Eski dosttan düşman olmaz, Baas kimseyle dost olmaz

İrfan Tatlı, Esad rejimiyle muhtemel bir diyaloğun Türkiye'nin terör endişesine ve Suriyelilerin geri dönüşüne "katkısı" üzerine yazdı

Fotoğraf: Reuters (Arşiv)

Türkiye siyasetinde son günlerin en önemli gündem maddelerinden biri de Türkiye ile Esad rejimi arasında görüşmelerin gerçekleşebileceğine dair yapılan açıklamalardır.

Yaklaşan seçim ve artan mülteci ve göçmen karşıtlığı göz önüne alındığında, söz konusu açıklamalar toplumun tüm kesimleri tarafından ilgi ile takip edilmekte.

Öyle ki, Esad ile görüşülmesinin gerekliliği, son dönemde iktidar partisi ve muhalif partilerin üzerine mutabık oldukları tek konudur demek pek de yanlış olmayacaktır. 

Ancak, bu görüşmenin, diplomatik ve siyasi açıdan ülkemizdeki mülteci meselesi ve sınırımızdaki terörün ortadan kaldırılması konularında olumlu etkileri olacağı varsayılsa da Beşar Esad'ın iktidara geldiği günden bugüne kadar uyguladığı politikalar ve Baas rejiminin tarihi göz ardı edilerek, yalnızca sınırımızdaki terör örgütü ile mücadele ve ülkemizdeki mültecilerin geri dönüşleri konularında gerçekleşecek bir iş birliği çerçevesinden okunması oldukça hatalı bir okumadır.

Zira, Baas rejimi kindardır, intikamcıdır ve acımasızdır. Tarih, Baas rejiminin, güç ve iktidarını korumak adına ne denli ileri gidebileceğini bizlere masum insanların kanı üzerinden birçok kez göstermiştir.

Bu türden vahşetlerin yeniden yaşanmaması adına, tarihten ders çıkarılmalı ve Esad rejimi ile görüşülerek problemlerin çözüleceğine dair politikalar ve görüşler yeniden gözden geçirilmelidir.

Çünkü, Akif Emre'nin ifadesiyle;

Hafızası olmayan toplumlara tarihin emanet edeceği hiçbir kalıcı değer yoktur.


Bu bağlamda, Esad ile görüşmenin oldukça dikkatli bir düzlemde okunmasının gerekliliğine her zamandan daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

Esad rejiminin, neredeyse hiçbir soyut çıktısı bulunmayan, sözde "uzlaşmacı" ve "affedici" söylemlerine güvenerek, uzlaşma ve iş birliği yoluyla terörü ve mülteci meselesini çözüme kavuşturmaya yönelik planların da realist bir bakış açısıyla yeniden gözden geçirilmesine ihtiyaç olduğu açıktır. 
 

AP.jpg
Fotoğraf: AP

 

İlan edilen aflar, affedilmeyen insanlar

Af ve benzeri olaylar, sıradan ülkeler için istisnai sayılabilecek uygulamalardandır. Ancak, bu istisnai durum Esad rejimi için söz konusu değildir.

Suriye'de, çatışmaların başladığı 2011 yılından 2022 yılına kadar geçen 11 yıllık sürede, 2017 yılı hariç, Esad rejimi tarafından her yıl af ilan edilmekte.

Öyle ki, savaş ve çatışmayla geçen son 11 yılda 12 kez af ilan edilmiştir.

İlk bakışta olumlu olarak algılanabilecek bu aflar, gerçekte ne Esad rejiminden kaçmış olan Suriyelilerin geri dönüşüne ne de rejimin hapishanelerinde yatmakta olan insanlara fayda sağlamaktadır.

Sık sık ilan edilen aflara rağmen, Suriyelilerin geri dönmemelerinin en büyük sebebi, Baas rejimini ve Esad'ı oldukça iyi tanımalarıdır denilebilir.

Suriyelilerin aflara rağmen dönmemeleri, Esad rejimine güvenmemelerinden kaynaklanıyor.

İnsanlar, döndüklerinde tutuklanacaklarından, işkence göreceklerinden ve zorla kaybetme olaylarına maruz kalacaklarından korkuyorlar ve bu korkularında da haksız değiller.
 

Reuters.jpg
Fotoğraf: Reuters

 

Çatışmalar sebebiyle ülke dışına göç etmiş veya ülke içinde yerinden edilmiş olan insanların pek çoğu ya Esad rejimine muhalif ya da rejimden pek de haz etmeyen insanlar.

Dolayısıyla, bu insanlar geri döndüklerinde rejim tarafından bir soruşturmaya maruz kalmaktan, gözaltına alınmaktan veya tutuklanmaktan endişe duymaktadırlar.

Özellikle, geri dönen erkeklerin zorla askere alınabilmeleri de geri dönüşü etkileyen bir diğer faktördür.

Zira, çatışmalarda ölen ve yaralanan askerlerin sayısının yüksekliği ve ordu içerisinde yaşanan firarlar, rejim güçleri açısından ciddi bir krize dönüşmüş durumda.

Rusya'nın Suriye'deki varlığının kara kuvvetlerinden ziyade hava kuvvetlerine dayandığı göz önüne alındığında, oluşan asker açığı İran destekli Şii milislerle giderilmeye çalışılmakta.

Esad da sık sık af ilan ederek kaçak duruma düşen erkekleri af edeceğini belirtmekte.

Ancak, rejimin hapishanelerine düşme korkusu kadar, bir savaşın içerisinde bulunmak da özellikle erkekleri geri dönmekten alıkoymakta.

Kısacası, bu afların etkisiz kalmasında, Esad rejimine yönelik bir güvenirlik sorunu olduğu oldukça açıktır.


Esad'ın kötü şöhretli hapishaneleri ve meçhule geri dönüş

Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) verilerine göre, 2011 ile 2021 yılları arasında Esad rejimi tarafından 131 bin 469 kişi tutuklanmıştır.

Tutuklananların 8 bin 37'sini kadınlar oluştururken, 3 bin 621 çocuk da tutuklular arasında bulunmaktadır.
 

14-2.jpg
Görsel: amnesty.org

 

Uluslararası Af Örgütü de, Esad rejimine bağlı güçlerin, rejimin kontrolündeki bölgelere geri dönenlere yönelik keyfi gözaltı, işkence, zorla kaybetme ve cinsel şiddet gibi eylemler gerçekleştirildiğini bildirdi.

Örgüt tarafından yayımlanan "Ölüme gidiyorsun" başlıklı raporda, Esad rejimi istihbaratının, 13'ü çocuk, 66 kişiye karşı işlediği vahşeti ve hak ihlallerini belgeledi.

Bu vakalar arasında, 5 kişinin gözaltındayken maruz kaldıkları şiddet ve işkence sebebiyle öldürüldüğü belgelerle ortaya koyulurken, 17 kişinin zorla kaybedildiği ve akıbetlerinin bilinmediği bildirildi.

Rejim hapishanelerinde işkence gören mahkumlar o kadar kötü şartlar altında öldürülmektedir ki, Birleşmiş Milletler (BM) soruşturmalarında bu ölümler "imha" olarak nitelendirildi. 
 

aa.jpg
Fotoğraf: AA

 

Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) de yayımladığı raporda 2018 yılından bugüne kadar, Esad rejimine ait güvenlikli cezaevlerinde, 233 kişinin işkence altında öldüğünü belgelerle açıkladı.

Adalet Eğitim ve Yardımlaşma Derneği (NİSVA) Başkanı Lama Larin Jesry ve güvenlik gerekçesiyle adını değiştirerek Ala al-Dari ismini alan eski bir kadın mahkum, rejim hapishanelerinde kaldıkları sürede yaşadıklarını verdikleri röportajlarda dile getirdiler.

Eski mahkumlar, tutuldukları hapishanelerde rejime bağlı gardiyanlar tarafından kadınların cinsel istismara uğratıldığını ve sonrasında düşük yapmaya zorlandıklarını, hamileliğin engellenemediği durumlarda ise bebeklerin öldürüldüğü durumların yaşandığını anlatmışlardır.
 

Sednaya Hapishanesi’nin havadan görüntüsü (Twitter).jpeg
Sednaya Hapishanesi’nin havadan görüntüsü / Fotoğraf: Twitter

 

Sednaya Hapishanesindeki Tutuklular ve Kayıplar Derneği (ADMSP) tarafından yayımlanan ve Sednaya Hapishanesi'ndeki hapsedilen eski mahkumların ifadelerinin yer aldığı raporda ise, rejim güçlerinin hapishanede tutulan kişilere yönelik şiddet eylemleri, işkenceler ve hak ihlallerine yöneliş şahitlikleri tüm açıklığıyla ifade edildi.
 

Tedmur1.JPG
Tedmur Cezaevi

 

Tel Abyadlı bir Türkmen olan İsmail Mustafa ise, Hafız Esad döneminde, Baas rejiminin hapishanelerinde, işkence, zulüm ve korku içinde, kötü şöhretiyle tanınan Tedmur Cezaevi'nde geçirdiği 13 yılı anlatırken, o günler yaşadıklarının etkisini hala hissettiğini belirtti.

2000 yılında, Hafız Esad'ın ölmesinin ardından hapishaneden kurtulan Mustafa, 2007 yılına kadar tüm medeni haklardan mahrum bırakıldığını, evlenemediğini ve hatta nüfus cüzdanı dahi alamadığını ifade etti.

Mustafa, aynı zulüm ve işkence döneminin oğul Esad döneminde de devam ettiğini söylerken, Esad rejiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanmasının gerekliliğini de dile getirdi.
 

Tedmur.JPG
Tedmur Cezaevi

 

Şüphesiz ki bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak, yalnızca bu veriler ve şahitlikler bile, Baas rejiminin ve Esad yönetiminin, kendi halkına karşı ne denli acımasız olabileceğini göstermektedir.


Esad rejimi güvenilir ve yapıcı bir müttefik olamaz

Esad rejimi ile yapılacak muhtemel bir görüşmenin Türkiye'nin çıkarlarına yapacağı katkı ya da vereceği zarar ayrı bir tartışmanın konusu.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, Esad rejimi ile başlatılacak bir diyaloğun, Türkiye'deki Suriyelilerin geri dönüşlerine olumlu olarak yansımayacağının farkında olunmasıdır.

Pek çok siyasetçi, iktidara gelmeleri halinde Suriyelilerin kısa süre içerisinde geri gönderileceğini vadediyor.

Seçim yaklaştıkça, mülteci ve göçmenler üzerinden bu ve benzeri söylemlerin daha fazla üretileceği açıktır.

Ancak, muhalif partilerin bu söylemleri de tıpkı iktidarın şuan gündeme getirdiği gibi, Esad rejimi ile görüşme zeminine dayanıyor.

Meselenin hukuki boyutunu da ihlal eden bu söylemler, "günü kurtarma" adına siyasilerin işlerine yarıyor olsa da günün sonunda en çok zarar görecek olan yine mülteciler ve Türk halkı olacaktır.

Dünyanın birçok ülkesinde yaşamakta olan Suriyelilerin çok büyük bir kısmının, Esad rejiminin yönetimde olduğu bir Suriye'ye geri dönmeye dair bir eğiliminin olmadığı birçok araştırma ve ankette açıkça görülüyor.

Çünkü, bu insanların birçoğu ya kendileri ya da yakınları Esad ve Baas rejiminin zulmüne şahit olmuş ve bu anlayıştaki bir rejimin güvenilmez olduğunu yaşayarak tecrübe etmiş insanlardır. 

Esad rejiminin, gün geçtikçe Rusya'ya daha da bağımlı bir hale geldiği aşikardır. Askeri kapasitesi ise oldukça sınırlı ve birçok açıdan yetersizdir.

Bu haldeki bir askeri gücün, şu anda Suriye'nin kuzeyindeki bölgeyi kontrolü altında bulunduran terör örgütü PYD/YPG ile mücadele edebilmesi mümkün değildir.

Kaldı ki, söz konusu bölgede terör örgütünün silahlı mensupları ile Esad askerleri ve Rus askerleri defalarca birlikte görüldü. 

Bu durumda, Esad rejiminin, ne Türkiye'nin sınırlarındaki terör yapılanmasının kökünü kazımakta, ne de ülkemizdeki mültecilerin "onurlu geri dönüş"lerinin sağlanması konusunda güvenilir ve yapıcı bir müttefik olamayacağı açıktır.

 

 

*Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe'nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

DAHA FAZLA HABER OKU