Nobel ödüllü romancı Orhan Pamuk, Ekram İmamoğlu'nun tutuklanmasıyla ilgili bir yazı kaleme aldı.
fazla oku
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Pamuk'un yazısı, İtalya’da Corriere della Sera, Almanya’da Die Zeit ve Britanya'da The Guardian'da, Türkçesi ise T24'te yayımlandı.
"Sınırlı demokrasi de, halkın en çok sevdiği ve gelecek seçimde en çok oyu alacak olan adayın hapse tıkılmasıyla sona eriyor" başlığını taşıyan yazıda, "Bütün dünya Filistin-İsrail ve Ukrayna-Rusya savaşları ve Trump ile meşgulken, Türkiye’deki sınırlı demokrasi de can çekişiyor..." değerlendirmesi yapıldı.
Pamuk'un yazısının tamamı şu şekilde:
Son 50 yılda İstanbul sokaklarında bu hafta gördüğüm kadar “güvenlik önlemi” alındığına hiç tanık olmadım. Şehrin en büyük turistik yeri ve siyasal gösteri alanı Taksim Meydanı beş gündür polis kordonu altında ve bomboş. Şehre araba ve otobüs girişleri valilik tarafından sınırlandırıldı: Polis araçlarda, otobüslerde protesto toplantılarına katılmak için şehre gelen şüphelileri görürse onları geri çeviriyor. Yalnız İstanbul değil, bütün Türkiye’de televizyonlar her yerde açık, canlı yayınlar sayesinde herkes günlük hayatını sürdürürken göz ucuyla televizyona bakıyor ve dehşet verici siyasal gelişmeleri izliyor. Yürüyüşler, protesto toplantıları, buluşmalar yapılmasın diye internet yavaşlatıldı. Valilik bir haftadır sokaklarda yürüyüş ve protesto toplantısı yapmayı –bu anayasal hakkı– yasakladı ama toplantılar, korsan yürüyüşler, çeşit çeşit protesto ve tabii ki polisle çatışmalar, polisin amansızca göz yaşartıcı gaz sıkması ve gözaltılar ve tutuklamalar bütün şiddetiyle sürüyor.
Olayları başlatan şey Başkan Erdoğan’ın gelecek başkanlık seçimlerinde kendisinden daha çok oy alacağı belli olan İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’ndan kurtulmaya karar vermiş olması ve bir bahaneyle onu hapse tıkması. İmamoğlu, Erdoğan’ın partisi AKP’nin adayını bundan önceki üç belediye başkanlığı seçiminde daha çok oy alarak geçmişti. 2019 Nisan’ında yapılan seçimlerde İmamoğlu Erdoğan’ın adayını geçince, Erdoğan teknik bahaneler göstererek seçimi yeniletti. İmamoğlu üç ay sonra yapılan ikinci 2019 İstanbul Belediyesi seçimini Erdoğan’ın hiç beklemediği şekilde daha büyük farkla kazandı.
İmamoğlu beş yıllık İstanbul Belediye Başkanlığı'ndan sonra 2024’te yapılan seçimlerde de Erdoğan’ın adayını üçüncü kere geçerek yeniden İstanbul Belediye Başkanı seçilmişti. Bu başarılarından ve popülerliğinden dolayı kendisine gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ı yenecek muhalefet adayı olarak bakılıyordu. Erdoğan’ın yıldızı hızla yükselen ve geniş kitleleri peşinden sürükleyen İmamoğlu’nu ancak hukuki bir müdahale ile hapse atarak durdurabileceğine karar verdiği, bugün İstanbul’da hem iktidar hem muhalefet herkesin ifade ettiği bir şey.
Burada trajik ya da trajikomik olan şey, aynı şeyin bundan 27 yıl önce Erdoğan’ın da başına gelmiş olması. 1998 yılında Tayyip Erdoğan İstanbul’un sevilen ve seçilmiş başarılı belediye başkanıyken onun siyasal İslamcılığını tehlikeli bulan laik kurulu düzen ve ordu, halka okuduğu siyasi bir şiiri bahane ederek onu mahkemeye verip 10 ay hapse mahkûm ettirmişti. Erdoğan İstanbul Belediye Başkanlığı’ndan alınmış ve dört ay hapis yatmıştı. Ama hapse atılması, kurulu düzene boyun eğmeden meydan okuması onu halk kitlelerine tanıtmış, popüler bir siyasetçi olma yolundaki ilk zor adımları atmasına da yardım etmişti. Bugün kendisine 27 yıl önce yapılan şeyi, İmamoğlu’na yaparak onun siyasal kariyerine Erdoğan’ın yardım ettiği bazı yorumcular tarafından çok sık tekrarlanıyor.
Ama durum tam aynı değil, çünkü savcılar İmamoğlu’nun bir “terörist” olarak da görülüp cezalandırılmasını istediler. Siyasi muhalefete ikide bir “terörist” suçlaması ve muamelesi yapmak Erdoğan’ın 2016’daki başarısız askeri darbe girişiminden sonra geliştirdiği bir alışkanlık. 2019 yılında Peter Handke’ye Nobel Edebiyat Ödülü verilmesine (Handke Bosna Savaşı’nda Milosevic’e destek verdiği için) sinirlenen ve o sırada hazırlıksız olan ve prompter kullanmayan Erdoğan “Bu ödülü bizde de bir teröriste verdiler!” demişti. O gün New York’tan İstanbul’a dönmek üzereydim ve kararımı değiştiriyordum ki Erdoğan’ın Basın Sözcüsü beş saat sonra Sayın Cumhurbaşkanı’nın beni kastetmediği açıklaması yapmıştı.
Ama bu sefer Erdoğan’ın son derece planlı, kararlı ve hazırlıklı olduğu anlaşılıyor. İmamoğlu’nun evine bir sabah polislerini yollamadan bir gün önce, hükûmet yanlısı basın ve Erdoğan’ın görevlendirdiği İstanbul Üniversitesi Rektörü bürokratik bir ayrıntıyı bahane ederek, İmamoğlu’nun üniversite diplomasının geçersiz olduğunu ilan ettiler. Türkiye’de Cumhurbaşkanı olmak için üniversite mezunu olmak gerektiği için İmamoğlu Erdoğan’a rakip olamaz demekti bu. Bu ilk kanunsuz ve keyfi karar bütün Türkiye kamuoyuna Erdoğan’ın, İmamoğlu’ndan ne kadar korktuğunu göstermişti. Terörist olma ve yolsuzluk suçlamaları daha sonra geldi.
Erdoğan’dan etkilenen hâkimler İmamoğlu’nu yolsuzluk suçlamalarıyla hapse yolladılar, ama savcıların “terörist” suçlamasını onaylamadılar. Öyle yapsalardı, Cumhurbaşkanı Erdoğan üç seçimdir kaybettiği İstanbul Belediye Başkanlığı’na kendi adamını kolayca koyacak, böylece İstanbul’un sonsuz vergi kaynaklarının bir kısmını kendi partisinin siyasi tanıtım ve propagandası için kullanabilecekti. İmamoğlu’nu hapse atarken Erdoğan yalnızca kendisinden daha popüler siyasi bir rakibi oyun dışı bırakmıyor, zengin İstanbul şehrinin altı yıldır kontrol edemediği kaynaklarına partisinin yeniden ulaşabilmesine yardım etmeye çalışıyor. Başarılı olursa gelecek seçimde İstanbul’un duvarları ve İstanbul Belediyesi’nin reklam panolarında yalnızca Erdoğan’ın ve adayının resimlerini göreceğiz demektir bu.
Türkiye zaten son 10 yıldır devlet tarafından tek sesli bir toplum olmaya zorlanıyor. İmamoğlu ile birlikte yolsuzluk suçlamalarına derinlik ve inandırıcılık kazandırmak ya da bu ara onlarla kimse ilgilenmez diye düşünüldüğü için hapse tıkılıveren memurlar ve gazetecilerin siyasi bir tiyatro için boş yere hapse tıkıldıklarının üzerinde fazla durulmuyor bile.
NATO üyesi, Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan bir ülkede böyle rezaletler nasıl olabiliyor, diye sorduğumuzda, herkes Trump’tan ve onun daha vahim rezaletlerinden söz ediyor. Ama bütün dünya Filistin-İsrail ve Ukrayna-Rusya savaşları ve Trump ile meşgulken Türkiye’deki sınırlı demokrasi de can çekişiyor. Türkiye’de son 10 yıldır tam bir demokrasi zaten yoktu: Düşünce özgürlüğü olmayan ama istediğin adaya oy verebileceğin bir sandık demokrasisi vardı. Ama bu sınırlı demokrasi de halkın en çok sevdiği ve gelecek seçimde en çok oyu alacak olan adayın hapse tıkılmasıyla sona eriyor.
Independent Türkçe