uruk-haiları, Sauron’un ise Orkları kullanım biçimini; endüstriyel sektörde acımasız çalışma koşullarının insan ruhunda ve bedeninde neden olduğu deformasyonlar üzerinden okumak mümkün. Tahakküm aygıtları üzerinden üretim aygıtının bir dişlisine indirgenen Uruk-hailar ve Orklar, özgür iradelerini büyük ölçüde yitirerek kendilerine yüklenen misyonu yerine getiriyorlar.

Mordor ve Isengard’da gerçekleştirilen “Sanayi Devrimi”, nihayetinde bütün Orta Dünya halklarını Uruk-hailar ve Orklarla aynı forma dönüştürme (biçimsel veya davranışsal olarak) vizyonuna dayanıyor.

Teknolojinin denetiminin merkezileşmesi ve yüzüğün önemi

Tolkien’in metinlerinde yüzük, geleneksel fantastik edebiyatın sınırlarının çok daha ötesinde ve karmaşık bir fenomendir. Tek Yüzük’ü ve güç yüzüklerini indirgemeci bir yaklaşımla bir “sihir-mucize” olarak değerlendirmektense onu “Orta Dünya’nın en ileri teknolojisi” olarak konumlandırmak daha doğru görünüyor.

Melkor’un düşüşü sonrası uzun süren bir geri çekilme-gizlenme döneminin ardından Sauron, yıkıcı vizyonunu “Orta Dünya’yı iyileştirme ve düzeni sağlama” iddiasıyla rasyonelleştirmeye çalışır. Ne var ki Sauron’un algısına göre “düzen”, Orta Dünya’nın tüm topluluklarının sıkı biçimde denetim altına alınmasını ve onun iradesine bağlanmasını gerektirmektedir. Bu noktada Sauron, Orta Dünya’nın nüfuzlu lordlarına ve krallarına dağıttığı güç yüzükleri aracılığıyla çok uzun süreli bir planı uygulamaya koyar.

Tolkien’in anlatısında Tek Yüzük ve Tek Yüzük’e bağlanan güç yüzükleri, özgür iradenin ortadan kaldırılmasına ve toplumsal yaşam üzerinde merkezi otoritenin tam kontrolü sağlamasına hizmet ederler.

Tolkien, bu yüzükleri diğer fantastik eserlerde olduğu gibi “sihirli nesneler”e indirgemeyip çok boyutlu ve metaforik açıdan çok katmanlı bir yorumla anlatır.

Yüzüklerin Efendisi’ndeki Tek Yüzük’ün, dünyamızda tekil bir karşılığı yok. Bazı kaynaklarda caydırıcı bir unsur olması nedeniyle atom bombasına benzetilse de yüzük psikolojik etkileri çok boyutlu olan bir nesne.

Bir metafor olarak Tek Yüzük, teknolojinin merkezileşmesiyle totalitarizm arasındaki ilişkinin anlaşılmasında çok güçlü bir sembol.

En geniş tanımıyla siyasi düzlemde yüzüğü, “teknolojinin ve iktidarın merkezileşmesi” olarak tanımlayabiliriz. Nasıl ki tiranlıklarda bir denetim mekanizmasının olmaması nedeniyle iktidarı elinde tutan siyasetçiler yozlaşıyorsa Orta Dünya’da da yüzüğe ulaşan karakterler zamanla bozulma ve yozlaşma sürecine giriyorlar.

Nihayetinde iyi amaçlara sahip olan karakterler bile bir süre sonra tümüyle yüzüğün denetimine girerek Sauron’un totaliter rejimine hizmet ediyorlar.

Yüzüğün yozlaştırıcı etkisinden Gandalf, Elrond ve Galadriel gibi karakterlerin bile kaçınamayacağı düşünülüyor. Bu nedenle bu karakterler, bilgelik göstererek yüzükten uzak durmayı tercih ediyorlar.

Yüzüğü kontrol eden karakterler, etik sınırlamaların ötesine geçerek salt güç dürtüsüyle hareket ediyorlar. Ne var ki bir süre sonra bu süreç, kendi özgür iradelerini yüzüğe bağlayarak Sauron’un bir aracına dönüşmeleriyle sonuçlanıyor. Dolayısıyla yüzüğü kontrol ettiğine inanan kişiler, özünde yüzük tarafından kontrol ediliyorlar.

Güç yüzüklerine (Elflerin sahip oldukları dışında) ve Tek Yüzük’e sahip olan karakterler, büyük bir güce erişim sağlasalar da kaçınılmaz olarak Sauron’un iradesinin bir uygulayıcısı haline geliyorlar. Bu metafor, yüksek ideallere sahip olsa da bireyin içinde bulunduğu sosyopolitik yapı tarafından biçimlendirildiğini ve egemen paradigmanın bir aygıtına dönüştürüldüğünü gösteriyor.

Elrond Divanı’nın üyeleri, yüzüğü kullanmaktansa yok etmeye karar vererek Sauron’un öngöremediği bir hamlede bulunuyorlar. Gandalf, yüzüğü yok etmeyi denemelerinin Sauron’un en karanlık rüyalarında bile yer almadığına değiniyor.

Dünyamızda ise Tek Yüzük’ü ileri teknolojinin en tehlikeli formu olarak düşünürsek, onu yok etmenin ne ölçüde mümkün olabileceği tartışmalı. Gezegenin tamamını yok edebilecek atom bombalarının kontrolünün çok dar bir grubun elinde olması, insanlığın geleceği için en büyük tehdit unsuru olmaya devam ediyor.

1954-1955 döneminde Yüzüklerin Efendisi serisi ilk yayımlandığında, çok az kişi bu eserin etkileri 21. yüzyıla uzanacak bir klasiğe dönüşeceğini öngörebildi. Çağımızın sosyopolitik yapısının ve siyasi kurumlarının egemen paradigma tarafından normlaştırıldığı bir düzlemde, bu alandaki beyin fırtınaları statükonun yaratıcı biçimde eleştirisine kapı aralıyor.

Tolkien’in “distopik bir dünya modeli” olarak değerlendirilebilecek Orta Dünya’sı, içinde bulunduğumuz dünyadan çok daha karanlık ve acımasız dinamiklere sahip. Birinci Dünya Savaşı’nda siper savaşının dehşetine tanık olurken zihninde Orta Dünya mitolojisine yeni detaylar ekleyen Tolkien, belki de bu anlatı üzerinden dünyaya güçlü bir mesaj verip her şeye rağmen umudun olanaklı olduğunu göstermek istedi.

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU