MHP genel başkan yardımcılarından açıklama: 2028'de yapılacak seçimler için şimdiden algı çalışmaları başlatıldı

Yalçın açıklamasında, "2028'de yapılacak seçimler için şimdiden algı çalışmaları başlatıldı” derken, Yıldız ise “Bu müfterilerle kanun önünde hesaplaşacağız” ifadelerini kullandı

Fotoğraf: AA

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın ve Feti Yıldız Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve öldürülen Sinan Ateş'in işe Ayşe Ateş'le yaptığı görüşmenin ardından çıkan haberlere yönelik açıklama yaptı

Semih Yalçın, yaptığı yazılı açıklamada, "Halk TV, TV 100 ve Sözcü TV gibi solcu gazetecilere ekranı pazarlayan medya kuruluşları; Barış Yarkadaş, Bahar Feyzan, Ali Kemal Erdem, Osman Sert gibi MHP muarızı tipleri ekrana çıkararak partimize saldırmalarını sağlamaktadır. Şuuraltında MHP düşmanlığı şifrelenmiş olan gazeteci Abdülkadir Selvi de meşrebi ve tıyneti icabı, MHP muarızı koroya zaman zaman gönüllü olarak katılmaktadır. Medyada fitne ve bozgunculuğun nevi şahsına münhasır bir versiyonunu temsil eden Selvi, patlamaya hazır bir canlı bomba gibi taraflar arasında gidip gelmektedir. Selvi; vicdanı değil, ahlakı kanayanlarla birliktedir" dedi.

Feti Yıldız ise "Halk Tv’de 'Kırmızı Çizgi' adıyla yayınlanan programda, hangi mihraklara hizmet ettiğini, kimlerle irtibatlı ve iltisaklı olduğunu bildiğimiz Gözde Şeker ve İbrahim Kahveci isimli kişiler 'oyunuzda kan var' sözleriyle başlayan bir dizi lakırdıyla Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli‘ye hayasızca saldırmışlar, hakaretler etmişler, iftiralarını peş peşe sıralamışlardır. Bu hakaret ve iftiralara hiçbir kişi ve kurum ifade özgürlüğü diyemez. Bu müfterilerle kanun önünde hesaplaşacağız" açıklamasında bulundu.

Yalçın: 2028'de yapılacak seçimler için şimdiden algı çalışmaları başlatıldı

Yalçın açıklamasında şunları kaydetti:

Türk solunun ve büyük ölçüde yuvalandığı CHP'nin Türk milliyetçiliğine karşı takip ettiği geleneksel düşmanlık, Cumhuriyet ve siyaset tarihimizin önemli meseleleri arasında yer alır.  Yıllar içinde; basındaki Marksist/sosyalist çevrelerce tahrik ve teşvik edilerek kemikleşen bu düşmanlık, Türk milliyetçiliğini politika hayatımızda temsil eden MHP'ye yönelmiştir.  Solcu basının MHP muarızlığının kökleri, 40’lı yıllardan itibaren CHP’de kodlanan Türklük karşıtı politikalara uzanır.  Marksist/sosyalist gazeteciler tarafından günümüze kadar taşınan Türklüğe ve Türk milliyetçilerine yönelik husumet, zamanla kronik bir hastalık vasfını kazanmıştır.  1944 Milliyetçilik Olayı dolayısıyla vatansever, milliyetperver gençlere uygulanan düşmanca şiddetin tahrikçi ve teşvikçisi solcu basındır. 27 Mayıs 1960 sonrasında İsmet İnönü'nün damadı Metin Toker’in başını çektiği solcu basın, cunta lideri Cemal Gürsel'in kandırılıp 14'lerin sürgün edilmesinde İnönü ile birlikte başat rol üstlenmiştir.  Bunun sonucunda Alparslan Türkeş ve arkadaşları sürgüne gönderilerek Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan idam edilmiştir. Solcu basının Türklük düşmanlığı 70'li yıllarda zirve yapmıştır. Aynen bugün olduğu gibi, o dönemin solcu,sosyalist-marsist yayın organları her gün MHP aleyhinde yayınlar, propagandalar yapmışlardır.  Yöneticileri ve teşkilatları kanlı terör saldırılarının hedefi olmasına rağmen MHP, terörün tarafı ve hatta kaynağı olarak gösterilmiştir.

Ülkenin 1980 Askerî Darbesi’ne sürüklenmesinde de kavgacı ve kindar solcu basının sorumluluk payı büyüktür. 1980 Darbesi sonrasında, cuntanın MHP'ye ve Milliyetçi-Ülkücü Hareket’e bakışı da sol basının tesiri altında şekillenmiştir.  Devlete, polise, askere kurşun sıkan, banka soyan haydutlar; solcu medya organlarınca darağacına düşen fidan, MHP mensuplarıysa terörist olarak gösterilmeye çalışılmıştır. O günlerden bugüne solcu medyanın zihniyeti hiç değişmemiştir. Türk demokrasisinin geçtiği sarsıntılı evrelerden, yaşadığı badirelerden bir türlü ders almayan solcu basında tarih tekerrür etmektedir. Aynı kafa yine MHP ile uğraşmaya devam etmektedir.

Medyada yuvalanan Marksist/sosyalist gazeteciler; her vesileyle şeytanın avukatlığına soyunmakta, öküz altında buzağı arama yarışına girmektedir. Halk TV, TV 100 ve Sözcü TV gibi solcu gazetecilere ekranı pazarlayan medya kuruluşları; Barış Yarkadaş, Bahar Feyzan, Ali Kemal Erdem, Osman Sert gibi MHP muarızı tipleri ekrana çıkararak partimize saldırmalarını sağlamaktadır. Şuuraltında MHP düşmanlığı şifrelenmiş olan gazeteci Abdülkadir Selvi de meşrebi ve tıyneti icabı, MHP muarızı koroya zaman zaman gönüllü olarak katılmaktadır. Medyada fitne ve bozgunculuğun nevi şahsına münhasır bir versiyonunu temsil eden Selvi, patlamaya hazır bir canlı bomba gibi taraflar arasında gidip gelmektedir. Selvi; vicdanı değil, ahlakı kanayanlarla birliktedir. Sol basında boy gösteren tiplerin kimi her hususta istihbarat edinen CIA ajanı, kimi politika uzmanı(!), kimi toplum bilimci(!), kimi bilirkişi(!) rollerini üstlenerek MHP aleyhinde algı oluşturmaya çalışmaktadır. MHP’yi savunmaya kalkan vicdan ve insaf ehli gazetecilereyse mobing ve linç uygulanmaktadır. Yerel Seçimlerde alınan sonuçların şişirmesiyle coşan bu solcu gazeteciler, MHP aleyhtarlığında yarışa girmişlerdir. 2028’de yapılacak Genel Seçimlerin atmosfer ve şartlarının Yerel Seçimlere benzemeyeceği, Cumhur İttifakının ve MHP’nin o zaman da millet iradesine yön verecek güçte olduğu gerçeği onları taşkınlığa sevk etmektedir. Cumhur İttifakı ve MHP’nin, gelecekteki seçimlerde etkin ve baskın bir rol oynayacağı aşikârdır. Cumhur İttifakının güçlü ve MHP’nin müessir olması, CHP’nin müstakbel bir seçim başarısının önünde engeldir. Bu olguyu tersine çevirmenin yolunun, MHP ile Ak Parti arasına fitne sokup Cumhur İttifakını yıpratmaktan geçtiği düşünülmektedir.  Marksist/sosyalist basın; CHP’nin Genel Seçimleri kazanmasının, Cumhur İttifakının zayıflamasına ve özellikle MHP’nin yıpranmasına bağlı olduğunun bilinciyle hareket etmektedir. 

