Profesör Celal Şengör: Marmara Depremi sadece İstanbul’u değil Tekirdağ, Bursa, Balıkesir’i de etkileyecek

Independent Türkçe, olası Marmara depreminin İstanbul ve çevre kentleri nasıl etkileyeceğini irdeliyor. "Oldu&Olacak" söyleşi serisinin bugünkü konuğu yer bilimci Celal Şengör

Fotoğraf: Canva

Büyük tehlike ve mega deprem potansiyeli ile karşı karşıya İstanbul. 

Olası deprem sadece İstanbul'u değil bölgede ciddi yıkıma yol açabilecek kadar güçlü olabilir.

Tüm bunlara kentsel yoğunluk, şehrin karmaşık yapısı eklendiğinde ortaya çıkan tablo endişe verici.

Tarihi ve mimari değerlerin riski,  afet bilinci ve hazırlık meselesi,  riskli bölgeler ve yapılar, enerji ve su temini güvenliği, iletişim altyapısı, ekonomik etkilerle toplumsal psikoloji... 

Tüm bunlar olası Marmara Depremi denilince akla ilk gelenler... 

Konuyla ilgili akıllara ilk gelen yer bilimcilerden biri ise İTÜ öğretim görevlisi Prof. Dr. Celal Şengör.
 

ŞENGÖR.png
Prof. Dr. Celal Şengör / Fotoğraf: Dora Mengüç


Şengör'ün "Oldu&Olacak" belgeselinin ikinci bölümü için Independent Türkçe'ye verdiği röportajın tamamı aşağıda.

"Marmara'da 7,6 deprem olabilir"

Siz yıllardır İstanbul ve Türkiye'nin depremle birlikte karşı karşıya kaldığı tehditleri dile getiriyorsunuz. 2000 senesinde bir videoya denk geldim geçenlerde TRT’de yayınlanan... Neredeyse çeyrek asır önce "Deprem" isimli programda beklenen büyük İstanbul depremi hakkında konuşurken "Şu anda İstanbul üzerindeki yükleme maksimum durumda" demiştiniz. Yıl 2024. Artık zaman iyice daraldı mı?

Biz öyle görüyoruz yalnız biz bu bir ihtimal hesabıdır. Bunu unutmamak lazım. Geçmişte İstanbul'u 500 yıl arayla deprem vurmayan zamanlar var fakat sonrası korkunç olmuş. Yani çok muazzam birikim. Bu Kıyamet-i Kübra denen 1509 depremi çok korkunç olmuş. Şimdi dolayısıyla ondan sonra işte 250 yılda bir ondan önce 250 yılda bire benzer, 250 yıl olması şart değil. Benzer aralıklarla büyük depremler olmuş İstanbul'da. İşte İstanbul yıkılmış, Ayasofya'nın kubbesi inmiş aşağı falan... Buna benzer sıkıntılar yaşanmış İstanbul'da.
 


Ne bekliyoruz?

Bizim beklediğimiz 7,2 ile 7,4 diyorlar ama 7,6 olabilir bu. Yani "7,2 ve 7,4 arası" denmesinin sebebi bu Silivri'den itibaren kırılmaya başlayıp İzmit'e doğru gelişebilir. Hemen arkasından Tekirdağ'a doğru giden kol da kırılabilir. Çift deprem 1766'da böyle olmuştur. Fatih Camii yıkılmıştır. İstanbul'un epey zarar gördüğü biliniyor. 1509 depreminde büyük bir sunami var. "Sular surlara tırmandı" ifadesi var. Haliç'teki ince donanma tamamen tahrip olmuştur. Ne beklediğimizi tam bilmemiz mümkün değil ama büyük bir deprem olacağı kesin.

"Trafikteyken iki adım ilerleyemiyorsun, deprem olsa ne olacak?"

Böylesi büyüklükteki bir senaryo depreminde İstanbul’daki binaların ortalama yüzde kaçı zarar görecek? Kaç insan hayatını kaybedecek?

Ben ilk defa Profesör Mustafa Erdik ile bu işi konuştuğumda 8 bin binanın onların tabiriyle "Ekmek kadayıfı" gibi yıkılacağını söylüyordu. İstanbul Belediye Başkanı bütün hasarı göz önünde alarak çok daha büyük bir rakam söyledi. 50 bin kişinin ölebileceği tahmin edilmişti 2000'de. Mustafa Erdik ve ben konuşuyorduk. 
 

fazla oku

Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)


Onların tahmini 50 bin kişinin ölebileceğiydi. Ben dedim ki; "İki ile çarpın"... Minimum iki ile çarpın!... Çünkü İstanbul'da deprem olduktan sonra meydana gelecek kargaşadaki ölümler hesap edilmedi. Ben dedim ki; "Büyük felaket daha sonra olacak" Yağmalar olacak, yangınlar olacak. Bu yangınların nasıl söndürüleceği belli değil. Şimdi bir Nişantaşı'nı gözünüzün önüne getirin. Normal zamanda trafikte iki adım gidemiyorsun. Bir yağmur, bir kar yağdığı zaman zaten tam rezalet, hiçbir yere gidemiyorsun değil mi? Bir de deprem olduğunu düşünün. Binaların yıkıldığını düşünün. O daracık sokaklara itfaiye nasıl girer? Değil mi? Giremez. Panik halindeki bir halkı düşün. Değil mi? Bundan yararlanmak isteyen yağmacıları düşünün. New York'ta bir gece elektrik kesildi, yağma oldu.

"İstanbul için kesinlikle akılcı bir akış açısı şart"

2015 basımı, "Aptalı Tanımak" kitabınızda "Doğa, cahili ve aptalı affetmez. Doğayla oy vererek başa çıkamazsınız. Doğayla ancak bilim başa çıkar. Bilimin bulguları da kaç kişinin o bulguyu yaptığı veya o bulguya inandığı ile değil, bulgunun doğanın gerçekleriyle ne kadar örtüştüğü ile ölçülür» diyorsunuz. Neden?

Bakın çok yakında Milli Eğitim Bakanlığı liselere yaradılışı koymuş. Siz masalla bilimi karıştıramazsınız. Karıştırdığınız takdirde bilim bilim olmaz. Bilim olmadığı zaman da hiçbir şey öğrenemediniz demektir. Efsanelerle de siz 20 milyonluk bir şehri bu kadar büyük bir afetten kurtaramazsınız. Bilmeniz lazım! Çok iyi mühendisleriniz olması lazım. Çok iyi jeolog ve jeofizikçilerinizin olması lazım. Hatta ve hatta çok iyi ziraat uzmanlarınızın olması lazım.... Toprağı iyi tanıyan adamların olması lazım. Değil mi? Biz bir sürü laf duyuyoruz yok. "İstanbul Kanalı yapılacak, o yapılacak, bu yapılacak" Bunlar politikacıların düşünmeden söyledikleri laflardı. Kesinlikle akılcı bir bakış istiyorum. Politikanın tanımı bence nedir biliyor musunuz? Gerçeği bir labirent içinde saklamaktır. Bu şekilde siz hiçbir şey yapamazsınız. Ha, yaparsınız halkı cehalete mahkum edersiniz. Bunun sonucu felakettir.

"İstanbul depremi bağımsızlığımıza mal olabilir"

Marmara Depremi sadece İstanbul’u etkilemeyecek herhalde?

Bakın fay Marmara Denizi'nin neredeyse ortasından geçiyor. İstanbul'a yakın şimdi yeni bir fay daha bulundu. Çınarcık havzasının ortasından gidiyor. Şimdi bunların herhangi bir tanesinin kırılması tabii İstanbul'da büyük yıkım yapacak ama Tekirdağ'da da yapacak. Tekirdağ-İstanbul arasındaki bölüm tamamen gidecek. E, İstanbul'un doğusu gitmeyecek mi İzmit'e kadar? O da gidecek. E, sizin bir sürü sanayiniz var orada. Marmara'nın güneyi etkilenmeyecek mi? Şiddetle etkilenecek. Bir Bursa ovasını, Balıkesir ovasını düşünün. Değil mi? Bunların hepsi etkilenecek. Daha önce de söyledim, İstanbul depremi Türkiye'nin bağımsızlığını kaybetmesiyle neticelenebilir. Çünkü Türkiye'nin ekonomisi, Türkiye'nin bilgi ve becerileri bu depremin altından kalkmaya yetmeyecektir. Türkiye yardım isteyecektir. Dünya bu yardımı seve seve verir. Çünkü İstanbul mevzubahis. Philip Mansel ne diyor? "City of everbodies' desire, city of world's desire" diyor. Yani İstanbul herkesin gözünün üstünde olduğu bir şehir. Dünyanın en önemli bir kaç şehrinden biri.

Ama 1999 depremi sonrası da yardım yapıldı...

Evet... Ama nereye gitti bu paralar belli değil. Dolayısıyla bu kez parayı verecek adamlar "Nasıl harcayacaksınız?" diye soracaklar. Ve o sorunun hemen ardından diyecekler ki, "Geçmişteki tecrübelerimiz pek iyi olmadı. Biz kendimiz gelip yardımcı olalım." İstanbul sanat eseri kaynıyor. Kültürel varlıklar kaynıyor. E, şimdi bunları ayağa kaldıracak gücünüz yok sizin entelektüel olarak. Çok iyi arkeologlarımız var. Çok iyi mimarlarımız var. Bunlar yetmeyecek. Bunların eğitimi de yetmeyecek inanın. E, ne yapacaksınız? Avrupa diyecek ki; "Ben adamlarımı göndereyim. Avrupa'da birinci sınıf adamlar var bunu yapabilecek." İstanbul bu şekilde birilerinin yönetimine girdi mi o birileri çıkmaz bir daha. Unutmayın, Sevr Antlaşmasının maddelerinden bir tanesi İstanbul'un Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) ülkeleri tarafından ortak yönetilecek bir şehir olmasıydı. Bu hâlâ gündemde. Biz farkında değiliz ama bu hâlâ gündemde. İstanbul 1204'te yağmalandı Latinler tarafından. Bununla ilgili bir program yapan İngiliz tarihçi "İstanbul’dan çalınan kutsal emanetler Avrupa'ya dağıtıldı ancak ondan sonra Avrupa'nın kendine bir güveni geldi" dedi. Düşünebiliyor musunuz? Bir şehir bütün bir kıtaya dağıtılıyor ve deniyor ki; "İşte ondan sonra bu kıta bir kendine güven duymaya başladı." İşte bu kadar önemli bir yer, İstanbul. Türkiye'de İstanbul'un bu büyük öneminin farkında olan insanlar, büyük bir azınlık. Şu andaki AKP yönetimi bunun farkında değil. Hangi yüzyılda yaşıyorsunuz? Biyoloji biliminin içine dini karıştırırsanız, Ayasofya'ya "Kılıç hakkı" derseniz hangi devirde yaşıyorsunuz? Bu korkunç cehalet İstanbul'u mahkum edecektir. Ben doğduğumda İstanbul'un nüfusu 1 buçuk milyondu. Bugün 20 milyon ya, ben daha 68 yaşındayım. Bu şehir bunu kaldıramaz!

"Kuraklık sürdüğü takdirde mahvolduk"

Bir de su meselesi var... Deprem olduktan sonra kritik meselelerden biri de sanırım su. Ne dersiniz?

1864'te Pierre de Tchihatchef -ki; 19. yüzyılın büyük doğa bilimcilerindendir- "Asie Mineure" (Küçük Asya) diye bir kitap yazmıştır, sekiz cilt... Bir de "Le Bosphore et Constantinople" (Boğaziçi ve İstanbul) diye bir kitap yazmıştır. Ayrıca İstanbul'u incelemiştir. Orada adamın vurgu yaptığı şeylerden bir tanesi de İstanbul'un su kıtlığı olacağı... Diyor ki, "İstanbul atmosfer şartlarına bağlı olarak suyunu elde eder"... Ta Bizans zamanından beri böyle... Değil mi? Tchihatchef kitabında diyor ki; "Ya Sakarya ya Meriç'i kullanın" "Çünkü" diyor, "Bir mevsim büyük bir kuraklık olsa İstanbul'da bittiniz" diyor. Biz bu kuraklığı zaman zaman yaşamıyor muyuz? Değil mi? Sürdüğü takdirde mahvolduk. Bunun da çok iyi etüd edimesi lazım. Anlatabiliyor muyum? Şimdi bu çok büyük cehalet altında sizin İstanbul'u ayağa kaldırmanız çok çok zor. Buradaki insanların hayatını kurtarabilmeniz çok çok zor.

"Sırtında bu kadar dezavantaj küfesi taşıyan ulus İstanbul gibi bir felaketin altından kolay kolay kalkamaz"

Sürekli cehaletten söz ediyorsunuz hocam. Aklıma hocanız Profesör İhsan Ketin geldi... Türkiye’de "Jeolojinin Babası" olarak bilinen bir isim... 1960’larda devlete mektup yazıyor, "TÜPRAŞ Rafinerisi’ni buraya inşa etmeyin" diye...

Rapor veriyor! "Buraya yapmayın!" diyor. Çünkü neden? TÜPRAŞ'ın yapıldığı yer bir deltanın üstünde oturuyor. Altı cılk... "Buraya yapmayın lütfen" diyor. Daha geri gidelim. Erzincan Depremi, 1939... Bilim insanları diyorlar ki; "Erzincan'a tekrar burada kurmayalım, yerini değiştirelim" Hükümetin cevabı "Para yok". Şimdi siz bu durumdaysanız bu parasızlığınızın sebebi tabi sizin yüzlerce yıl sürmüş cehaletinizdir. Yani İngiliz, Hollandalı, Fransız, İspanyol, Portekiz dünyayı keşfederken neredeydiniz? Bu adamlar bütün ticaret yollarını ele geçirdiğinde neredeydiniz? Bu adamların ülkelerinde akademiler bilmem neler kurulurken neredeydiniz? Adam gibi üniversiteniz yok. Ben ısrarla söylüyorum, Türkiye'de tek bir üniversite yoktur. Bir tane bile, benimki dahil... Bizim geçmişimizden gelen ve incelenmesi gereken bir sürü dezavantajımız var. Şimdi bu kadar sırtında dezavantaj küfesi taşıyan bir ulus, İstanbul gibi bir felaketin altından kolay kalkamaz.

"Laçkalığın olduğu yerde İstanbul'u kurtaramazsınız"

Kandilli’nin bir erken uyarı sistemi vardı... Balıkçıların ağlarına takıldı denmişti... Nedir durumu? Var mı bir malumatınız?

Hiçbir zaman çalışmadı ki! Bırak şimdiyi... Mustafa Erdik bunu yaptı, ben sordum. "Kullanacak muhatap bulamıyorum" dedi. Ya bunu sorduğum en az 15 sene oldu. E, kardeşim bu kadar laçkalığın, cehalet tarafından beslenen bu kadar laçkalığın olduğu bir yerde İstanbul'u kurtaramazsın. 

"Marmara'da yaptığımız araştırmalara devlet beş kuruş para vermedi"

Son soru... Yıllardır hangi bilim insanıyla bu deprem meselesiyle ilgili konuşsam "Para yok" diyor. Yok mu para?

Profesör Xavier Le Pichon Marmara Denizi'ndeki araştırmaları benimle beraber 2000 senesinde başlatan adam, parayı bulan adam. Siz biliyor musunuz? Devlet beş kuruş para vermemiştir bizim yaptığımız araştırmalara. Biz dedik ki, Naci Görür’e "Ağabey sen genel koordinatör ol" Bütün gemiler geliyor filan bilmem ne oluyor. Naci koordinatör... Naci en sonunda o kadar utanmış ki, Kadir Topbaş yani AKP belediyedeyken 300 küsur bin liralık bir katkı kesti. Öteki tarafta 70 milyon veriyor Avrupa. 300 küsur bin liralık katkıyı belediye vermedi, vermedi, vermedi vermedi, son gün "Vermiyoruz" dediler. Yani o haber geldiği zaman Naci'nin yüzünü görmenizi çok isterdim. Naci, ateşli vatanperver bir adamdır. Bakın, son zamanlarda Naci işini gücünü bıraktı, televizyon televizyon dolaşıyor. Ben de diyorum ki, "Kardeşim niye böyle yapıyorsun? Yani işimiz gücümüz var burada, biz bilimimizi" yapalım. "Hayır" diyor. "Bizim, milletimize tehlikeyi anlatmamız lazım" diyor.

 

 

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU