Beyrut’taki Mardinliler: Mihelmiler, Kürtler ve Süryaniler

Faik Bulut Independent Türkçe için yazdı

Milattan önce 1600’lü yıllarda site şehirler kuran Fenikeliler, “Antik Dünyanın Tüccarları” olarak
bilinirler.

Beyrut ise, antik devirlerden itibaren yaşamsal bir ticaret merkezi olarak tanınır.

Yaklaşık 500 yıl boyunca Osmanlı denetiminde bulunan Beyrut ve çevresindeki liman şehirleri,
Avrupa’dan Çin’e uzanan meşhur İpek Yolu’nun Ortadoğu’daki ana konaklarından sayılır.

Bu yüzden Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayıp rızkını arayanlar, bir şekilde Beyrut’u uğrak yeri yaparlar.

Örneğin Osmanlı zamanında ve Cumhuriyet’in ilk devirlerinde İstanbul’a gidebilmek için Mardinlilerin, mutlaka Beyrut limanından kalkan gemilere bindikleri söylenir.
 

9.jpg
 Bağımsızlık yıllarında Beyrut manzarası​​​​​​​


Sadece ekonomik açıdan değil, siyasi ve kültürel nedenlerle de Lübnan ile onun başkenti Beyrut, Türkiye’den gidenlere ev sahipliği yapmıştır.

İttihat ve Terakki yönetiminin güçlü ismi Cemal Paşa’nın daveti üzerine Halide Edip (Adıvar) ile Hamdullah Suphi (Tanrıöver) de Şam ve Beyrut’a giderler.

Birincisi “Türk harsını (kültürünü) telkin etmek ve Suriyeli kadınlar arasında müşterek duygular kurmak” amacıyla Beyrut ile Şam’da kız mektepleri açar;

İkincisi Suriye’deki Türk-İslam eserlerini inceler. Falih Rıfkı (Atay) ise zaten o tarihte Cemal Paşa’nın yanında İhtiyat Zabiti (yedek subay) olarak bulunmaktadır. 1
 

Orhan Kemal'in Baba Evi isimli kitabı Lübnan'da yayınlanmıştı..jpg
Orhan Kemal'in Baba Evi isimli kitabı Lübnan'da yayımlanmıştı


Gerçek adı Mehmet Raşit olan ve Türk edebiyatında önemli bir yeri olan Orhan Kemal de, Beyrut’u bir süreliğine mesken tutmuştur:

1931 yılında bulaşık yıkamaktan, matbaa işçiliğine kadar ‘ne iş olsa yaparım’ lafıyla geçen serseri yıllardır gerçekten de… Beyrut’a gidişi, babasının siyasî durumundan dolayı bir zorunlu göçtür aslında…

İlk aşkını o günlerde yaşamıştır. Ki onu anlattığı şiiri, tam on yıl sonra, 1941’de, Yeni Ses dergisinde Orhan Raşit imzasıyla yayımlanacaktır.

Şiirine adını verdiği gibi,‘Bir Beyrut Hikâyesi’ aslında Adana’da başlayan serseri bir yaşam öyküsünün devamı olacaktır:

Beyrut’ta,
Yeni İstanbul Lokantası’nda,
Bulaşıkların başındayım.
On sekiz yaşındayım.
Saçlarım taralı ve parlaki
Aklımda Eleni. 2

 

Orhan Kemal'ın Lübnan'da yayınlanan Avare Yıllar kitabı .jpg
Orhan Kemal'in Lübnan'da yayımlanan Avare Yıllar kitabı


Yazar ve gazeteci Refik Halit Karay, ikinci sürgün dönemini (1922-1938) Beyrut’ta geçirir.

Edebi kimliği üzerinde derin etkiler bırakan bu sürgün sonucunda “Memleket Yazıları” isimli kitabını yazar.

Bir çeşit sıla ve gurbet hikâyeleri derlemesi sayılan bu eserde “Ortadoğu’ya göç eden Türkler, Kürtler ve Arapların kültürel tavırlarıyla Osmanlıya bakışları, bu arada İngiliz ajan faaliyetleri anlatılır.” 3
 

Beyrut'taki Mardinlilerin  bir otelde toplu yemek etkinliği .jpg
Beyrut'taki Mardinlilerin bir otelde toplu yemek etkinliği


Osmanlı hanedanının 3 Mart 1924’te sürgün edilişinin son tanığı, I. Abdülmecid’in torunu 1918 doğumlu Bilun Alpan Sultan, 5 yaşındayken Türkiye’den ayrılıp Fransa’ya gider.

Daha sonra Kudüs’e, ardından Beyrut’a (1929) yerleşir. 101 yaşında Ocak 2019’da aynı yerde vefat eder.

Siyasi açıdan Kürt hanedanlıklarından Bedirxan ailesinin bazı mensuplarının da Beyrut ve Şam’da yaşadıkları biliniyor.

Mehmet Uzun’un Bîra Qederê (Kader Kuyusu) isimli çalışması bu meseleden bahseder.
 


Lübnan’a göçmüş olan Mardinli Süryani Ortodoks bir ailenin (babası Vedii Haddad, annesi Marunî mezhepli Liza el Bustan) kızı olarak 1935 yılında dünyaya gelen Nuhad, diğer meşhur adıyla Feyruz, Arap dünyasının en eğitimli ve kaliteli ses sanatçısı olarak ün yapmıştır.
 

Mardin kökenli ünlü ses sanatçısı Fayruz-1.jpg
Mardin kökenli ünlü ses sanatçısı Feyruz


1970’lerde Batı dünyasının prestijli şehirleri New York, Londra ve Paris’te sahne almış, başarısı
dillere destan olmuştur.
 

Çok sevilip tutulan Mardin asıllı Feyruz, bir konserinde.jpg
Çok sevilip tutulan Mardin asıllı Feyruz, bir konserinde


Devlet büyüklerinin önünde konser vermeyi prensip icabı reddeden Feyruz, “Turkuaz sesli şarkıcı” diye bilinip anılmaktadır.
 

Arap dünyasının unutulmayan ses sanatçısı Mardinli Feyruz (2).jpg


2015 yılında hayatı hakkında bir Fransız, belgesel filmi çekilmiştir. 4
 

Arap dünyasının unutulmayan ses sanatçısı Mardinli Feyruz.jpg
Arap dünyasının unutulmayan ses sanatçısı Mardinli Feyruz


Buradan Mardinlilerin Beyrut’a göç hikâyelerine geçebiliriz.

Aslında Lübnan’a ticari amaçlarla gidenler sadece Mardinliler değildir. Diyarbakır, Urfa, Antep, Maraş, Adana, Hatay gibi şehirlerle de ticari ve göç bağlantıları olmuştur.
 

3.jpg
Beyrut'ta bir Mardinli manav


İki örnek vereceğim. İlkini aile dostlarımdan emekli yargıç Ali İhsan Parlak ile kardeşi Dr. Kemal Parlak’ın bana yakın çevreleriyle ilgili anlatımlarıdır.

Anne tarafından dedeleri Seyfoyê Mîr Seydan, Siverek’ten kervanla Halep ve Beyrut’a kadar mal götürüp satar; oradan da buraya mal getirirmiş.

Onun oğlu Seyitxanê Mîr Seydan da bazen babasıyla gidermiş. Biraz tecrübe kazandıktan sonra tek başına gider olmuş ve Halep-Şam-Beyrut’u neredeyse komşu kapısı yapmış.

Meclis ve muhabbet adamı olduğundan gittiği her yerde itibar görür, Beyrut’ta eğlencenin tadını çıkarırmış.


İkincisine, bizzat tanık olmuştum: 1970’lerde Beyrut’un Karantina Mahallesi'nde Kürtler yaşıyorlardı.

Ağırlıklı olarak 1937-38 Dersim sürgünleriydi bunlar. 1975 iç savaşı sırasında faşist diye bilinen Falanjistler (El Ketaib) tarafından katledilip mahalleden zorla çıkarılmışlar.

2000’li yılların başında ise Beyrut’ta uğradığım bir kahvede Muş, Malatya, Diyarbakır ve Mardin’den eskiden göç etmiş Kürt ailelerinin 40 veya 50 yaşlarındaki evlatlarıyla karşılaşmıştım.

Madem konumuz Beyrut’taki Mardinliler, buraya yoğunlaşalım:
 

Mardinliler gecesi.jpg
Mardinliler gecesi etkinliği


Ortadoğu Araştırmalar Merkezi-ORSAM 2009 yılında “Unutulan Türkler: Lübnan’da Türk
Varlığı”
başlığı altında bir rapor hazırlamıştı.

T.C. Başbakanlık Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı’nın (YTB) desteğiyle güncellenen rapor, “Türkiye-Lübnan Dostluk Köprüsü: Lübnan’da Türk Varlığı ve Osmanlı Mirası” adıyla Haziran 2015’te yayımlandı.

Raporda Lübnan Türkmenlerinin ötesinde Türkiye ile tarihsel bağları olan Mardinliler, Girit Türkleri, Anadolu kökenli aileler, Çerkesler gibi topluluklar da yer almış.

Aynı YTB’nin himayesinde ve resmi bir kurum sayılan Türkiye Gençlik Kulüpleri Konfederasyonu tarafından 2017’de çekilen “Lübnan’da Yaşayan Mardinliler: Beyrut Rüyası” başlığıyla bir belgeseli izlemiştim.
 


Başka kaynaklar da mevcuttu. Hemen hepsinden yararlanıp göç serüvenini kaleme almıştım.

Ayrıca, Ortadoğu ve Afrika Araştırmalar Derneği-ORDAF çalışanı Hüseyin Bakır’ın “Lübnan’daki Mardin Diasporası” isimli yazısı, iyi bir derleme örneği sayılır.

İstanbul’da konuştuğumuz bazı Mardinlilere göre; Kürtler ve Araplar (özellikle Mihelmiler) kısmetlerini Beyrut’ta aramanın ötesinde, 1920’lerden itibaren esasında ekonomik nedenlerle gidip bu başkente yerleşmişler.
 

4.jpg
Mardinli gençler sahil futbolu oynuyorlar


Genel çerçeve şöyle:

Ekonomik sıkıntılar nedeniyle 1920’lerde Mardinliler Lübnan’a göç etmeye başlar.

Asıl göç ise 1950-1970 yılları arasında yoğunlaşmaktadır. Sayıları, tahminen 60-70 binlere ulaşmaktadır.

Özellikle Mardinliler, uzun yıllar kimlik alma mücadelesi verirler. 1994’te dönemin Başbakanı Refik Hariri’nin 15 bine yakın Mardinliye Lübnan vatandaşı olma hakkı tanıyıp yasallaştırır.

1975’teki iç savaşla birlikte Avrupa ve Türkiye’ye binlerce Mardinli göçer.

2017 yılı verilerine göre Türkiye’nin Beyrut Büyükelçiliği’nin kayıtlarında, 18 bin 642 Mardinli var.

Gerçek rakamın 30 ile 50 bin arasında olduğu sanılıyor. Bunlardan 16 bini hem Türk hem de Lübnan vatandaşı olup, Beyrut’ta doğanların Türkiye vatandaşlığı alma süreci başlamıştır.
 


Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Mardin ve çevresini kapsayan geniş Tur Abidin coğrafyasından, Kamışlı (Qamişlo)-Halep-Beyrut’a doğru büyük bir göç yaşanmıştır.

Beyrut, o dönemlerde istihdam anlamında büyük bir cazibe merkezidir. 1975-1991 Lübnan İç Savaşı’na kadar Mardin’den Beyrut’a büyük bir insan akını gerçekleşir.

Türkiye’de olumsuz ekonomik, sosyal ve siyasal koşulların en fazla yaşandığı, özellikle 1960-1980 yılları arasında Mardin-Beyrut hattında göç trafiği çok yoğundur… Göçenlerin sayısı kesinlik kazanmamıştır.
 


Doğubilimci ve özellikle Kürtler hakkında yaptığı çalışmalarla tanınan Davud McDowall, “The Kurds (Kürtler)” isimli kitabında Mardinlilerin hepsini Kürt olarak değerlendirmiş; Kürtlerin çoğunun Türkiye’nin Mardin şehrinden gittiğini belirterek 1975-91 Lübnan İç Savaşı’na kadarki genel Kürt nüfusu için “yaklaşık 70 bin” ifadesini kullanmıştır.

Büyük ihtimalle Mihelmi (Mıhallemi) ağırlıklı olmakla birlikte Müslüman Araplarla Hıristiyan Süryanileri de içeren Mardinliler topluluğunun Müslüman olanları kendilerini “Merdelli/Mardelli” olarak isimlendiriyorlar.

Kimilerine göre bu kelime Arapça “Mardinli” anlamına geliyormuş. Aslında Arapça dilbilgisi kuralına aykırı bir isimlendirmedir bu.

Çünkü Arapçada Mardinli “El Mardinî” olarak yazılıp söylenir.

Beyrut’un en işlek caddesi olan El Hamra’da Mardinlilere ait işyerlerinin tabelalarına yazılı Arapça “El Mardinî” isimlerini birkaç kez görüp sormuştum.

Muhtemelen “Mardelli” ibaresi, ya oraya giden Mihelmilerin yerel şivesi veya ağzıyla yapılan bir telaffuzdur yahut da Beyrutluların o şekilde algılaması neticesinde bu tanım yaygınlaşmıştır.

Diğer bir ihtimal ise bu topluluğun, Lübnanlı Araplarla kolay entegre olup bütünleşmek amacıyla bu kavramı bilinçli biçimde ön plana çıkarmış olduğudur.

Alman dilbilimci Prof. Dr. Otto Jastrow’a göre Arapçanın Musul, Kamışlı, Mardin ve Siirt mıntıkalarında konuşulan Qiltu/Kiltu (Kuzey Mezopotamya) lehçesidir.

Qiltu lehçesi Mardin özelinde başta Mıhallemi ve Kose şiveleri olmak üzere birkaç ağza ayrılan bir lehçedir.

Lübnan toplumu nazarında “Kürt” olarak bilinip anıldıkları için, “Mardelli” tanımlaması onlara daha
cazip gelmiş olabilir.

Yakın döneme kadar Merdalli topluluğu Kürt olmadıkları konusunda açık bir tutum almıyorlardı.

Ancak Beyrut’ta yaşanan bazı nahoş olayların bu topluluğu mal edilmesiyle birlikte, Kürtlerden farklı bir etnik küme oldukları konusunda hemfikir olmuşlar. 5

Doğrusu, buna benzer tespiti, izlediğim belgeseldeki bir Mardinli/Mardelli daha dile getirmişti.
 


“Beyrut Rüyası” isimli belgesel filmde izlediğim biri, şöyle diyordu:

Madem Lübnan’dayım; o halde öncelikle Lübnanlıyım ve bununla iftihar ediyorum. Öte yandan aslımız kökenimiz de Mardin’dir. Baba ocağımıza da hasretiz; atalarımızın örf ve âdetlerini yaşatıyoruz. Mardin ile gönül köprülerimiz var

 


Daha genç olanı ise “anayurt, yürek ve ruhtur demektir. Kısaca insana dair her şeydir” ifadesiyle
sözlerini şöyle tamamlıyordu:

Eğer sınır bölgelerindeki şehirlerden birindeysen, hele de fakir ve geçim derdindeysen, ister istemez kısmetini ve rızkını temin edebilecek alternatif başka bir şehre veya ülkeye gidersin. Beyrut’a gelişimiz bundandır!


Mardinli Araplar; 1940 ve 1950’lerde daha çok toptancı halinde sebze-meyve indirme bindirme (hamallık) işlerinde çalışmışlar.

Özellikle Süryaniler, kuyumculuk sektörüne girmişler. Zaman içinde kendilerine ait manav, bakkal, dükkanlar kurmuşlar.

Terzilik, boyacılık, pazarcılık, garsonluk ve işportacılık gibi işler yapmışlar. Kadınları ise zenginlerin evinde temizlik işlerine gitmişler.

Kimlikleri yokmuş; “Ders Kaydı” belgesiyle sadece ikamet/oturum alabilmişler. Vatandaşlık verilmemiş kendilerine.

Bir ara (muhtemelen 1950’lerde) 13 kadar aile, kimlik alabilmek uğruna din değiştirip Hıristiyanlığı kabul edince, ülke çapında büyük gürültü kopmuş.

1994’te Başbakan Refik Hariri, onlara kimlik alma hakkını tanımış.

Kahir ekseriyet Beyrut’un batı sahiline yakın Zukak El Bled, El Zarif, Berbir, Basta Al Favka, Basta Al Tehte, Nuveyre, Ras Al Nabi, Ayşe Bakkar, Qasqas, Sabra, Burc El Beracne gibi son yıllarda Lübnanlı Şiilerin de yoğunluk kazandığı mahallelerde ikamet etmektedir.

Ayrıca Mardin Savur’un İmneyzil (Kayatepe) köyünden yaklaşık 50 hane Lübnan’ın ikinci büyük şehri olan Trablus’un Kıbbe semtinde ve Mardin Savur’un Racdiyye (Üçkavak) ve İmğaşniye (Yenilmez) köylülerinden bir kısım da Lübnan’ın doğusunda kalan Bekaa Vadisi’ndeki köylerde çiftçilik yaparak hayatlarını sürdürüyor. 6


1950’lerden itibaren aralarında zaten var olan aşiretçilik, köylücülük (köy bağnazlığı) ve mahalli önderlik gibi rekabet zaman zaman krizlere yol açmış.

Daha sonra siyasi bölünmelere de (Nasırcılık, Arap milliyetçiliği, sol partiler vs.) sebep olmuş.

1975 -1991 yıllarındaki öldürücü Lübnan iç savaşında mümkün olduğunca tarafsız kalıp sadece bulundukları mahalleleri savunma amaçlı bir organizasyona giren Mardelliler, yine de o dönemde Nasırcı Murabitun örgütü ile Dürzî lider Kemal Canpolat’ın İlerici Sosyalist Partisi’ni desteklemişler.
 

 

5.jpg
Lübnan iç savaşında Mardinliler Avrupa gitmişler


1980’lerde Lübnan’daki Filistin mücadelesine silahlı destek sırasında 10 kadar Mardinli hayatını kaybetmiş.

Merdallilere ait ilk sivil toplum örgütü 1960 yılında Beyrut’ta kurulan Ravda Kültür Derneği’dir. Bu dernek Beyrut’un güney yakasında bulunan Burc El Berajne semtinde 1940’lı yıllarda Mardin’in Ömerli ilçesinden Beyrut’a gelen Omeri ailesi tarafından tesis edilmiştir.

Hâlihazırda kendine ait mescidi, okulu, Kuran kursu, sağlık ocağı gibi merkezleri bulunan Ravda Kültür Derneği, Lübnan’daki en yüksek Sünni dini otorite olan İslam Sünni Konseyi (Dar-ul Fetva) ile güçlü ilişkiler içerisinde olup şu an Merdalliler özelinde faaliyet göstermekten ziyade dini temelli etkinlikle içerisinde bulunmaktadır.

Bu merkezin kurulmasından sonra Omeyrat Aile Birliği, Gelecek Nesil Derneği (Cil El Mustakbel), Lübnan Türk Gençlik Derneği gibi sivil toplum örgütleri de Merdalliler tarafından tesis edilmiştir. 7


Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kasım 2010 yılındaki ziyaretiyle birlikte Mardelliler, hem Sünni kesimi temsilen hükümeti yöneten Hariri ailesi önderliğindeki Müstakbel Partisi’ni hem de AKP iktidarını destekliyorlar.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde de Erdoğan lehine oy kullanmışlar.

Anlatımlarından anladığım kadarıyla, siyasi partilerle politikacılar tarafından sıkça istismar ediliyorlar.

Talepleri arasında Türkiye’nin desteğiyle Lübnan’daki projelerini gerçekleştirmek ve Türk vatandaşlığı almak da bulunuyor.

Lübnan’da yaşayan Mardinli Süryani Papaz İlyas Georgeous, Süryani göçünün Seferberlik yıllarını takiben başladığını ifade etmişti.

Osmanlı'nın son döneminde bölgede meydana gelen karışıklıklar, Süryanilere zor zamanlar yaşatmış. Papaz Georgeous, o dönemi, “zulüm yılları” olarak niteliyor.

1895’te Diyarbakır’da Süryanilerden bazılarının öldürülmesini takiben tüm bölgede Süryanilere karşı tehditler artarak sürmüş.

Süryaniler 1900’lü yılların başlangıcından itibaren Suriye ve Lübnan başta olmak üzere farklı ülkelere göç etmeye başlamışlar…

Süryaniler, Lübnan’a geldiklerinde Hıristiyan nüfus tarafından sahiplenilmiş, ihtiyaçları oradaki cemaat ve vakıflar tarafından karşılanmış, dolayısıyla Arap asıllı Mardinlilere kıyasla daha rahat bir uyum süreci yaşamışlar.

Toplumsal yaşamda ciddi bir problemle karşılaşmayan Süryaniler, Lübnan siyasetine aktif bir şekilde dâhil olmayı tercih etmemişler. 8

Kürtlere gelince, onların Lübnan’a göçünün tarihi çok eskiye dayanır.

Eyyubiler devletinin (1171-1360) meşhur ismi Selahaddin Eyyübi zamanından kalma Kürtlerin Filistin, Ürdün, Suriye ve dolayısıyla Lübnan’da (çok az olsalar bile) bazı evlatlarıyla yüz yüze görüşmüştüm.

Sonrasına bakalım: (İran tarafından gelip) Hakkâri yoluyla göç etmiş Kürt kökenli bir aile olanCanbolat hanedanı, günümüzde Lübnan Dürzîlerinin (bir çeşit Alevi inancı mensupları) önderliğini yapmaktadır.

1605 tarihinde Halep valiliğini elinde tutan Canbolat ailesi, Lübnan dağının (Cebel-ül Lübnan) özerkliğini o devirde elinde bulunduran Fahreddin Maan tarafından Lübnan’a davet edilmiştir.

Lübnan dağının ileri gelen ailelerinden İmad, Merabi ve Abbud aşiretleri, Lübnan, Suriye ve Türkiye’de kolları bulunan Omayri (Omaryan?) aşireti de Anadolu’dan farklı zamanlarda Lübnan’a göç eden Kürt ailelere örnek olarak verilebilir. 9

Öte yandan, Çemçemal yöresindeki bir aşiretin önemli kolunun (Osmanlı'ya karşı isyanda yenilmesinin ardından) Lübnan Baalbek yöresine gittiğini, 2013 yılında Süleymaniye’de bizzat ziyaret ettiğim aşiret reisinden öğrenmiştim.

ORSAM raporunu, kaldığı yerden özetleyelim:

Birinci Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı idaresinde olan Lübnan ve Suriye topraklarında 1920’de başlayan Fransız manda dönemi, Kürtlerin kimlik inşasında önemli rol oynamıştır.

Bedirhan ailesinin Fransız yönetimi ile kurduğu sıkı ilişki Mardinli Kürtlerin Lübnan’a yolculuğunda birçok açıdan etkili olmuştur…

Kamuran Bedirhan’ın Lübnan’daki varlığı ve gücü Mardin Kürtleri için Lübnan’ı önemli bir göç merkezi haline getirmiştir.

Mardin Kürtlerinin göçleri genellikle aileler ya da ufak gruplar halinde gerçekleşmiş, Şeyh Sait İsyanı'nın gerçekleştiği 1925 yılı ise en yoğun göç dalgasının kaydedildiği yıl olmuştur.

Lübnan’a göç eden Kürtlerin büyük çoğunluğu Mardin’in Nusaybin, Ömerli ve Midyat ilçeleri ile çevrelerinde bulunan Ovabaşı (Metina), Çimenlik (Merce), Söğütlü (Kinderip), Kuruköy (Cibilgrav) ve Güzelağaç (Merska) köylerinden göç etmişlerdir.

Mardin Kürtleri, Kurmanci lehçesini konuşmaktadır. Lübnan’a göç eden ikinci ve üçüncü kuşak Kürtlerin günlük yaşamlarında daha çok Arapça konuştukları görülmektedir.

Ancak Kürtler, Arapça konuşurken Mardinli Arapların kullandığı Merdalli şivesini değil, Lübnan şivesini tercih ediyorlar.

Lübnan’da yaşayan Mardinli Kürtler kendilerini tanımlarken “Kürt ve Lübnanlı” ifadelerini kullanıyorlar.

Kürtlerin göç rotasında akrabalık ve aşiret bağlarının son derece etkili olduğu ifade edilebilir.

Mardinli Kürtlerin bir kısmı direk Lübnan’a göç ederken, bir kısmı önce Suriye’ye gitmiş bir süre sonra Lübnan’a yerleşmiştir.