Bu yüzden 2028’de yapılacak Genel Seçimler için şimdiden kollar sıvanmış, aleyhimizde algı çalışmalarına hız verilmiştir. Bu yüzden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yaptığı her görüşmeden sonra MHP’nin konumu sorgulanmaktadır. Yukarıda adları geçenler başta olmak üzere bütün solcu gazeteciler, önce bir menfur cinayeti bahane ederek, sonra da Sayın Cumhurbaşkanı’nın temasları üzerinden MHP’yi vurma çabasına girmişlerdir. MHP’yle alakası bulunmayan bir cinayet davasına TV ve gazete yorumlarında ısrarla yer verilmesine sözde gerekçe olarak toplumsal vicdanın kanaması gösterilmiştir.  Hatta söz konusu cinayet davasının iddianamesinde MHP’lilerin ismi bulunduğu için bizim telaşa kapıldığımız vehmedilmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı’nın, muhalefet partileriyle temas kurması ise Cumhur İttifakının bozulacağı ve partimizin saf dışı kalacağının işareti olarak gösterilmeye çalışılmıştır. Hatta bazı aklıevvel gazeteciler artık MHP’nin siyaset ikliminde yalnız başına kaldığını öne sürmüştür. Tekraren altını çizmek gerekir ki Cumhurbaşkanı Sayın Tayyip Erdoğan, -Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’yle zaman zaman görüşüp istişare ettiği gibi-, istediği siyasetçi ve kişiyle görüşebilir. Bu görüşme ve temaslardan olmadık anlamlar çıkarmak; öküz altında buzağı aramak, kırılmayacak dala karga tünemesini beklemektir. Ayrıca belirtmeliyiz ki solcu medya mensuplarının dillerine doladığı cinayet davasının iddianamesinde hiçbir MHP görevlisinin adı geçmemektedir. Hâl böyleyken dava; solcu basın tarafından MHP’yi töhmet altında bırakmak, partimize zarar vermek, aleyhimizde algı oluşturmak için kullanılmaktadır. Cinayetin aydınlanması için seferber olanlar, konu PKK’nın cinayetlerine gelince sessiz kalmaktadır. Onlar, ellerine MHP aleyhine fırsat geçtiğini sanmaktadır ama biz, mahkeme süreci başladığında iddiası bulunan herkesi davet edeceğiz. Mahkemenin sahte vicdan kanaması şovlarına değil, hakkaniyete, adalete ve delillere dayanacağını şimdiden hatırlatıyoruz. Bu vesileyle partimiz hakkındaki iddia sahiplerinin ahlak, samimiyet ve incelik testinden geçeceğini duyuruyoruz. Aile ve çocuk kavramı istismar edilerek vicdanlar kanatılmaya çalışılırken, terörle mücadelede anasız babasız kalan binlerce yavrumuzun ve mağdur olan ailelerin dramına sessiz kalınmaktadır. Bir ailenin acısı provokasyona malzeme yapılırken, diğer taraftan binlerce ailenin kederleri karşısında suspus olunmaktadır. Bir dava üzerinden MHP’yi delilsiz, belgesiz, ispatsız ve dayanaksız hedef alan marksist basın; binlerce vatandaşımızın polisimizin, askerimizin katillerini sorgulamaktan kaçınmaktadır.

Şimdi soruyoruz!

Marksist/sosyalist basın, şehit ailelerinin haklarını ve yaşanan mahkeme süreçlerini neden es geçmektedir? Şehit ailelerinin hakları ve mağduriyetleriyle ilgili neden solcu TV kanallarında yayın yapılmamaktadır?  Solcu TV kanalları, çocukları terör örgütü tarafından kaçırılarak militanlaştırılan ailelerin, Diyarbakır annelerinin feryadına neden kulaklarını tıkamaktadır? Malum kanalların, aynı hassasiyetle PKK'nın acentesinde saf tutmuş sözde milletvekillerini, sözde politikacıları sorguladığı neden hiç görülmemiştir? Bu kanallardaki MHP muarızı sunucu ve yorumcuların, Dem Partilileri PKK’nın cinayet ve eylemleriyle ilgili soru yağmuruna tuttuğuna niçin hiç şahit olunmamıştır? Solcu basının destek verdiği CHP; şehit edilen askerlerimizin, polislerimizin, sivil vatandaşlarımızın haklarıyla, ailelerinin mağduriyetleriyle ilgili hangi girişimlerde bulunmuştur? CHP; şehit öğretmenlerimizin, kamu görevlilerimizin davalarına -cenaze merasimlerine katılmak dışında- bugüne kadar ne ölçüde ilgi göstermiştir? CHP, neden katiller sürüsü PKK’nın siyasi uzantısı olan Dem Parti’nin yakasına yapışmamaktadır? CHP yönetiminin ve solcu basının vicdanları, bölücü terör örgütünün cinayetleri karşısında neden kanamamakta, kalbi niçin katılaşmaktadır? Eğer mesele toplum vicdanının kanamasıysa CHP’nin iş tuttuğu partinin militanlarınca işlenen binlerce cinayet bu işi fazlasıyla görmektedir.

MHP olarak; 

Timsah gözyaşları döküp vicdanları yerine ahlaklarını kanatanları, husumet ve düşmanlıkların cerahatini akıtanları ibretle takip ediyoruz. Sol basının MHP aleyhtarı tavrı, çirkin ve tiksindirici bir şekilde sırıtmaktadır.  Malum gazetecilerin bir cinayet davasına dair aşırı ilgi ve gayretkeşliklerinin bu davayla ve MHP’yle sınırlı kalacağını biliyoruz.  Bu meselenin kimler tarafından kullanılarak MHP aleyhtarı bir kampanyaya dönüştürüldüğü ortaya çıktığında, bu riyakârların yüzlerinin kızarmayacağını, sözlerini ve tutumlarını utanmadan tevile yelteneceklerini de biliyoruz. Ancak CHP’den; aynı hassasiyeti şehit ailelerinin yakınlarına göstermesini, şehitlerimizle ilgili davalarla da alakadar olmasını bekliyoruz. nCHP’nin; PKK’nın acentesinde yer alan mazbatalı ve kravatlı teröristlerin davalarına da devlet adına katılmasını, şehitlerimiz adına müdahil olmasını bekliyoruz. CHP Genel Başkanını; Diyarbakır annelerinin yanında, Dem Parti Diyarbakır binası önünde görmeyi umuyoruz. Bundan sonra CHP’nin toplum vicdanını kanatan her davaya ne ölçüde müdahil olduğunun, cinayetlerin üzerine ne ölçüde gittiğinin takipçisi olacağız. Bir takip listesi hazırlayarak CHP’nin bu hususta ne kadar samimi ve iyi niyetli(!) olduğunu gözler önüne sereceğiz.  Partimize dönük düşmanlık tiyatrosunun bir türlü bitmeyen prömiyeri ne kadar sürerse sürsün MHP, inandığı yolda kararlılıkla yürüyecektir. Bu tiyatro ne kadar sahneye konulursa konulsun, milletten alkış almayacaktır.  Çünkü rol alıp rol çalanların kirli oyunu, gözler önündedir. CHP ve yandaş basın yanlış hesap peşindedir. Yanlış hesap mahkemeden dönecektir. Allah; haklının yanında, doğrunun yardımcısıdır. O, ne güzel vekildir

Feti Yıldız: Bu müfterilerle kanun önünde hesaplaşacağız

MHP'den gazetecilere yönelik bir tepki de Genel Başkan Yarımcısı Feti Yıldız'dan geldi. Yıldız, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "Halk Tv’de 'Kırmızı Çizgi' adıyla yayınlanan programda, hangi mihraklara hizmet ettiğini, kimlerle irtibatlı ve iltisaklı olduğunu bildiğimiz Gözde Şeker ve İbrahim Kahveci isimli kişiler 'oyunuzda kan var' sözleriyle başlayan bir dizi lakırdıyla Milliyetçi Hareket Partisi’ne ve Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli‘ye hayasızca saldırmışlar, hakaretler etmişler, iftiralarını peş peşe sıralamışlardır. Bu hakaret ve iftiralara hiçbir kişi ve kurum ifade özgürlüğü diyemez. Bu müfterilerle kanun önünde hesaplaşacağız. Hangi nam altında olursa olsun özürlerini de kabul etmeyecegiz" dedi.

CHP’den Yalçın’ın açıklamalarına tepki

MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın bazı medya kuruluşları ve gazeteciler ile ilgili açıklamalarına CHP'den tepki geldi.

Sosyal medya hesabından açıklama yapan CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Deniz Yücel şunları söyledi:

MHP Genel Başkan Yardımcısı Edip Semih Yalçın, MHP’nin 31 Mart Yerel seçimlerinde yakaladığı üstün başarının verdiği özgüvenle, anlaşılan kariyerine senaryo yazarı olarak devam etmeyi seçmiş. Yakın siyasi tarih de dahil olmak üzere muhalif basının tüm eleştirilerini kişisel algılayan Edip Semih Yalçın, adeta tüm dünya bir olmuş MHP’nin kuyusunu kazıyormuşcasına bir psikolojiye girmiş. Her zamanki kin, nefret ve lümpenlik kokan üslubuyla, 6 ilkesinden biri Milliyetçilik olan partimize Milliyetçilik dersi vermeye kalkan, gazetecilik mesleğini icra etmekten başka derdi olmayan gazetecileri, basını ve medya kuruluşlarını hedef gösteren bu şahıs; aklınca mügalatayla, safsatayla suyu bulandırıp hem Sinan Ateş davasıyla ilgili yargı makamlarına mesaj gönderiyor, hem de cinayetin aydınlatılması için çabalayan, kamuoyunu bilgilendiren gazetecileri hedef gösteriyor. Bunları yaparken de 60’lı 70’li yılların siyasi olaylarını çarpıtarak partimizi itham ediyor. Ailesinden bir başsağlığını bile çok gördüğünüz Ülkü Ocakları Eski Genel Başkanı Sinan Ateş’in cinayet şüphelilerinden biri eski milletvekilinizin evinde yakalanıyor ama siz pişkin pişkin hiçbir MHP'linin iddianamede adı yok diyorsunuz.

Ne zaman dahil olduğu muamma

Darbelerin tamamının karşısında olduğumuzun en net delili 15 Temmuz gecesi Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel'in TBMM çatısı altında yaptığı konuşmadır. Açsın tekrar izlesin. 15 Temmuz gecesi Genel Başkanımız meclise açılış çağrısı yapıp meclise giderken MHP’nin ne tepki verdiği, meclise ne zaman geldiği ve darbe girişimine karşı gösterilen ortak tavra ne zaman dahil olduğu muammadır. CHP’yi darbe ile aynı cümlede buluşturmaya cüret edenlere hatırlatmak isteriz; “Cumhur ittifakı 15 Temmuz gecesi kurulmuştur, hep birlikte sokaklara mücadele ettik” güzellemeleriyle Cumhur ittifakını kutsayanların partilerinin resmi internet sitelerinde “Halkın sokağa daveti, Türk askeriyle muhtemel bir çatışma içine girmesi vahim bir tehlike olarak önümüzde durmaktadır. Ülkücü hareketin sokaklara çıkarak iç savaş şartlarına hizmet etmesi düşünülemeyecektir” açıklamaları hala yer almaktadır.

Gazetecileri hedef göstermekten vazgeçin. Halk TV, TV 100, Sözcü TV gibi kurumların ve onurlu, şerefli ve haysiyetli bir şekilde mesleklerini icra eden gazetecilerin isimlerini vererek, basın mensuplarını ve medya organlarını hedef göstermekten artık vazgeçin! Artık kabak tadı veriyor. Açıklamada isimleri geçen gazetecilerin saçlarının teline dahi zarar gelirse bunu Semih Yalçın’dan biliriz. Şayet MHP bu konuda bir açıklama yapmaz ise, Semih Yalçın’ın açıklamasını MHP’nin açıklaması olarak kabul ederiz. Semih Yalçın’a göre muhalif herkes vicdansız, ahlakı kanayacak kadar ahlaksız, herkes PKK’lı, herkes terörist, en iyi ihtimalle de müptezel! Edip Semih Yalçın’ın Türk basını üzerindeki linç politikası ve baskıları artık kabak tadı vermeye başladı! Yerel Seçimlerde alınan sonuçların hala bir şişirme olduğuna kendini inandırmaya çalışan bu şahıs, gerçeklerden kopuk, hayal dünyasında yaşayan bu tavrıyla ancak ve ancak senaryo yazarlığında başarılı olur. Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinden, ülkedeki normalleşme yolundaki adımlardan rahatsız olmak, ne devlet adabına, ne siyasetin ağırlığına, ne de ülkücü camianın gönül verdiği MHP’ye yakışmamaktadır. Bu saldırgan tavrınızla, Sinan Ateş davasından sıyrılacağınızı sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Gerçeklerin ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. Kaçınılmaz sonda, Sinan Ateş’in katlinde dahli olan herkes adaletten payına düşeni alacak, Sinan Ateş’in eşi ve çocukları bir nebze olsun huzura kavuşacak! Tek temennimiz budur, adalete güvenimiz tamdır!

Gazetecilerden açıklama

Yalçın'ın açıklamasında yer alan gazeteciler ise sosyal medya hesaplarından açıklama yaptı.

Gazeteci Barış Yarkadaş açıklamasında, “Sinan Ateş cinayeti, Türkiye’nin kanayan yaralarından biridir. Gazeteciler bu cinayetin aydınlanması ve karanlık bir noktanın kalmaması için çaba gösteriyor. Cinayete ilişkin yorum yapan -aralarında benim de olduğum- gazetecileri tehdit etmek, hedef göstermek gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye çalışmaktır. Gazetecinin görevi her türlü engele rağmen hakikati aramaktır. Hakikatin peşinde olmaya devam edeceğiz” dedi.

Gazeteci Ali Kemal Erdem ise paylaşımında, “Semih Yalçın'ın hedef gösterdiği gazetecilerden biri de benim. Halk TV yayınında Sinan Ateş cinayeti davasına dair sözlerimden dolayı muhtemelen. Açıkçası konuyu ciddiye almadım. Çünkü biz gazetecilik yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bahar Feyzan ise paylaşımında İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya'yı da etiketleyerek, "MHP’nin kurumsal kimliği ayrı, kişilerin suç işleyebilme meselesi apayrıdır… Kaldı ki; görevden alınanlar, suç işleyenler tüm partilerde olabilir. Ve suçlar şahsidir. Ancak kurumsal kimlikler de, kimsenin koruma kalkanı olamaz. Peşinen kimse ne suçludur, ne de suçsuzdur. Yargı görevini yapacaktır" dedi.

 

Independent Türkçe

DAHA FAZLA HABER OKU