Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu: İnsanlar Kovid-19’dan da dersini almazsa bütün ümidimi yitireceğim

Ekolog, ornitolog ve doğa koruma bilimcisi Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu, “Yok olmanın eşiğindeki pangolinlerden insanlara geçen Kovid-19’dan da dersimizi alamazsak, insanlığın akıllanıp doğayı koruyacağından ümidimi yitireceğim” dedi

Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu / Fotoğraf: Independent Türkçe

ABD Utah Üniversitesi Biyoçeşitlilik ve Doğa Koruma Ekolojisi laboratuarının kurucusu ve Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu, insanların doğal alanları amansızca yok ettiği ve yaban hayatının yaşadığı alanları giderek daralttığı için, milyarca canlının giderek daha ufak ve bozulmuş doğal alanlara sıkıştığını söyledi.

Kovid-19’un Çin’in sözde geleneksel “tıbbı” yüzünden soyu tehlikedeki pangolinlerden (pullu karıncayiyen) onları yiyen insanlara geçtiğinin düşünüldüğünü belirten Prof. Şekercioğlu, “Bilimsel olarak tıbbi yararı olmayan ve dünyada en çok kaçak ticareti yapılan hayvan türü olarak yok olmanın eşiğine gelen pangolinlerden insanlara geçerek yüz binlerce insanı öldürecek Kovid-19’dan da dersimizi alamazsak, insanlığın akıllanıp doğayı ve kendini koruyacağına ümidim kalmayacak” dedi.
 

Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu (5).jpg
Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu / Fotoğraf: Independent Türkçe


Prof. Dr. Şekercioğlu, ekolog, ornitolog ve doğa koruma bilimcisi olmasının yanında Türkiye'nin ilk tropik biyoloğu ve National Geographic'in ilk Türk fotoğrafçısı.
 

Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu.jpg
Fotoğraf: Independent Türkçe


TÜBİTAK Bilim Özel Ödülü’ne ve on binin üzerinde bilimsel atıfa sahip olan biyolog Şekercioğlu, 2011'de ABD National Geographic Kaşifi ve 2013'te de National Geographic 'Risk Alanı' seçildi. 

İngiltere'nin en önemli doğa koruma ödülü olan Whitley Gold ödülünü Prenses Anne’den iki kere alan tek kişi oldu.
 

Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu (1).JPG
Fotoğraf: Independent Türkçe


Kovid-19 ölümlerinin 2-3 hafta önceki enfeksiyonları gösterdiğini ancak iklim değişikliğinin yol açtığı ölümlerin, yıllar önceki sera gazı emisyonlarının bir sonucu olduğuna da dikkati çeken Şekercioğlu, “İnsanlık şu anki faaliyetlerine devam ederse ve 2100’e kadar 3 dereceyi geçeceği hesaplanan küresel ısınmayı, emisyonlarımızı azaltarak 1,5 derecenin altına indiremezsek, 2100 yılında kanserden ve Kovid-19 dahil tüm bulaşıcı hastalıklardan daha fazla insanı küresel ısınma öldürecek” şeklinde konuştu. 

“Biz ne kadar doğal alanların içine girip bu alanları ve yaban hayatını yok edersek, bu canlıların hastalanıp bize yeni hastalıklar bulaştırma ihtimali de o kadar artıyor” diyen Utah Üniversitesi Biyoloji Fakültesi ve Koç Üniversitesi Fen Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu, bu süreçte doğa ile Kovid-19 arasındaki bağlantıyla ilgili Independent Türkçe'nin yanıtladı. 


"Bu tip hastalıklar doğaya müdahelemizin beklenen bir sonucu; ben de dahil binlerce bilim insanının yıllardır uyardığı bir felaketti"
 

2009 Cagan Kafkas (1).jpg
Fotoğraf: Independent Türkçe


- Vahşi doğa Kovid-19 ile intikam mı alıyor?

Doğada bir bilinç olmadığı için gerçek anlamda bir intikam söz konusu değil tabii ki. Ama insanlığın sağlığı doğanın sağlığına bağlı olduğundan, doğa tahribi ve doğal dengenin bozulmasının çok büyük, olumsuz ve bazen de geri dönülemeyen (tipping point) sonuçları oluyor. İklim değişikliği veya yeni bulaşıcı hastalıkların çıkması gibi.

Çevrebilimci James Lovelock’un Gaia hipotezine göre, dünyanın canlıları ve doğal döngüleri belli bir dengeyi koruyan bir ilişki içerisindeler ve de doğal sistemlerin dengesi insanlar tarafından bozulunca, doğal sistemler bu dengeyi düzeltecek tepkiler veriyor.

Bu tip hastalıkların çıkması zaten doğaya müdahelemizin beklenen bir sonucu ve ben de dahil binlerce bilim insanının yıllardır uyardığı bir felaketti.

İnsanlık tarihinde kara veba, kuduz, grip, Ebola, AIDS, SARS, kuş gribi, 1918 gribi gibi yüzlerce hastalık ve parazit insanların yaban hayatı ve diğer hayvanları yemesinden dolayı insanlara geçmiş ve tarihimiz boyunca milyarlarca insanı öldürmüştür.


"Kedilerdeki toksoplazmoz Türkiye’de göz ardı edilen bir numaralı zoonotik hastalık. Kediler, Kovid-19’u da taşıyabiliyor"
 

kedi  Independent.jpg
Fotoğraf: The Independent


Hayvan kökenli bu zoonotik hastalıklar, tüm insan hastalıklarının yüzde 61’ini oluşturur ve de son 10 yılda keşfedilen hastalıkların yüzde 75’ini oluşturuyorlar. Birçok insan bu hastalıkların çoğundan habersizdir.

Örneğin kedilerden insanlara geçen toksoplazmozun sadece ABD’de 60 milyon insana bulaştığı düşünülüyor. Dünyanın bazı bölgelerinde insanların yüzde 60’ı toksoplazmozu taşıyor.

ABD hükümeti toksoplazmozu gözardı edilen en önemli beş bulaşıcı hastalıktan biri ilan etti. Ama milyonlarca sokak kedisinin yaşadığı ve insanlara kolaylıkla toksoplazmos bulaştırabildiği ülkemizde durum daha da vahim.

Kaç insanımızda toksoplazmoz olduğunu bilmiyoruz; ama Türkiye'deki bölgesel çalışmalar incelenen kişilerin yüzde 30 ila yüzde 79'unun seropozitif olduğunu tespit etmiştir.

Toksoplazmoz özellikle hamile kadınlar, onların bebekleri ve bağışıklık sistemi zayıf insanlar için büyük risk taşıyor. Göz ve sinir sistemi sorunlarına, zeka geriliğine, şizofreni gibi zihinsel hastalıklara, solunum yolu ve kalp hastalıklarına yol açabiliyor ve ölümcül sonuçları olabiliyor.

Genel nüfusta da şizofreni gibi akıl hastalıklarına yol açtığı düşünülüyor. Toksoplazmos taşıyıcıların Parkinson ve Alzheimer geçirme ve de trafik kazası yapma risklerinin arttığı da gözlemlenmiş.

Kedilerin taşıdığı toksoplazmoz Türkiye’de göz ardı edilen bir numaralı zoonotik hastalık, ama yapılanlar yetersiz.

Solunum hücrelerindeki ACE2 proteini insanınkine benzediğinden kediler, Kovid-19’u da taşıyabiliyor.

New York Bronx hayvanat bahçesinin öksüren bir kaplanında da Kovid-19 tespit edildi ve Bronx’da öksüren diğer kaplanlar ve aslanlarda da Kovid-19 olduğu düşünülüyor.

Doğal alanları amansızca yok ettiğimiz ve yaban hayatının yaşadığı alanları giderek daralttığımız için, milyarca canlı giderek daha ufak ve bozulmuş doğal alanlarda sıkışıyor.


"İnsanlar ağaçları kesince, sıtmaya yakalanıp yayacak insanların sayısı artar"
 

reuters.jpg
Fotoğraf: Reuters


Maden çıkarma, ağaç kesme, baraj yapma, inşaat, şehirleşme gibi faaliyetler ormanları ve diğer doğal alanları yok ettikçe, yok edilen alanlardan kaçan canlılar giderek daha ufak alanlara sıkışıyor ve stresleri artıyor.

Stresli canlıların bağışıklık sistemleri de zayıflar ve hastalıklara daha açık hale gelirler. Yaşayacakları alanları biz yok ettikçe, bu canlılar ufak alanlarda yoğunlaşıyor ve stresten daha da hastalanan yaban hayatının birbirine ve bize hastalık bulaştırma ihtimali artıyor.

Bu bilinen bir sorun ama giderek büyüyor. Ben düzinelerce ülkede tropik ormanlarda çalıştım. Örneğin sağlıklı, geniş ve tahrip edilmeyen tropik ormanlarda sıtma azdır. Ama etrafı insanlarla sarılı ve tahrip edilen tropik orman parçalarında sıtma oranı hızla artar.

İnsanlar ağaçları kesince, hem sıtma taşıyan sivrisineklerin üreyebileceği sulu çukurların sayısı hem de sıtmaya yakalanıp yayacak insanların sayısı artar. Hem de sivrisinek larvalarını ve erişkinlerini yiyen böcek, kuş ve diğer avcı canlı türlerinin sayısı azalır.

Doğal alanlarda insan sayısı ve faaliyeti arttıkça, bu hastalıkların insanlara geçmesi de daha kolay oluyor. Ormanlarda madencilik, inşaat ve ağaç kesimi yapan işçilerin karınlarını doyurmak için bir yandan da orman hayvanlarını avlayıp yediğini birçok ülkede görüyoruz.

Ayrıca bu işçilerden para kazanmak için yaban hayvanlarını avlayıp onlara satan kişiler ve pazarlar da oluşuyor.

Biz ne kadar doğal alanların içine girip bu alanları ve yaban hayatını yok edersek, bu canlıların hastalanıp bize yeni hastalıklar bulaştırma ihtimali de o kadar artıyor. 


"Yıllardır uyarılarımızı yaptık; raporlar, modeller ve senaryolar yayınlandı ama tüketim çılgınlığı içindeki toplumlar bunları umursamadı"
 

Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu (3).jpg
Fotoğraf: Independent Türkçe


- Doğa Kovid-19 ile insanlığa bir mesaj mı gönderdi?

Maalesef evet. Kovid-19 sınırsız tüketimimizin ve doğayı ve biyolojik çeşitliliği amansız şekilde yok etmemizin insanlığa zarar veren birçok sonucundan biridir.

Doğa bize sürekli mesajlar veriyor; ama çoğunluk kaale almıyor. Böyle bir pandeminin çıkacağı konusunda biyologlar olarak yıllardır uyarılarımızı yaptık ve birçok raporlar, modeller ve senaryolar yayınlandı; ama tüketim çılgınlığı içindeki toplumların çoğu bunları umursamadı.

Doğal alanları yok ettikçe türlerin çoğunu da yok ediyoruz ama insanların yarattığı yapay ortamlardan faydalanan sıçanlar gibi birkaç tür de var. Sayıları artan türlerin bir kısmının da insanlara eski ve yeni hastalıkları yayan türler olduğunu görüyoruz.


"Yok olmanın eşiğindeki pangolinlerden insanlara geçen Kovid-19’un mesajından da dersimizi alamazsak, insanlığın akıllanıp doğayı koruyacağından ümidimi yitireceğim"
 

pangolin reuters.jpg
Fotoğraf: Reuters


Öte yandan, insanlar yediği için soyu tehlikeye giren bazı türlerden de insanlara hastalıklar geçebiliyor. Kovid-19’un Çin’in sözde geleneksel “tıbbı” yüzünden pangolinlerden (pullu karıncayiyen) onları yiyen insanlara geçtiği düşünülüyor.

Yarasa ve pangolinlerdeki koronovirüslerin, bu hayvanları yiyen insanlarda rekombinasyon yoluyla bir araya gelerek Kovid-19’u oluşturduğu ihtimali de var.

Esasında bilimsel olarak hiçbir tıbbi yararı olmayan ve dünyada en çok kaçak ticareti yapılan hayvan türü olduklarından yok olmanın eşiğine gelen pangolinlerden insanlara geçerek yüzbinlerce insanı öldürecek Kovid-19’un mesajından da dersimizi alamazsak, insanlığın akıllanıp doğayı koruyacağından ümidimi yitireceğim.


"Küresel ısınma 2100'de kanser ve Kovid-19 dahil tüm bulaşıcı hastalıklardan daha fazla insanı öldürecek"
 

reuters2.jpg
Fotoğraf: Reuters


Diğer önemli mesaj da Kovid-19 ve iklim krizi ile arasındaki paraleller. Salgın hastalıklar gibi, iklim değişikliği de daha en kötü sonuçları başlamadan erken hareket ve radikal kararlar gerektiren bir kriz.

Kovid-19’da da gördüğümüz gibi birçok insan sonuçları görmeden ikna olmuyor ve davranışını değiştirmiyor; ama korkutucu sonuçlar ve ölümler başladığında bunları engellemek için çok geç oluyor.

İklim değişikliğinde bu daha da geçerli. Kovid-19 ölümleri 2-3 hafta önceki enfeksiyonları gösteriyor ama iklim değişikliğinin yol açtığı ölümler, yıllar önceki sera gazı emisyonlarının bir sonucu.

İnsanlık şu anki faaliyetlerine devam ederse ve de 2100’e kadar 3 dereceyi geçeceği hesaplanan küresel ısınmayı emisyonlarımızı azaltarak 1,5 derecenin altına indiremezsek, küresel ısınma 2100 yılında kanser ve Kovid-19 dahil tüm bulaşıcı hastalıklardan daha fazla insanı öldürecek.
 

küresel ısınma reuters.jpg
Fotoğraf: Reuters


"Hayvan pazarlarının kapatılması; yaban hayatı ticaretinin tamamen yasaklanması şart. Ama Çin, vahşi hayvan pazarlarını tekrar açtı bile"
 

- Vahşi yaşamın yok edilmesi ve iklim değişikliği Kovid-19 sürecinin yaşanmasına mı neden oldu?

İnsanlarda ortaya çıkan yeni hastalıkların çoğunluğu hayvanlardan geçen hastalıklar zaten ve özellikle de son yıllarda bunların hemen hepsi, vahşi hayvanların yakalayıp yenmesi sonucu insanlara atlayan Ebola, Nipah, AIDS, SARS, MERS, Kovid-19 gibi hastalıklar.

Kovid-19 da Çin’de birçok vahşi hayvanın kafeslerde ya da ölü olarak satıldığı ve bunların deniz mahsulleri ve evcil hayvanlarla da iç içe olduğu hijyen olmayan “ıslak pazar” denilen Vuhan hayvan pazarında ortaya çıktı.

Tüm bu pazarların kapatılması ve yaban hayatı ticaretinin tamamen yasaklanması şart. Çin gibi totaliteryen bir hükümet istese bu pazarları anında kapatabilir.

“Kapatırsak sonra karaborsa olarak devam eder” diyorlar; ama bu doğru değil. Çin tüm vatandaşlarını kameralar ve internet üzerinden takip ediyor ve çok ağır cezalar verebiliyor.

Tabi ki ben bunlara karşıyım ama Çin madem bunları yapıyor, Çin hükümeti isterse yaban hayatı ticaretini tamamen bitirebilir. Ama Çin’de bu pazarların daha şimdiden tekrar açıldığını görüyoruz.

İnsan nüfusunun sürekli artması ve insanların yaban hayatının yaşadığı yerlere durmaksızın yerleşmesi nedeniyle, vahşi yaşamın yaşayabileceği yerler giderek daralıyor ve bu türlerin hunharca avlanıp yenmesi de bu türlerde bulunan virüs, bakteri ve diğer hastalıkların insana atlama riskini giderek artırıyor. 

İklim değişikliğinden dolayı da daha önceleri çoğunlukla tropik bölgelerde bulunan birçok parazit türü ve hastalık çeşidi de giderek Türkiye, Avrupa, ABD gibi daha ılıman iklim ülkelerine yayılıyor.

SARS, MERS, Kovid-19 ve Ebola gibi hastalıkların taşıyıcısı olan yarasalar ve de sıtma ve sarı humma gibi hastalıkların taşıyıcısı olan sivrisinekler de küresel ısınmayla daha önce yaşayamadıkları Avrupa, Amerika ve Asya ülkelerine yayılıyorlar.

Kovid-19 umarım iklim değişikliğini durdurmanın da önemini göstermiştir. İronik bir şekilde, Kovid-19’dan dolayı iptal edilen toplantılar arasında 2020 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği COP 26 toplantısı ve diğer doğa koruma toplantıları da yer alıyor. Umarım bu yüzden iklim değişikliği daha da hızlanmaz.
 

afp.jpg
Fotoğraf: AFP


"Vahşi hayvan ticareti devam ettikçe, Kovid-19 gibi korkunç hastalıkların insanlara atlayıp milyonları öldürmesinin önüne geçemeyiz"


- Başka salgınların olması muhtemel mi?

Kesinlikle. Zaten sürekli oluyor ama bölgesel olarak kontrol edilebildiği ya da az insanı öldürdüğü için Türkiye’de pek farketmiyorduk ve küresel bir krize dönüşmediler. Son yıllarda olan SARS, MERS, H5N1 ve Ebola salgınları gibi.

Yaban hayvanlarını yediğimiz sürece yeni salgınların olmaması imkansız. Dünyada avlanan binlerce tür var ve bunlardan hala bize geçebilecek sayısız virüs, bakteri ve diğer parazit var.

Hayatta kalmak için doğadaki vahşi hayvanlarla beslenmek zorunda olan neredeyse kimse kalmadı. Bu canlı türlerini avlayıp yiyenlerin hemen hepsi kendi zevki ya da saçma bir gösteriş için yiyor.

Maalesef özellikle Asya’da gösteriş için sırf ender ve soyu tehlikedeki bazı türleri büyük paralara satan yasadışı pazarlar ve lokantalar var. Asya’nın ekonomisi büyüdükçe, bu paraları harcayacak insanların sayısı da artıyor.

Batı ve Orta Afrika’da da eskiden sadece ücra orman köylerinde tüketilen goril, şempanze ve bonobo gibi ve birçok diğer yaban hayvanı türü de artık karayollarıyla büyük şehir pazarlarına hatta uçaklarla kaçak olarak bu ülkelerin Avrupa’da yaşayan diasporalarına satılıyor.

Vahşi hayvan ticareti devam ettikçe, Kovid-19 gibi korkunç hastalıkların insanlara atlayıp milyonları öldürmesinin önüne geçemeyiz.

Tüm teknolojimize rağmen küreselleşmiş ve milyarlarca insanın uçabildiği bir dünyada bu hastalıkların yayılmasını önlemek çok zor.

O yüzden bu virüs ve bakterilerin en başta insanlara atlamasını durdurmak için vahşi hayvan tüketimini sonlandırıp tüm bu pazarları kapatmalıyız ama Çin vahşi hayvan pazarlarını tekrar açtı bile!


"Yıllar sonra ilk kez 2020’de küresel sera gazı emisyonlarının da düşeceğini tahmin ediyorum"


- İnsanlar evlere kapanınca vahşi hayvanlar şehirlere geldi. Bu durum normal mi?

Tabii ki. Ait oldukları yerlere geri dönüyorlar. Unutmayın ki bizim “şehir” dediğimiz yerler daha önce hep doğal alanlardı. Özellikle son yüzyılda birçok orman, sulak alan ve diğer doğal alanları yok edip yerine şehirleri kurduk.

Burada yaşayan canlılara ne oldu? Çoğu yok oldu, ufak bir kısmı başka yerlere gitti (ki başka yerlerde hali hazırda yaşayan diğer canlılar buna pek izin vermez) ve bir azınlık da hayatını şehirlerin ufak parklarında, kenar köşedeki yeşilliklerinde sürdürmeye çalışıyor.

Örneğin doğup büyüdüğüm Ataköy’de çocukken gördüğüm birçok canlı türü yok oldu. Hem inşaatlardan dolayı hem de binlerce sokak kedisinin hemen her türlü kuş, memeli ve sürüngen türünü yemesinden dolayı.
 

KusRadyoTakip.jpg
Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu'nun Kuş radyo takip çalışmalarından bir kare / Fotoğraf: Independent Türkçe


İnsan faaliyeti azalınca, şehirlerin dışında yaşayan bazı hayvanlar doğal olarak eski yaşadıkları yerlere geri gelmeye çalışıyor; ama yine de çoğu için şehirlerin beton ortamı uygun değil.

Kovid-19’dan dolayı insan faaliyeti azaldığından, şehir gürültüsü çok azaldı ve daha önce çevremizde olan ama duyup farketmediğimiz bazı kuş türlerini ve doğanın diğer seslerini de duymaya başladık.

Kovid-19'un insan faaliyetlerini ve trafiği azaltmasından dolayı, şehirlerde çalışan deprem araştırmacıları eskiden duyamadıkları hafif şiddetteki depremleri bile duymaya başladılar.

İlkbahar da geldiğinden özellikle de kuşların üreme şarkılarını daha fazla duyabiliyoruz. Gemi trafiği azaldığından okyanuslar bile daha sessizleşti ve balinalar birbirlerini daha iyi duyabilecek.


"Turistlerin korunan alanlardan çekilmesinin doğaya zarar veren diğer faaliyetleri artıracağından çok endişeliyim"


İnsan faaliyetlerinin, özellikle de seyahat ile ticaretin azalması sayesinde İstanbul dahil birçok yerde hava kirliliği azaldı ve deniz kirliliğinin de azalacağını düşünüyorum.

Yıllar sonra ilk kez 2020’de küresel sera gazı emisyonlarının da düşeceğini tahmin ediyorum. Bu azalmalar ne yazık ki devamlı olmayacak ama en azından dünyanın doğasına ne kadar olumsuz etkilerimiz olduğunu net olarak göreceğiz.

Birçok milli park ve diğer korunan alanın kapanması ve buraya gelen turistlerin azalması, yaban hayatı için olumlu bir gelişme olsa da, ziyaretçi ve bilimsel araştırmacıların varlığı aynı zamanda kaçak avcıları, kaçak ağaç kesenleri ve doğaya zarar veren diğer yasadışı faaliyetleri de azaltır.

O yüzden, turistlerin, bilim insanlarının ve bekçilerin korunan alanlardan çekilmesinin kaçak avcılığı ve doğaya zarar veren diğer faaliyetleri artıracağı konusunda çok endişeliyim.


"Salgından sonra doğa korumaya yapılan destek azalırsa bu çok acı olur ve gelecekteki diğer salgınları garantiler"


Kovid-19 milyarlarca insana doğanın önemini gösterdi. Bazı ülkelerde halen açık olan doğal alanlara olan ziyaretler arttı ve birçok insan doğa içinde geçirilen huzurlu zamanın ve korunan alanların ne kadar önemli olduğunu anladı.

Yaban hayatının, doğanın ve doğal alanların öneminin anlaşılmasının salgından sonra da devam edeceğini düşünüyorum.

Öte yandan, salgının tetiklediği ekonomik kriz ve ekonomik kaynakların azalmasının salgından sonra doğa koruma ve yaban hayatı araştırma faaliyetlerine verilen maddi desteği azaltacağından endişeliyim.

Bu salgın, doğanın ve yaban hayatının etkin korunmasının önemini bize net bir şekilde gösterdi.

Salgından sonra doğa korumaya yapılan destek azalırsa bu çok acı olur ve gelecekteki diğer salgınları garantiler.


"Kovid-19 gibi hastalıkların insanlardan soyu çok tehlikedeki goril ve şempanzelere geçmesi de onlar için felaket olur"


- Çin’deki canlı hayvan pazarı için ne düşünüyorsunuz?

Canlı hayvan pazarlarından nefret ederim. Hem doğadaki canlıları yok ettikleri hem canlı hayvanlara işkence ettikleri hem de sürekli yeni hastalıkların kaynakları oldukları için.

Pangolinler gibi binlerce canlı türünün soyu bu pazarlar yüzünden tehlikede, bazıları da yok oldu bile.

Nüfus ve ekonomik imkanlar arttıkça bu pazarlar daha da arttı ve eskiden avlanmayan birçok tür de artık avlanıp satılıyor.

Sadece yemek için değil, özellikle doğu ve güneydoğu Asya’da artık neredeyse her kuş türü yakalanıp kafeslerde satılıyor ki çoğunun sesi güzel bile değil.
 

Aras Kus Egitim Merkezi - Cagan Sekercioglu.jpg
Prof. Dr. Çağan Şekercioğlu Aras Kuş Eğitim Merkezi'nde öğrencileriyle / Fotoğraf: Independent Türkçe


Endonezya’da da çok yaygınlar ve bununla ilgili bir bilimsel makalemizde, bu pazarların biyoçeşitlilik için ne kadar büyük bir tehdit olduğunu inceledik.

Maalesef özellikle Asya ve Afrika’da bu pazarlara çok rastladım. Özellikle Batı ve Orta Afrika’da da çok yaygınlar ve bu bölgelerde goril ve şempanzelerin bu pazarlarda satılıp, kesilip yenmesinden dolayı da AIDS ve Ebola bu türlerden insanlara geçti.

Tabii Kovid-19 gibi hastalıkların bu sefer insanlardan soyu çok tehlikedeki goril ve şempanzelere geçmesi de onlar için felaket olur.


"Kovid-19 sürecinin hemen bitmesi için insanların tam anlamıyla evde kalması ve mümkünse bütün halkın test edilmesi lazım"


- Sizce bu süreçten korunmak ve bir daha yaşanmaması için neler yapılabilir?

Kovid-19, AIDS ve Ebola gibi yeni ortaya çıkan öldürücü hastalıkları azaltmak için, dünya çapında yaban hayatı pazarlarının tamamen yasaklanması ve hemen her ülkede olan yaban hayatı avı ve ticaretinin özellikle tropik ülkelerde sona erdirilmesi gerekiyor.

Ekosistem sağlığı ile insan sağlığı benzerler. Ekosistemler de ne kadar sağlıklılarsa o kadar hastalıklara karşı dirençlidirler.

Bu da ekosistemlerin tüm canlı türlerini barındırabilecek geniş alanları kaplaması ve insanlar tarafından da tahrip edilmemesi demektir.

Yani doğayı ve yaban hayatını koruyarak insanlığı da koruyoruz. Sağlıklı bir doğa sağlıklı bir dünyadır. Doğayı yok ederek aynı gezegeni paylaşan insanların sağlıklı yaşayabilmesi mümkün değil.

Şu an yaşanan Kovid-19 sürecinin hemen bitmesi için ise insanların tam anlamıyla evde kalması ve mümkünse bütün halkın test edilmesi lazım.

Bu şekilde Kovid-19 geçirenler karantinaya alınıp, sağlıklı olanlar ya da geçirip bağışıklık kazandığı tespit edilenler günlük hayata geri dönebilir.


"İdeal çözümler lojistik veya ekonomik olarak pek mümkün gözükmüyor"


Önemli bir epidemiyolojik modele göre her gün nüfusun yüzde 7’si test edilip Kovid-19 geçirenler sıkı karantinaya alınırsa, kalanlar çalışmaya dönebiliyor ve 2 hafta sonra enfeksiyonlar inişe geçiyor.

Ama bu sadece Türkiye’de günde 6 milyon kişinin test edilebilmesi demek ki bunu yapabilecek hiçbir ülke yok.

O yüzden gerçekçi olarak enfeksiyonlar inişe geçene kadar tam sokağa çıkma yasağı ilan edilip, işverenlerin çalışanları işten çıkarması yasaklanıp, karşılığında da işverenlere maaş desteği yapılması lazım; ama ekonomik olarak bu mümkün olmayabilir.

Yani ideal çözümler lojistik veya ekonomik olarak pek mümkün gözükmüyor. O yüzden halkımızın her bireyinin mümkün olduğunca evden çıkmaması, eğer işe gitmek zorundaysa da maske, dezenfektan, eldiven ve diğer önlemlerle kendilerini çok iyi koruması ve bu süreç bitene kadar da evde beraber yaşadığı diğer aile bireylerinden, özellikle de 60 yaş üstü kişilerden uzak durması gerekiyor.

Doğal yaşamın ve doğal alanların korunması ile insan sağlığı arasında çok önemli bir ilişki var. Ne yazık ki bu salgına kadar çoğu insan bunun farkında değildi ve halen de çoğunluğun farkında olduğunu sanmıyorum.

Kovid-19 salgını, sağlıklı ekosistemler ile insan sağlığı arasındaki kritik bağlantının önemini insanların anlamasını sağlarsa ve doğayı etkin koruyarak bir daha böyle bir salgının yaşanmasını önleyebilirsek, Kovid-19’un korkunç can kaybından en azından önemli bir ders çıkararark gelecekte milyonlarca insanın hayatını kurtarabiliriz.

 

 

© The Independentturkish

DAHA FAZLA HABER OKU