Kürtlerin göç etme nedenleri şunlardır:

(A) savaş ve zorunlu askerlik hizmeti,
(B) Türkiye’deki isyanlar ve bölgesel kaos,
(C) yeni Türkiye inşasında toplumsal kutuplaşma-dışarıda bırakılma ve
(D) ekonomik problemler.

Özellikle ilk kuşağın siyasete katılım noktasında diğer Mardinli toplumsal gruplardan daha aktif oldukları görülen Mardinli Kürtler, kendi kurdukları çeşitli sivil toplum kuruluşlara, KDP (Lübnan Kürt Demokratik Partisi), Rızgarî gibi siyasi partilere veya 8 Mart Bloğu içerisinde yer alan çeşitli gruplara katılmışlardır. 10

Lübnan’da hayatın hemen her alanında göreli aktif olan Kürtler, ne yazık ki siyaset temsiliyeti açısından geri plandadırlar.

Parlamentoda yeterince temsil edilmediklerini düşünüyorlar.

Kişisel gözlemlerim ve sohbetlerim ışığında şunu söylemem mümkün:

Orada Kürtler de Barzani geleneğindeki partilerin Lübnan’daki bir uzantısı sayılmalıdır. 1970’li ve 1980’li yıllarda Celal Talabani’nin Suriye ve Lübnan’da Filistinli Marksistlerin yanı sıra ilerici Arap hareketleri ve bazı komünist/sosyalist yerel oluşumlar aracılığıyla Lübnan’daki Kürtler üzerinde ciddi bir etkisi olmuştur.

PKK hareketinin Bekaa Vadisi’ne yerleşmesiyle beraber özellikle Suriye’den Lübnan’a göçmüş olan Kürtler arasında bu örgütün ciddi bir kitle tabanı oluşmuştu. 11

2000’lerin başında Barzani çizgisindeki birkaç hareketin ortak düzenlediği bir Newroz kutlamasına, tesadüfen katılmıştım.
 


Kutlamaya kitle katılımı sınırlı sayıdaydı. Buna karşılık aynı gün Beyrut’taki bir futbol sahasında gerçekleşen PKK taraftarlarının sayısının hayli kalabalık olduğunu söylemişlerdi. Şu andaki durumu ise bilmiyorum. 

Kimi verilere bakılırsa Lübnan’daki Kürt sayısı 100 bin dolayında. Bunun 50 bini Haseke dolaylarından göçmüş.

Beyrut’taki toplam gecekonduların yüzde 35’inde Kürtler yaşıyor. Beyrut’un dışında Trablus, Sayda, Sur ve Bekaa yörelerinde bulunuyorlar.

 

 

Kaynakça:

1-) Yeni İstanbul gazetesinde ilki 20 Nisan, sonuncusu da 8 Mayıs 1955’te “Lübnan ve Arap
Diyarı” başlıklı yazı dizisinde 1916-1917 yıllarına ait hatıralarını yayımlar.
2-) NTVMSNBC.COM -Utku Erişik- 31.09.2004, [email protected]
3-) Kilis 7 Aralık Üniversitesi öğretim görevlisi Muhammed Hüküm, “ Refik Halit Karay’ın
Ortadoğu ile İlgili Yazıları”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, c. 28, sayı 2, sayfa 109-
124, Temmuz 2018.
4-) İsmail Çağılcı, “Mardin’den Beyrut’a Feyruz’un Hikâyesi”, 20 Aralık 2017.
5-) Hüseyin Bakır, “Lübnan’da Mardin Diasporası” başlıklı makale, ORDAF sitesi 24 Mart
2020.
6-) ORDAF sitesi.
7-) ORDAF yazısı ve belgesel film anlatımı.
8-) Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü Araştırma Görevlisi Ayşe Selcan Özdemirci, “Lübnan’daki Mardinliler: Mardin Halkın Göçü”, ORSAM, Mart 2017. 
9-) Aynı makale.
10-) Aynı makale.
11-) Guita Hourani, “The Kurds of Lebanon: Socioeconomic Mobility and Political Participation via Naturalization, Notre Dame University-Beyrut, 4 November 4, 2011.

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir.

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU